Aruz vezni, Kuralları ve Aruzla Yazılmış Örnekler

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Aruz vezni, Kuralları ve Aruzla Yazılmış Örnekler

Mesaj  Admin Bir Salı Mayıs 13, 2008 4:01 pm

(KAYNAK:M.Nuri Parmaksız)

http://www.turkedebiyati.org/ayrinti.asp?id=25324

Divan şiirinde ahengi oluşturan vezne, aruz denir. Aruz, çadırın ortasına dikilen direktir. Bir çadırı nasıl direk ayakta tutarsa, divân şiirini de ayakta tutan en büyük unsur, aruzdur. M.S. 81-155 yıllarında yaşamış olan İmam Halil adlı bir dilci tarafından sistemleştirilen aruzun, develerin yürüyüşünden,demircilerin sistematik çekiç vuruşundan veya çamaşırcı kadınların tokmak seslerinden çıktığı görüşleri vardır.

“Aruz” hecelerin sayısını değil şeklini esas alır. Aruzla yazılmış şiirler incelendiğinde, her mısraın ilkinden sonuna kadar bütün hecelerinin, kendilerinden sonra gelen bütün mısraların aynı hizâdaki heceleriyle açıklık(kısalık) ve kapalılık(uzunluk) noktasında birbirine denk olduğu görülür. Açık(kısa) hece ( . veya +) işaretiyle; kapalı(uzun) hece (-) işaretiyle gösterilir.

Türkçedeki heceler kuruluş bakımından altı çeşittir:
1-Tek ünlüden oluşan hece ( kısa hece ): u-zun ( . _ ) kelimesindeki, “u” hecesi, bir açık hecedir.
2-Bir ünsüz bir ünlüden oluşan hece ( kısa hece): gü-lü ( . . ) kelimesindeki, “gü” hecesi bir açık hecedir.
3-Bir ünlü bir ünsüzden oluşan hece (uzun hece): öp-tü ( - . ) kelimesindeki, iki hece de kapalı bir hecedir.
4-İki ünsüz arasında bir ünlüden oluşan hece (uzun hece): gön-lüm ( - - ) kelimesindeki iki hece de kapalı bir hecedir.
5-Bir ünsüz, bir ünlü ve tekrar iki ünsüzden oluşan bir buçuk hece ( bir uzun bir kısa hece): Türk, genç, kalp ... gibi Türkçe olanları genelde kapalı hece olarak kabul edilir. Çarh, fakr ... gibi Arapça ve Farsça`dan gelen bazı kelimeler de, bir kapalı bir açık hece olarak kabul edilir.
6-Bir ünlü iki ünsüzden oluşan hece ( uzun hece): ilk, aşk ...gibi kelimeler birer kapalı hecedir.

Bunların dışında, Türkçemizde uzun ünlü yoktur ama Arapça ve Farsça`dan dilimize giren bazı kelimelerde uzun ünlü bulunur. Uzun ünlü bulunan hece ister sesli harfle bitsin ister sessiz harfle bitsin , kapalı hece olarak değerlendirilir. Â-rif kelimesindeki “â” hecesi, şâ-ir kelimesindeki “şâ” hecesi, se-lâm kelimesindeki “lâm” hecesi birer kapalı hecedir.

Bir de, konuşma dilimizde sonu sessiz harfle biten kelimelerin son harfini , sonraki kelimenin ilk harfi sesli ise ona ulayarak (vasl ederek) konuşuruz. “gördüm onu” kelimelerini okurken , “gör-dü-mo-nu” diye okuruz. Aruz veznini yeni öğrenenler mısraları hecelerken bu inceliğe dikkat etmelilerdir. Ulamayı vezni uydurmak için kullanabiliriz; ama bilinçli kullanılmazsa yapılan ulama şiirin veznini bozar.

Şimdiye kadar anlattıklarımı bir kaç beyit üzerinde görelim:

Gön-lüm-de-ki aş- kın- la ya-kar-dım bu gül-le-ri
 - şık - la- rı yan-mak-la ka-vuş- tur- du kül-le-ri
- - . . - - . . - - . - . –






Ba- zı düş-man ba-zı şey-tan se-ni et- miş pe-ri-şan
So-nu gel- mez ki-bi- rin-dir sa-na güç-lük çı-ka-ran
. . - - . . - - . . - - . . –
( M. Fatin Baki )


Sa-na ver-dim bu gö-nül tah-tı-nı dem sür di-ye-rek
Sa-na ver-dim çö-lü al cen-ne-te dön-dür di-ye-rek
. . - - . . - - . . - - . . –
( M. Turan Yarar )


Örneklerde de görüldüğü gibi , aruz vezni, hecelerin açık ve kapalı oluşlarına göre oluşturulmuş bir vezindir. Aynı hece düzeninin tekrarı , şiiri içinde bir melodi ve ritm oluşturur. Yeri gelmişken, aruz şiiri musikiye yaklaştırır, diyebiliriz. İşte , aruz gücünü bu söyleyiş güzelliğinden alır.

Aruzu ilk kullanan Türk şairleri, bizde uzun ünlü olmayışı ve Türk hece yapısının aruza uymayışı üzerine bayağı zorlanmışlardır. Zamanla Araplar ve İranlılardan aldıkları aruzu biraz değiştirmişler, ilk başta kullandıkları bir takım Arapça ve Farsça kelimelerden yavaş yavaş kurtulmuşlar ve zamanla da söyleyişi Türkçeleştirmişlerdir. Araplar ve Farsların kullandığı 300`den fazla kalıptan, bizim şairlerimiz sadece 25-30 tanesini çoğunlukla kullanmışlardır. Yani, Türkçeye en yatkın kalıpları kullanmışlardır diyebiliriz.

Çekimli bir dil olan Arap dilinde “Faale”, “ yaptı,etti” manasına gelir. Bu fiilin farklı şekillerdeki söylenişi, aruz kalıplarındaki “Fâilün”, Fâilâtün”Mefâilün” ... gibi kelimeleri ortaya çıkarmıştır. Bu isimlerin düz ve karışık söylenmesi de kalıpları meydana getirmiştir. Aslında bu isimlerin tek başlarına bir anlamı yoktur; bunlar sadece hecelerinin hangisinin açık hangisinin kapalı olduğunu gösterir. “Fâilâtün” kavramı: Kapalı,açık, kapalı ve kapalı heceyi anlatır. “Ben ki üç beş” söyleyişi de : Kapalı, açık, kapalı, kapalı hece şeklinde söylenmiştir ve “ Fâilâtün” söyleyişinin açılımını gösterir. İşte, “Fâilâtün” , “Feilâtün” gibi aruz birimleri yan yana gelerek aruz kalıplarını oluşturur. Ayrıca aruz vezninde son hece açık da olsa daima kapalı kabul edilir.

Divan Şiiri içersinde en çok kullanılan düz ve karışık kalıplar şunlardır:

A) Düz Kalıplar:

1- Mefâilün / Mefâilün / Mefâilün / Mefâilün ( . - . - ) x 4
2- Müstef’ ilün / Müstef’ ilün / Müstef’ilün / Müstef’ilün ( - - . - ) x 4
3- Müstef’ilâtün / Müstef’ilâtün / Müstef’ilâtün / Müstef’ilâtün ( - - . - - ) x 4
4- Feûlün / Feûlün / Feûlün / Feûlün ( . - - ) x 4







B) Karışık Kalıplar:
1- Mefâilün / Mefâilün / Feûlün ( . - . -) ( . - . - ) ( . - - )
2- Feilâtün ( Fâilâtün) / Feilâtün / Feilâtün / Feilün ( fa’lün) ( . .- -) (. .- -) (. .- -) ( . . - )
3- Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün ( - . - - ) ( - . - - ) ( - . - - ) ( - . - )
4- Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün ( - . - - ) ( - . - - ) ( - . - )
5- Müfteilün / Müfteilün / Fâilün ( - . . -) ( - . . - ) ( - . - )
6- Feûlün /Feûlün / Feûlün / Feûl ( . - - ) ( . - - ) ( . - - ) ( . - )
7- Mefâilün / Feûlün / Mefâilün / Feûlün ( . - . - ) ( . - - ) ( . - . - ) ( . - - )
8- Feilâtün ( Fâilâtün ) / Mefâilün / Feilün ( Fa’lün ) ( . . -- ) ( . - . - ) ( . . - )
9- Fa’lün / Feûlün / Fa’lün /Feûlün ( . - ) ( . - - ) ( . - ) ( . - - )
10- Mef’ûlü / Fâilâtü / Mefâîlü / Fâilün ( - - . ) ( - . - . ) ( . - - . ) ( - . - )
11- Mef’ûlü / Mefâîlün / Feûlün ( - - . ) ( . - - - ) ( . - - )
12- Mef’ûlü / Mefâîlü / Mefâîlü / Feûlün ( - - . ) ( . - - . ) ( . - - . ) ( . - - )
13- Mef’ûlü / Mefâîlün / Mef’ûlü / Feûlün ( - - . ) ( . - - - ) ( - - . ) ( . - - )
14- Mef’ûlü / Mefâîlü / Feûlün ( - - . ) ( . - - . ) ( . - - )
15- Müfte’ilün / Fâilün / Müfte’ilün / Fâilün ( - . . - ) ( - . - ) ( - . . - ) ( - . - )

Bunların dışında da kullanılan kalıplar vardır ; fakat genelde kullanılan kalıplar bunlardır. Kanaatim şudur:11. Yüzyıldan beri kullanılan bu kalıplara kulağımız o kadar alışmıştır ki , artık Türkçemize uygun yeni kalıplar bulunmalıdır. Geçmişten beri kullanılan bu kalıpları , Araplar ve Farslar bulmuşlardır ve bu kalıplar kendi dillerine göredir; bize göre değil. İşte bu yüzden, şiirle uğraşanlar, edebiyatçılar, akademisyenler , musikiyle uğraşanlar yeni kalıplar konusunda çalışmalar yapmalı ve şairlerimiz de farklı denemeler yapmalıdır. Benim bu konuda ki teklifim şudur: Aruzla yeni şiir yazanlar, yukarıdaki kalıplardan birini de kullanabilir; kendi bulduğu kalıbı da kullanabilir. Yeter ki, aruzla yazılan şiirlerinde, ilk mısradaki hecelerin açık ve kapalı oluşuyla, diğer mısralardaki hecelerin açık ve kapalı oluşu birbirine denk olsun. Yeni kalıplar isimlendirilene kadar, açık heceyi ( A ) harfiyle, kapalı heceyi de ( K ) harfiyle gösterebiliriz. Unutmayın ki, aruzu bilmek ve uygulamak , şairin Türkçeye hakimiyetini arttırır.

Yeni aruz kalıpları kullanılırken, hem heceli hem de aruzlu şiirler yazılabilir. Bu konuda yazdığım, 5+5 hece ölçüsüyle ve aruzun yeni bir kalıbıyla yazdığım bir örneği dikkatle incelerseniz, ne demek istediğimi anlarsınız:

SEVDÂ DENİZİ
Bir âşık kondu zülfün teline
Kapıldım sandı aşkın seline
Derinleştikçe sevdâ denizi
Ümitsiz koştu hicrân yeline

Unutmam böyle aşk âteşini
Ve gönlüm buldu yârâb eşini
Derinleştikçe sevdâ denizi
Bırakmam bil ki artık peşini
A K K K A K K A A K ( M. Nuri Parmaksız)





Bütün bu açıklamalardan sonra, Türk şiir geleneği içersinde aruzla yazılmış, birçok beyit ve dörtlüğün sizlere faydalı olacağını düşünüyorum. Bu örnekleri inceleyerek de aruzun güzelliği görülebilir.

İstiklâl Marşından,
Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım

Sultan Veled
Karnım açtır karnım açtır karnım aç
Rahmet etgil Tanrı bana kapı aç

Yunus Emre
Us yine aşkın beni mest-ü harâb eyledi
Yaktı gönül evini bağrı kebâb eyledi

Hacı Bayram Veli
N’oldu bu gönlüm N’oldu bu gönlüm
Derd ü gam ile doldu bu gönlüm
Yandı bu gönlüm yandı bu gönlüm
Yanmada derman buldu bu gönlüm

Süleyman Çelebi
Allâh adın zikredelim evvelâ
Vâcib oldur cümle işte her kula
Her nefeste eyledik yüz bin günâh
Bir günâha etmedik hiçbir gün âh

Fehim-i Kadîm
Varur zâhid ibâdetgâhına meyhâneden sonra
Gelür mestâne başı secdeye ammâ neden sonra

İbrahim Hakkı
Hak şerleri hayr eyler
Zannetme ki gayr eyler
Ârif onu seyreyler
Allah görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Şinasi
Kişiye her işi âlâ görünür
Kuzguna yavrusu ankaa görünür

Namık Kemal
Ölürsem görmeden millete ümid ettiğim feyzi
Yazılsın seng-i kabrime vatan mahsûn ben mahzûn



Eşref
Kabrimi kimse ziyâret etmesin Allah için
Gelmesin reddeylerim billâhi öz kardaşımı
Gözlerim ednâ-yı ademden o rütbe kıldı kim
İstemem ben fâtiha tek çalmasınlar taşımı

Neyzen Tevfik
Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler
Kimi alçak kimi hırsız kimi deyyus dediler
Künyeni almak için partiye ettim telefon
Bizdeki kayda göre şimdi o meb’us dediler

Nahifî
Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım
Kurbanın olam var mı bunda benim günâhım

Ahmed Paşa
Aşkın yolunda hicre tahammül günâh imiş
Uşşakın işi anın içün her gün âh imiş

Fuzuli
Meni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan mur3adım şem’i yanmaz mı

Nedim
Şivesi nâzı edâsı handesi pek bî-bedel
Gerdeni püskürme benli gözleri gaayet güzel

Yahya Kemal
Ey kimsesizler el verin kimsesizlere
Onlardır ancak el verecek kimsesizlere

Muallim Naci
Divânece sözler mi demektir edebiyyât
Âsârı terakki diyoruz biz buna heyhât

Faruk Nafiz Çamlıbel
Seni ben bekliyorum göğsüm açık bağrım açık
Hançer ol göğsüme saplan ecel ol karşıma çık

Orhan Veli
Ömrün o büyük sırrını gör bir bak ta
Bir tek kökü kalmış ağacın kökü toprakta
Dünya ne kadar tatlı ki binlerce kişi
Kolsuz ve bacaksız yaşayıp durmakta












M. Fatin Baki
Bundan yana insanlığa kıymet veriyorsan
Öksüz ve yetimlerle de paylaş ne yiyorsan

Şair değilim sadece manzum yazarım
Gerçi bu değildir ki benim yok nazarım
Öz Türkçe aruz veznine uymaz diyenin
Ben kabrini kurşun kalemimle kazarım

M. Turan Yarar
Acı bensiz yola çıkmaz yara bensiz kanamaz
Ve cehennem bile benden daha yetkin yanamaz
Dili insâf okuyanlar söker elbet yazımı
Kınayanlar beni bilmez tanıyanlar kınamaz

Ters aktı sular gerçeği susturdu yalan
Yağmaydı zaman aldı alan çaldı çalan
Attım gölü bin bir kıyısından yüreğin
Artık bir avuç kumla çakıl bende kalan

M. Nuri Parmaksız

Diyâr diyâr dolaştım her an hüzün büründüm
Çölünde yâr su yokmuş sözünle çok süründüm
Erenlerin bağından kopan çiçek misâli
Yolunda en nihâyet Yunus‘la bir göründüm

Sen de olmazsan gülüm gülistânı neyleyim
Yâri görmezsem felek nasıl gönlü eyleyim
Yokluğundan hastayım hayâlinle çöldeyim
Döndüm âh Mecnûn’a ben, o cânânı neyleyim


En son Admin tarafından Cuma Mart 06, 2009 3:39 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

Admin
Admin

Mesaj Sayısı: 4820
Kayıt tarihi: 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Aruz vezni, Kuralları ve Aruzla Yazılmış Örnekler

Mesaj  Admin Bir Salı Mayıs 13, 2008 4:04 pm

ARUZ ÖLÇÜSÜ

1- Aruz ölçüsünde heceler açık (kısa), kapalı (uzun) ve medli hece olmak üzere üçe ayrılır.

2- Başlıca tef‘ileler şunlardır: Fa‘ (-), Fe ul (. -),Fa‘ lün (- -), Fe i lün (. . -),Fâ i lün (- . -), Fe û lün (. - -), Mef û lü (- - .), Fe i lâ tün (. . - -), Fâ i lâ tün (- . - -), Fâ i lâ tü (- . - .), Me fâ i lün (. - . -), Me fâ î lün (. - - -), Me fâ î lü (. - - .), Müf te i lün (- . . -), Müs tef i lün (- - . -), Mü te fâ i lün (. . - . -)... Burada tef‘ilelerle parantez içindeki hecelerinin değerlerinin aynı olduğuna dikkat ediniz.

3- Aruz vezninde tef‘ileler heceleri bölebilir. Hece ölçüsündeki gibi okuyuşta tef‘ilelerde durgu yapılmaz.

4- Aruz vezninde hecelerin kısalığı ve uzunluğu esas olduğu için bazı Türkçe kelimeler kısa olduğu halde vezin gereği uzun okunur; buna imale denir. İmale kısa heceyi uzun yapar. Arapça ve Farsça kelimelerdeki bazı uzun seslerin vezin gereği kısa okunmasına da zihaf denir. Zihaf ise imalenin tersine uzun heceyi kısa yapmayı sağlar. Hece ölçüsünde böyle bir mesele yoktur. Türk edebiyatında imale çok sayıda bulunmakla beraber zihaf kusuru hoş karşılanmadığı için çok az yapılmıştır.

5- Farsça tamlama eki olan “-i” ile “ve” anlamındaki “ü, vü” bağlacı vezin gereği uzun da kısa da olabilir.

6- Medli heceler hafif bir “i, ı” sesi varmış gibi okunur. Bahâr kelimesi bahâr[ı], eşkden kelimesi ise eşk[i]den şeklinde söylenmelidir.

7- Feilâtün / Feilâtün / Feilâtün / Feilün kalıbıyla yazılan şiirlerde ilk tef‘ile bazı mısralarda Fâilâtün, son tef‘ile ise Fa‘lün olabilir. Bu sadece bu kalıba özgü bir durumdur. Bu kalıpla yazılan şiirlerde başta imale yapmaya gerek yoktur. Farklı tef‘ile parantez içinde hemen altında gösterilir.

8- Türkçe kelimelerle aruz veznindeki başarı Muallim Naci ile başlamış olup Türk aruzu Tevfik Fikret, Yahya Kemal Beyatlı ve Mehmet Âkif Ersoy tarafından gerçekleştirilmiştir. Hatta Mehmet Âkif o kadar başarılı olmuştur ki bir çok kişi İstiklâl Marşı'nın hece ölçüsüyle yazıldığını zanneder. Oysa bu marş aruzun “Fe i lâ tün / Fe i lâ tün /Fe i lâ tün /Fe i lün” kalıbıyla yazılmıştır.

9- Aruzla yazılan bir şiirin hece sayısı bazan eşit olabilir. Mısralardaki açık kapalı dizilişinin aynı olması o şiirin aruzla yazıldığın gösterir.

Cânı cânânı bütün vârımı alsın da Hüdâ 15 hece

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ 15 hece

10- Sessiz bir harfle biten kelime vezin gereği açık olması gerekirse, kendinden sonra sesli ile başlayan bir hece varsa birinci kelimenin sonundaki harf, ikinci kelimenin ilk hecesine ulanır. Buna ulama denir. Ulama kapalı heceyi açık yapar. Ulama genellikle yapılır; fakat her zaman yapılmak mecburiyetinde değildir.

11- Servet-i Fünun edebiyatçıları bir şiirde değişik aruz kalıpları kullanmak suretiyle serbest vezne zemin hazırlamışlardır. Cenap Şahabetin'in “Elhân-ı Şita” adlı şiiri bu şekilde yazılmıştır. Bu şiirdeki bazı mısralar Feilâtün / Mefâilün / Feilün, bazı mısralar ise Mef‘ûlü / Mefâîlü / Mefâîlü / Feûlün kalıbıyla yazılmıştır.

12- Bir şiirin vezni en az iki mısradan hareket ederek bulunabilir. Tek mısraa bakarak vezin bulunmaz.

13- Mısralardaki imale ve zihaf kusuru olan heceleri altı çizilerek belirtilmiştir.

14- Bir şiirin vezni bulunurken şu işlemler yapılır:

a) Veznini bulacağımız mısraların hecelerindeki uzun seslilere dikkat ederek yazmalıyız.

b) Önce mısralardaki hecelerin açık mı kapalı mı oldukları tespit edilir.

c) Medli hece olup olmayacağı özellikle kontrol edilmelidir. Bu ihmal edilirse bir mısradaki hece değeri eksik çıkar. Mısralardaki heceler sayılarak medli hece olup olmadığı konusunda bir ipucu yakalayabiliriz.

d) Hecelerin açık kapalı değerleri karşılıklı kontrol edilir. Önce imkân varsa ulama, yoksa imale yapılır. Zihaf çok az bulunduğu için en sonra o ihtimal düşünülür.

e) Hecelerin karşılaştırılması yapıldıktan sonra açık kapalı değerleri çizgi ve nokta şeklinde ayrı bir yere geçilir. Mısra sayısına göre tef‘ile sayısı tahmin edilmeye başlanır. İlk tef‘ile en az heceden oluşur. Genelde az heceli Fa’, Fe i lün, Fâ i lün gibi tef‘ileler sonda bulunur.

f) Yazılan aruz kalıbı ile işaretler arasında uyum olmasına dikkat etmelidir.

Admin
Admin

Mesaj Sayısı: 4820
Kayıt tarihi: 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Aruz vezni, Kuralları ve Aruzla Yazılmış Örnekler

Mesaj  Admin Bir Salı Mayıs 13, 2008 4:13 pm

ZİHAF:

aruz veznini tutturabilmek amacıyla normalde uzun olan bir hecenin kısa olarak okunmasıdır. aruz vezninin kullanıldığı şiirlerde uygulanması imale gibi hoş karşılanmaz, hata olarak değerlendirilir.

aruz vezninde, tıpkı imale gibi, maalesef yanlış bilinen bir ses manevrası. klasik edebiyatımızda zihaf üç şekilde ortaya çıkar:

1. kısa olan heceyi -uzatmanın caiz olduğu bir durum olmakla birlikte- uzatmamayı (imale yapmamayı) tercih etmek.
"hâsılım yok ser-i kûyunda belâdan gayrı
garazım yok reh-i aşkında fenâdan gayrı" (fuzuli)
beytindeki gibi. burada, her iki mısrada da şair imaleyi değil zihafı tercih ederek, "i" seslerini kısa okumuştur. halbuki, bu sesleri isteseydi uzun da okuyabilirdi. bu, tamamen şaire ait bir tasarruf olup, kusurla uzaktan yakından alakası yoktur.

2. şiirimizda, arap veya fars kökenli olup 1,5 hece değerindeki bir heceden sonra ulama durumu sözkonusu olduğunda bunu yapmamak. kusur olmamakla birlikte, hiç de hoş karşılanmaz. mesela, "zevk için" derken, zevk 1,5 hece değerindedir. eğer ulama yapılırsa, vezin "fâilün" olur; yok eğer yapılmazsa "müfteilün" olur. yapılması tercih edilmelidir.

3. normalde kısa olmayan, kısaltılması da caiz olmayan bir heceyi kısa okumak. bu, düpedüz yanlıştır. klasik edebiyatımızda, büyük şairlerden hiçbirisi, kolay kolay bu hatayı yapmaz.
yalnız, bazı istisnai durumlar her zaman vardır. mesela "âh" ile biten kimi sözcüklerin 1,5 olan bu son hece değerleri, "eh" diye bitirilerek 1'e düşürülür. kâh yerine geh, siyâh yerine siyeh, nigâh yerine nigeh gibi. bu, sık rastlanan bir durum değildir.


zihaf, bir kısaltma tercihi olup, bu tercih kullanılmadığında ortaya çıkan duruma imale dendiğinden;
imale yapılabilecek yerler)
dolayısıyla, zihaf yapılabilecek yerlerdir bu yerler.


İMALE:

aruz veznini tutturabilmek amacıyla normalde kısa olan bir hecenin uzun olarak okunup uzun hece kabul edilmesidir.

aruz vezni hakkında, maalesef pek de doğru bilinmeyen yaratıcı ses manevrası. heceyi, kısa değil de uzun okumak. (normalde kısa olan heceyi uzatmak değil). ayrıca, şiir için bir kusur filan da değildir, aksine yeni bir ritim, heyecan ve ahenk getirir.

imale, her yerde, gelişi güzel yapılamaz. imalenin caiz olduğu yerler vardır ve ancak bu kısıtlı alanda bu manevra uygulanabilir. eğer bu alanın dışına taşılırsa, bu bir vezin kusuru olur ve büyük şairler kolay kolay böyle bir şey yapmazlar. imale, kimi şairlerin yanlış veya yeteneksiz kullanımları sonucu tanzimat'tan sonra o eski ahengini kaybetmiş, servet-i fünun'da ise yerli yersiz her yerde kullanılarak açıkça istismar edilmiştir. ahmet haşim, mehmet akif, yahya kemal gibi ustalar buna engel olmaya çalışmış, ancak bu çaba yeterli ol(a)mamıştır.






İMALE YAPILACAK YERLER:

klasik edebiyatımızda, aruz vezniyle şiir yazarken imale yapmak istendiğinde, mutlaka sahip olunması gereken bilgi. aksi takdirde, veznin doğru uygulanamama riski ortaya çıkar. imale şu durumlarda yapılabilir:

1. "ve" anlamına gelen "u, ü, vu, vü" bağlaçlarında.

2. dilimize farsça'dan geçen, izafet (isim tamlaması) yapma görevindeki aynı eklerde.
örnek: "leblerin mecrûh olur dendân-ı sîn-i bûseden" (nef'i)
şair adı geçen bağlaçlardan birincisinde zihaf, ikincisinde imale yapmayı tercih etmiştir.

3. bütün bir klasik edebiyatımızda, sayıları iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar az olan özel birkaç kelimede. mesela, aslen "dahî" olan kelime; "dahi", "dâhi", "dâhî" şeklinde de yazılmış ve okunmuştur.
"meğer sen dâhi kendi hüsnüne hayran mısın kâfir" diyen nedim, kelimeyi farklı kullanmıştır.

4. kelime sonlarındaki heceler. aslında, bu hecelerde imale yapmak, caiz olmakla birlikte şık görülmeyen bir durumdur. yapılmasa daha iyi olur.
mesela "beni candan usandırdı, cefâdan yâr usanmaz mı" (fuzuli)
mısrada, kelime sonlarındaki bütün açık hecelerde imale vardır.

elbette, imale yapılarak uzun okunabilecek bütün bu heceler, şairin tasarrufuna göre kısa da okunabilir. eğer şair bu yolu seçerse, o zaman da zihaf yapmış olur. dolayısıyla, burada yazılanlar, aynı zamanda zihaf yapmanın da caiz olduğu yerlerdir

ULAMA(VASL):

türkçede sessiz harfle biten bir sözcükten sonra sesli harfle başlayan bir sözcük geldiği zaman görülen hadise.

sonunda sessiz harf olan bir sözcükten sonra sesli harf ile başlayan bir sözcük geliyorsa, ilk sözcüğün sonundaki sessiz harf kendisinden sonra gelen sözcüğün ilk hecesine eklenerek okunur, bu duruma ulama(vasl) denir. ancak iki sözcüğün arasına herhangi bir noktalama işareti girerse ulama yapılmaz. yapılması gereken yerde yapılmadığında metnin akıcılığı bozulacaktır, örneğin "el öpenler" sözcüğünün okunuşunun "e-lö-pen-ler" şeklinde olması gerekir. ayrıca aruz vezniyle yazılan şiirlerde de bazen ölçüyü tutturabilmek amacıyla kullanılmıştır.

misal : bir_ekmek_almak_istiyorum


Ulama, dilbilgisine dahil bir terimdir. bir kelimenin ünsüzle bitip ondan sondaki kelimenin ünlüyle başlaması durumunda ulama yapılır.
bunun bir de gösterilme şekli vardır ki, aynen şöyledir: ulamanın olduğu iki kelimenin arasına alttan yarım daire misali, kavisli bir çizgi çizilir.



aruzun olmazsa olmazı olan ses olayı. aruzda, hecelerin açık ve kapalılığı çok önemli olduğundan, şairler sık sık kapalı heceleri açmak için bu manevraya başvururlar. mesela,

"sen uyursun ben ölürken, kaç ölüm gördüm evet" diyen bir şair, eğer mısrada geçen ulamaları yaparsa, vezin "feilâtün feilâtün feilâtün feilün"; eğer bu ulamaları yapmazsa, vezin "fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün" olur. ulama olayını bilmek ve vezin ne ise ona göre bu ulamayı yapmak veya yapmamak, aruzla yazılmış bir şiiri doğru okumak için çok çok önemli bir ayrıntıdır.


KASR:

aruz vezninde, içinde uzun ünlü bulunan heceler bir uzun bir de kısa olmak üzere iki hece olarak değerlendirilir ki, ölçüyü tutturabilmek amacıyla böyle bir hecenin içinde bulunan uzun ünlünün kısa olarak değerlendirilmesine, yani hecenin yine tek ses okunmasına ise kasr adı verilir.

örneğin "yâl" hecesi normalde bir uzun bir kısa hece olarak değerlendirilir ancak ölçüyü tutturmak gerektiğindeyse bu hece "yal" şeklinde okunur ve sadece uzun bir hece olarak kalır.

arapça saray. falanca sarayı denilirken "kasr-ı hede " şeklinde yazılırken saray manasında kullanılan kelime yalnız okunduğunda kasır şeklinde telaffuz edilir.(Kaynak:İTÜ-Sözlük)

Admin
Admin

Mesaj Sayısı: 4820
Kayıt tarihi: 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz