TARİH YAZMAK

Aşağa gitmek

TARİH YAZMAK

Mesaj  Admin Bir Perş. Mayıs 15, 2008 2:33 pm

Hiçbir hakim, tarihçi kadar uçsuz bucaksız alanlarda hükmetmemiş, karar vermemiştir. Tarihçi geçmişin muhasebe ve muhakemesini yapmakla hadiseler, şahıslar ve milletler hakkında hükümler vermektedir. Hükümleriyle bazen topyekun bir toplumu mahkum etmekte, bir diğer cemiyeti ise şan ve şerefe boğmaktadır. Olaylar hakkında değer yargıları tarihçiden tarihçiye bazen hayret uyandıracak derecede farklılık gösterir. Bunun için Atatürk ‘’tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir; yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır’’ demiştir. Bilgisinin yanında vicdanı ile baş başa olmayan tarihçi, milletine olduğu kadar insanlığa ihanet etmiş olur.
Her toplumun bir tarihi, zaferleri ve kahramanlıkları vardır. Fakat hiç birinin tarihi Türklerinki kadar şanlı değildir. Türk tarihi; dünya tarihin akışını değiştirmiş, tarihe şan ve şeref katmıştır. Ancak bu şanlı tarihimize acaba saygıyla bakıyor muyuz? Bugün Yeni Zelanda gibi yakın bir geçmişi olan devlet, tarihini en ince detaylarıyla incelemiş, olmayan kahramanlar oluşturarak bir tarih şuuru oluşturmaya çalışmıştır. Bundan daha da önemlisi; bir İngiliz, Anglo Sakson atalarının yaptığı vahşetleri belli iken, bir Mısırlı Firavunlu tarihlerine büyük bir saygıyla bakmışlardır. Kaldı ki, bizim şanlı tarihimizde hiçbir şekilde böyle vahşetler yaşanmamıştır. Buna rağmen tarihimizi ne kadar biliyor, nasıl bir saygı gösteriyoruz. Saygı diyorum, çünkü tarihe, ecdada ve geçmişe saygı aynı zamanda ülke kalkınmasında da büyük bir etkiye sahiptir. Büyük önder Atatürk’ün dediği gibi; ‘’Türk evladı ecdadını tanıdıkça daha büyük işler başarmak için kendinde güç bulacaktır.’’ Bugün Asyanın iki ucunda teknolojilerini geliştirmiş iki süper devlet vardır. Japonya – İsrail. Her iki toplumda da milli tarih şuuru en ileri derecededir.
Bu düşünceden hareketle yetişen yeni nesilde mükemmel bir tarih şuuru olması değerli tarih öğretmenlerimize büyük görev yüklemektedir.
a) Türkiye’de halklar değil, halk vardır; o da Türk milletidir.
Bu konuya yazar ismet Özel’in söylediği bir sözle başlamakta yarar vardır, diyorum. Son günlerde Türkiye üzerine oynanan oyunlar üzerine yaptığı bir söyleşide İsmet özel, ‘’İstiklal harbi dünya Müslümanlarının istiklal harbidir, dolayısıyla Türkiye dünya Müslümanlarının vatanıdır’’ diyor ve ekliyor; ‘’ Dünya Müslümanlarını vatansız bırakmak istiyorlar.’’ Çünkü bu aziz millet verdiği milli mücadele ile batı karşısında İslam’ın yıkılmadığını ve dimdik ayakta olduğunu göstermiştir. Türkiye şu sıralar hak ettiği Avrupa Birliğine girmek için büyük çaba içerisine girmiş bulunuyor. Ancak üyelik şartları içerisinde ‘’azınlıklar’’meselesinin yer alması Avrupalının Türklere karşı çifte standartının bir göstergesidir. Avrupa Birliğine girmek pahasına milli birlik ve beraberliğimizi bozacak tavizlerin verilmesini tarih hiçbir zaman affetmeyecektir. Zira bu istekler topraklarımızda gözü olan dış mihrakların ve bölücü unsurların vatanımızı parçalamak akabinde ele geçirmek yani Sevr’in günümüze uygulanması çalışmalarından başka bir şey değildir. Şurası muhakkaktır ki, Türkiye’mizin stratejik konumundan dolayı her devirde düşmanları olmuştur, bugünde vardır, yarında olacaktır.
Bugün yine bilinçli olarak kullanılan ‘’Türkiyelilik’’ tabiri milli birlik ve beraberliğimizi ciddi olarak tehlikeye düşürmektedir. Hatta bazı sözde aydınlarımız daha da ileriye giderek neredeyse Türklüklerinden utanç duyar hale gelmişlerdir. Bunlar bir tür matematiksel hesaplamalar yaparak yok efendim, ‘’20 milyon Kürt, 20 milyon alevi, 1 milyon Boşnak, bol miktarda Laz ve Çerkez yaşamaktadır’’ gibi safsatalar söylemektedir, velhasıl kimin Türk kimin azınlık olduğu tartışılıyor. Tabii ki bütün bu açıklamalar başlangıçta bir fikir tartışması gibi durmaktaysa da gelecekte tehlikeli durumlar ortaya çıkaracaktır. Oysaki Lozan’da azınlıklar belirlenmişti onlarda Hıristiyan unsurlardı ne Kürt, ne Laz, ne de Çerkezler azınlık değildi zaten bunlarda hiçbir zaman kendilerini azınlık olarak görmemişlerdir. Bir defa Türkiyeli tabiri çelişkilidir. Türkiye diye bir yerin olması için Türk’e ihtiyaç vardır. ‘’Ben Türkiyeliyim ama Türk değilim’’ demek çok saçma bir açıklamadır. AB öncesinde azınlık tartışmalarını başlatan Avrupalı devletler bir İtalya’ya, İspanya’ya ve de Fransa’ya bakmıyorlarmı. Çünkü bu devletlerde farklı dil ve etnik kökenli pek çok halklar vardır. Ama ne AB, ne de başka teşkilat bu halkların azınlık olarak görülmesini teklif dahi edemiyor. İlginç olduğu için söylüyorum, İspanya liginde oynayan Atletico Bilbao futbol kulübünde bütün futbolcular bask bölgesindendir, tek yabancı bir futbolcu var o da ispanyoldur. Böylesine bir etnik ayrımcılık… Oysa Türkiye’de böyle bir etnik ayrımcılık söz konusu olmamışken böyle azınlık diye bir dayatmanın olması düşündürücüdür.
Atatürk, biz Türk’üz, tam manasıyla Türk’üz diyordu. Bu yüzden bağımsız olarak yaşayabilmemiz için birlik ve beraberliğimizi koruyarak her zaman her yönden güçlü olmak zorundayız.

Gücünü ve kaynağını halktan almayan hiçbir siyasi otoritenin ömrü uzun olmamıştır. Dünya’da bunun örnekleri oldukça çoktur. İşte Komünist Rusya’nın hali, dünyayı daha yeni tanımaya başlayan Çin, Şili’de General Pinoşet devri, son olarak Irak’ta Saddam rejiminin feci sonu. Yani ‘’halka rağmen, halk için ‘’olmuyor. Halk isteyecek.
Bütün dikta rejimlerinin sonu hep aynı olmuştur. Çünkü temelinde baskı, şiddet ve zorbalık olan bu yönetimler insanlarına kötülükten başka bir şey getirmemişlerdir.

Komünist Rusya, savaşta Alman yanlısı oldukları gerekçesini öne sürerek milyonlarca Kırım Türk’ünü, yurtlarından ederek sürgüne göndermiş ve toplu ölümlerine sebep olmuştur. Çin’de rejim karşıtları oldukları gerekçesiyle Tiyanenmen meydanında öğrencilerin üzerine tanklar sürülmüştür. İnsanlık için tehlike olan bu sistemler Türkiye’de bazı marjinal gruplar tarafından desteklenmiş ve hala desteklemektedirler. Bunlar amaçlarına ulaşmak için kurdukları yasa dışı örgütlerle halkın ekonomik yoksulluğunu bahane ederek gençleri saflarına katmaya çalışmışlardır.
Oysa Atatürk, Türk toplumuna en yaraşır yönetim şeklinin Cumhuriyet olduğunu söylemiştir. Dikta rejimlerinin aksine insana değer veren demokrasi ve Cumhuriyete sahip çıkmakla bu oyunları bozmuş olacağız.

Ülkemizde her dönemde birtakım oyunlar oynanmıştır. Dış kaynaklı oyunların amaçlarına ulaşmamaları toplumun her kesiminden halkın tepkisiyle önlenir. Neme lazımcılık, bana dokunmayan yılan bin yaşasın gibi yaklaşımlar bu oyunların işine yarayacaktır.

Her meslekten olanların bu tür oyunları bozması için uyanık olması gerekmektedir. Özellikle eğitim camiasının neferleri olan öğretmenlere büyük işler düşmektedir. Çünkü bu tür yasa dışı örgütler okullardaki gençlerimizi potansiyel taraftarı olarak görürler. Gençlerimizi bu tür oyunlara karşı korumanın kalkanı mükemmel bir tarih şuuru vermekten geçer.

e) Türk gençliği bu tür oyunlara hiçbir zaman gelmeyecek, atasının gösterdiği yoldan yürüyerek ülkesini çağdaş uygarlıkların seviyesine ulaştıracaktır.
Gençlik bir ülkenin en büyük gücüdür, belki en büyük silahı da gençliğidir. Gençlik; çalışan, öğrenen ve üreten olmak durumundadır. Ülkemizin gençlik potansiyeli hiçbir Avrupa ülkesinde yoktur. Ancak bu pırıl pırıl gençlere iş imkânları sağlamak, çeşitli sosyal ve sportif etkinlikler düzenleyerek onları zararlı alışkanlıklardan uzak tutmak devlet büyüklerimizin en büyük görevidir.
Atatürk kurduğu en büyük eseri olarak gördüğü Cumhuriyeti, gençlere emanet etmiştir. Çünkü muhtaç oldukları kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5192
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz