GÜNÜMÜZÜN ÇAĞDAŞ ATATÜRK TÜRKİYESİNE LAYIK TÜRK KIZLARI

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

GÜNÜMÜZÜN ÇAĞDAŞ ATATÜRK TÜRKİYESİNE LAYIK TÜRK KIZLARI

Mesaj  Admin Bir Salı Mayıs 20, 2008 4:03 pm

Bu bölümde evrensel değerleri yakalamış; zerafetleri, bilgi ve başarıları ile çağdaş Türkiye'yi dünyaya tanıtan genç kızlarımız yer alacaktır.
Kesinlikle sadece güzel oldukları için ve de yaptıkları değersiz işlerle ünlü olmuş kişiler listeye alınmayacaktır.


En son Admin tarafından Çarş. Tem. 14, 2010 12:21 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

NESLİHAN DEMİR

Mesaj  Admin Bir Salı Mayıs 20, 2008 4:09 pm

[img][/img]


En son Admin tarafından Çarş. Mayıs 21, 2008 1:23 am tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

.........

Mesaj  Admin Bir Salı Mayıs 20, 2008 4:10 pm


Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

FİLENİN GÜLER YÜZLÜ SULTANI NESLİHAN

Mesaj  Admin Bir Salı Mayıs 20, 2008 4:12 pm

FİLENİN GÜLER YÜZLÜ SULTANI NESLİHAN, LİSE HAYATINDA BAŞLAYAN KARİYERİNİ AÇIK DİLLE ANLATTI

Nöbetçi smaçör

Neslihan Demir'in özeti şöyle: "Her zaman sınıfın en uzun kızıydım. Yaşıtlarımın giydiği cicili-bicili ayakkabıları hiç giyemedim. Lisede ilk iki dersin ne olduğunu hatırlamıyorum. 10 yıldır voleybol oynuyorum, ama 20 yıl oynayandan daha fazla idman yapmışımdır"



Kadın gözüyle kadın savaşçılar

SPORUN AMAZONLARI

Nilay Yılmaz' dan makyajsız sorular


Hayranları hep gülen yüzüyle tanıyor onu. O da zaten bu durumunu "Ben ağzım açık, şapşal şapşal güldüğüm için, beni somurturken görmenize imkan yok" diyerek özetliyor. Bu kadar rahat ve kendisiyle barışık bir insanla röportaj yapmak çok zevkliydi. Bir de 1.87'lik boyuna rağmen 10 cm.lik topuklu ayakkabı giymemiş olsaydı ne güzel olurdu. Genç yaşında Avrupa'nın en iyi smaçörlerinden biri olmayı başarmış Vakıfbank Güneş Sigorta'nın yıldızı Neslihan Demir'le voleybolu, kadınları, çocukla kariyerin beraber yapılıp yapılamayacağını, yurt dışına gidip gitmeyeceğini ve hedeflerini konuştuk...

Bu soruyu röportaj yaptığım tüm kadınlara soruyorum. Seçtikleri sporun bir tesadüf mü, yoksa bir tercih mi olduğunu öğrenmek için, sana da sorayım: Niye voleybol?
Voleybola başlamadan önce basketbol ve atletizme gittim. Orada dikiş tutturamadım, yapamadım yani, eğlenemedim en azından. Ama voleybola, antrenörüm ve beden eğitimi öğretmenimin desteğiyle başladım. Yani voleybolcu olacağım diye gitmedim, onların yönlendirmesiyle başladım ve çok hoşuma gitti. Belki şanslıydım ama, benimki iyi bir tercihti.

Bugünkü noktaya gelebileceğini hayal ediyor muydun?
Yok, o zamanlar hedeflerim çok daha küçüktü. Oynadığımız takımın A takımında oynar mıyız acaba veya bir üst kategoriye çıkabilir miyiz diye düşünüyorduk. Üzerine koydukça hedefler büyüyor.

Çocuklukta özellikle de buluğ döneminde insanlar, farklılıklarını avantaj değil dezavantaj olarak görür. Sen de uzun boylu olmayı sorun eder miydin?
Her zaman sınıfın en uzun kızıydım. Bu dalga konusu olurdu. Onun dışında ellerim, ayaklarım çok çabuk büyümeye başladı. Yaşıtlarımızın giydiği cicili-bicili ayakkabıları giyemedik. Zor günlerdi esasında, çok üzülüyordum ayakkabı, kıyafet bulamıyorum diye. Ama geçti ve güzeldi gene de.

Liselerde kızlar arasında genelde okulun basketbol/futbol takımındaki erkekler popüler olur. Tersinden düşünürsek sana da böyle bir ilgi olduğunu hissettin mi?
Popülerdik, ama okula gidebildiğimiz sürelerde. Lise 1'den sonra pek okula gittiğimiz söylenemez, sabah-akşam antrenman yaptığımız için. O yüzden bizleri pek göremedikleri için gözlerinde büyütmüş olabilirler. "Şu voleybolcular gelse de bir görsek" dedikleri oluyordur. Çünkü geliyoruz okula, akşam antrenman yapmışsın, yorgunsun, sabah 06.00'da kalkmışsın; itiraf ediyorum 09.00'a kadar olan süreyi uyuyarak değerlendiriyordum. Lise hayatım boyunca ilk iki dersin ne olduğunu hatırlamıyorum. "Nöbetçi smaçör"e çıkmıştı ismim. O yüzden okul hayatında insanlara nasıl gözüktüğümüzü pek bilmiyorum.

Milli Takım'ın başarılarından sonra özellikle senin hayran kitlende bir artış oldu. Salonun dışında bu ilgi nasıl?
Eskiden herkes gibi yaşayan insanlardık. Artık sokağa çıktığımızda en az 15-20 kişi bizi tanıyor. O yüzden çok rahat olamıyorsun. Biraz daha dikkatli davranmanız gerekiyor. Ama gurur verici bir şey.

"Tamam artık yurt dışına gitmeliyim" diyor musun yoksa birkaç yıl daha burada mı kalmayı düşünüyorsun?
Tabii ki, gitmek istiyorum. Ama birden çantayı alıp gitmek o kadar kolay değil. Teklif gelen takımın şartlarına baktığınızda veya daha farklı şeyleri değerlendirdiğinizde burada kalmak daha doğru geliyor. Ama tabii ki yurt dışına gidip, böyle bir tecrübem olmasını mutlaka istiyorum.

Birçok kız çocuğu seni örnek alıyor. İdol olmak nasıl bir duygu?
Bu çok gurur verici bir şey; ama insan üzerinde bir baskı da oluşturmuyor değil. Sonuçta iyi örnek olmak zorundasınız. O yüzden de en kötü bir maça bile çıksanız, orada dimdik durup, oyununuzdan hiç taviz vermeden, sizi izleyen çocukları düşünerek, daha iyi oynamanız ve doğru örneği teşkil etmeniz gerekiyor. Bu büyük bir sorumluk; ama memnunum bundan -gülüyor-.

Voleyboldaki gelişmeyi nasıl buluyorsun?
2003 yılında büyük bir revizyonla başladı. Takım tamamen değişti. Öyle bir başarı geldi ki; Avrupa 2.'si, Dünya 7.'si olduk ve bu 6-7 ayda gelen bir başarı. Baktığınız zaman voleybol hem kulüpler, hem de Milli Takım bazında en başarılı spor. Kulüplere baktığınızda Türkiye'ye toplam 4 kupa getirilmiş: Biri Galatasaray'ın UEFA Kupası, biri Efes Pilsen'in Koraç Kupası, diğer ikisi ise voleybolda Eczacıbaşı ve Vakıfbank Güneş Sigorta'nın aldığı kupalar. Voleybol çok başarılı bir yerde, ama gereken ilgiyi göremiyor. Umarım insanların dikkatini çekebilecek daha büyük başarılar alırız.

Ben de oraya gelecektim: Türkiye'de voleybola olan ilgiyi yeterli buluyor musun?
Bizimle konuşan insanlara ya da istatistiki araştırmalar yapan şirketlere göre voleybol çok seviliyor, herkes voleybol okumak istiyor. Ama gazetelere baktığınızda minnacık, mikroskobik bir haber görüyorsunuz o günkü maçla ilgili. Anlamıyorum yani o anlamda. İlgi var, ama basına yansımıyor. Futbolla çevrildik tamamen. Futbolcuları geçtik, eşleri bile gazete manşetlerini süslüyor.

Önceleri gazeteler ve televizyonlar, voleybolcu kadınlarla daha çok cinsel obje olarak ilgileniyordu. Maçlar iyi gitmeye başlayınca bu durumda bir değişiklik oldu mu?
Tabii ki. Mesela eskiden maçların seyircisi genelde erkekti. Ama gelen başarılar ve reklamlardan sonra bir anne kızını, oğlunu alıp maça geliyor. Sadece maç izlemek için yani. Orada sizin fiziğinize değil, oynanan oyuna bakmak için geliyorlar. Seyircinin bilinçlenmesi açısından başarının gelmesi çok önemli.

Başarılı bir voleybolcu olmanla beraber, medyada güzelliğin ve sempatikliğinle ön plana çıktın. "Her daim güzel ve bakımlı olmalıyım" diye bir kaygıya düştün mü?
Yok, hiç öyle kaygılarım olmadı. Ayrıca umursamaz ve üşengecimdir ben. Tabii maça çıkarken belirli bir standardın altına düşmemeye çalışıyoruz gülüyor-. Ama özel hayatımda, çok güzel olmalıyım, herkese güzel gözükmeliyim diye bir düşüncem yok.

Canın sıkkın olduğu bir anda bir kamera ya da objektif sana yöneldiğinde sempatik görünmek adına gülümsemek için kendini zorlar mısın?
Yok. Onu fark etmiyorsunuz bile. Benim hiç öyle bir durumum olmadı.

Biz seni somurturken hiç görmedik de o yüzden soruyorum...
Ben ağzım açık, şapşal şapşal güldüğüm için, somurturken görmenize imkan yok -gülüyor-.

Sporda hırsın çok önemli olduğunu söylerler, bu gerçekten çok mu önemli? Mesela izlediğim kadarıyla ben senin çok hırslı olduğunu düşünmüyorum...
Oynarken çok büyük zevk alıyorum. Çünkü bir şeyleri değiştirebildiğimi, fark yaratabildiğimi görüyorum. Bu da bana büyük keyif veriyor. Aslında hırslıyım. Ama karakter olarak hissettiklerini yüzüne yansıtamayan bir insanım. Kendime kızmam, ama çok hırslıyımdır. Mağlubiyeti asla kabullenmemek, çoğu zaman maç döndürebilir.

Gelelim kadınlara... Kadınların erkekler kadar sporla ilgili olmamalarının sebebi sence ne?
Biraz kadınların tercih meselesi bu. Erkekler spora çok daha küçük yaşlardan başlıyor. Erkekler sokakta futbol oynayabiliyorlar; ama kızlar bebekle oynuyor. Kızların öyle bir imajı var; bebekle oynarlar, evcilik oynarlar. Biz de biraz fiziksel özelliğimiz sayesinde buralara geldik. Diğer sporlar için geçerli olmayabilir; ama bizim spor için fiziksel özellik çok önemli; kime sorsanız mutlaka ya ortaokul-lise takımında ya da hiç oynamadıysa piknikte voleybol oynamıştır.

Sporla ilgilenen kadınlar niye ağırlıklı olarak voleybol oynuyor? Yoksa kadın sporu diye yönlendirilmelerinden mi? Hani öğretmenlik de kadınlar için en uygun meslek olarak nitelendirilir ya, voleybol da en uygun spor mu?
Bence bayana çok yakışan bir spor. Rakibinle kontak halinde değilsin. Kendinle baş başasın. Paylaşmak, beraber bir şeyler yapmak, beraber üzülmek-sevinmek ve kadınların bir arada olması açısından önemli.

Peki, kadınları spora yönlendirmek için neler yapılabilir?
İlk önce başarı gelmesi lazım. Başarı geldikçe spora ilgi artar. Potanın Perileri, Filenin Sultanları çıktıktan sonra spor okulları yaz-kış dolmaya başladı. Profesyonel anlamda yapılabilmesi için ise 7-8 yaşında aileden ya da okuldan birilerinin o çocuğu yönlendirmesi lazım. Spora başlayan birisi zaten sporu kolay kolay bırakmıyor. Ama 18 yaşında spor yapmaya karar veren bir insanın maksimum yapabileceği, spor salonlarına gidip koşmak, fitness yapmak vb. İnsanlar formda kalmak için spor salonlarında spor yapacaksa yapsın; ama sadece yazın değil de bütün bir seneye yaysın. Sağlıklı kalmak için yapsın; çünkü her şeyi düzenliyor spor, hormonunu düzenliyor, vücudun dengeleniyor..

Voleybol Milli Takımı'nın sponsoru Orkid. Çağrışım yaptı da sormak istiyorum... Regl olduğunuz zaman bu oynadığınız maça etki ediyor mu?
Başımızın belasıdır o günler; ama alışılmışın dışında regl döneminde performans en üst seviyededir. İnsan kendisini daha enerjik hisseder. Regl döneminde hepimiz gibi ben de sabah kötü bir şekilde kalkıyorum, ama buraya geldiğim zaman ayaklarım daha bir hızlı gidiyor, performansta ciddi bir yükselme oluyor.

Şu anki voleybol camiasında en çok neyi değiştirmek isterdin?
Milli Takım ve lig temposunu değiştirmek isterdim. Çünkü bizim açımızdan çok yorucu geçiyor. 6 senedir 0 tatille yaşıyoruz.

Tatil yapmak istiyorsun yani...
Tatil yapmak istiyorum. Çünkü bir süre sonra birbirinizi görmek dahi istemiyorsunuz, kimsenin birbirine tahammülü kalmıyor. 12 ay voleybol oynuyorsunuz. Her gün sabah-akşam idman. Artık değişiklik istiyorum. Biraz daha sporcuların düşünülmesi, yıpratılmaması gerekiyor. 10 senedir voleybol oynuyorum; ama 20 senedir voleybol oynayandan daha fazla antrenman yapmışımdır.

Voleybol dışında ilgilendiğin spor dalları var mı?
Tenis izlemeyi çok seviyorum. Onun dışında da fazla bir sporla ilgilenmiyorum. Futbol izliyorum mecburen arkadaşlarım yüzünden. Erkek arkadaşım fanatik bir Galatasaraylı ve Galatasaray'ın misket maçı bile olsa onu izler.

Sen hangi takımı tutuyorsun?
Beşiktaş'ı tutuyorum; ama çok utanıyorum artık söylemeye.

Niye?
Kötü durumdayız çünkü.

Futbol maçlarına gittin mi hiç?
Beşiktaş'ın maçına gitmek için fırsat olmadı. Genelde Milli Takım'ın maçına gittim. Bir de Galatasaray maçına gittim haliyle...

Tribünlerdeki küfür hakkında ne düşünüyorsun?
Küfür daha çok futbolda var, son yıllarda basketbolda da başladı. Kimse oraya kaybetmek ya da kötü oynamak için çıkmıyor ki; bunu düşünmek lazım. Ama ülke öyle bir yere gidiyor ki insanlar stresini atmak için oraya geliyorlar, saldırıyorlar. Bilinçsizce hareket ettiklerini düşünüyorum; birilerine küfür ederek deşarj olmanın dışında yöntemler bulmalılar. Sporcu çok etkileniyor.

Bunu sona erdirmek için neler yapılabilir?
Daha çok kadının maçlara gitmesinin etkisi olacağını düşünmüyorum. Kadınlar bu tarz yerlerde biraz daha abartmayı seviyorlar bana göre. Bunun çözümü olacağını zannetmiyorum, böyle devam eder. Çok büyük yaptırımlar koymak lazım, o da çok zor.

Son soru; en büyük hedefin ne? "Başardım" diyeceğin nokta neresi?
Herhalde bir sporcunun varabileceği en büyük nokta Olimpiyat'ta o kürsüye çıkmaktır. Ben de onu istiyorum.

Makyaj şart!

Maça çıkmadan önce hepimiz makyaj yapıyoruz. Çünkü makyaj yapma fırsatımız pek olmuyor. Her gün eşofman ve spor ayakkabıylayız. En azından maça çıkarken bakımlı ve güzel olmak istiyoruz.

Fiziki taciz

Erkek hayranlarım tarafından birkaç kez fiziki tacize uğradım. Ama bir şey yapamıyorsunuz. Düşündüğünde yapılabilecek çok şey olabilir; ama o an insan şoke olduğu için bir şey yapamıyor.

Boy sorunu

Benden kısa birine aşık oldum (Gülüyor).Bundan da kesinlikle utanmam. Bir röportajımda "Boyum 1.87, erkek arkadaşımın boyu benden uzun olmalı" demiştim. O zaman onu söyleyişimin nedeni, herhalde bir şeyden dolayıdır. Şu an erkek arkadaşımla ya aynı boydayız ya da benden 1 cm. kısa. Boyla ilgili sorun yaşamadım şimdiye kadar.

Çocuğa yazık

Çocukları çok severim, olsun da isterim. Ama bir yere kadar kariyerinizi yapıp, ondan sonra çocuk düşünülebilir. Çünkü ikisiyle birden ilgilenemezsiniz. "Çocuk da yaparım, kariyer de" diyorlar; ama çocuğa yazık.

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: GÜNÜMÜZÜN ÇAĞDAŞ ATATÜRK TÜRKİYESİNE LAYIK TÜRK KIZLARI

Mesaj  Admin Bir Salı Mayıs 20, 2008 4:17 pm

[img][/img][img][/img]

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

**********

Mesaj  Admin Bir Çarş. Mayıs 21, 2008 1:51 am

NURCAN TAYLAN
[img][/img]
Nurcan Taylan

Madalyalar
Kadınlar Halter
Olimpiyat Oyunları
Altın 2004 Atina 48 kg
Nurcan Taylan (d. 29 Ekim 1983, Ankara). Türk halterci. Türkiye'ye Olimpiyat Şampiyonluğu kazandıran tek kadın sporcu.

11 yaşında antrenör Mehmet Üstündağ tarafından keşfedildi. Halterde 6 Avrupa ve 2 Dünya rekoru kırdı. 2004 yılında Atina'daki Olimpiyatlar'da 48 kiloda dünya ve olimpiyat rekoru kırarak altın madalya kazandı. Böylece Türk spor tarihinde ilk defa bir kadın sporcu bu başarıya ulaşmış oldu.

Ekim 2004'te milli halterciler Aylin Daşdelen, Sibel Şimşek ve Şule Şahbaz, Türk Milli Takımı antrenörü Mehmet Üstündağ'ı taciz suçlamasıyla mahkemeye verdi. Antrenör iddiaları reddederken Nurcan Taylan da hocasını savundu. Konu ile ilgili soruşturma başlatıldı ve Nurcan Taylan'ın Bulgaristan'da yapılan 2005 Dünya Şampiyonası'na katılması engellendi.


Madalyalar
Olimpiyatlar

Sıra Kilo Koparma Silkme Toplam Yer Tarih
1 48kg 97.5 DR 210.0 DR Atina, Yunanistan 14 Ağustos 2004
2 48kg 112.5 Atina, Yunanistan 14 Ağustos 2004

Dünya Şampiyonları

Sıra Kilo Koparma Silkme Toplam Yer Tarih
2 48kg 87.5 105.0 192.5 Varşova, Polonya 19 Kasım 2002
3 48kg 85.0 187.5 Vancouver, Kanada 18 Kasım 2003
5 48kg 102.5 Vancouver, Kanada 18 Kasım 2003

Avrupa Şampiyonaları

Sıra Kilo Koparma Silkme Toplam Yer Tarih
1 53 kg 95.5 AR 115.5 AR 210.0 Kiev, Ukrayna 20 Nisan 2004
1 G 53 kg 95.0 AR 115.0 AR 210.0 AR Loutraki, Yunanistan 15 Nisan 2003
1 J 48kg 87.5 AR 105.0 AR 192.5 AR Varşova, Polonya 19 Kasım 2002

Akdeniz Oyunları

Sıra Kilo Koparma Silkme Toplam Yer Tarih
1 53 kg 87.0 OR 108.0 OR Almería, İspanya 26 Haziran 2005

G: Gençler
DR: Dünya Rekoru
AR: Avrupa Rekoru
OR: Oyunlar Rekoru [img][/img]

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

TUĞBA KARADEMİR

Mesaj  Admin Bir Çarş. Mayıs 21, 2008 2:35 am

TUĞBA KARADEMİR
[img][/img]
[img][/img]
[img][/img]

http://www.tugbakarademir.org/
Ülke Türkiye
Doğum tarihi 17 Mart 1985 (1985-03-17) (yaş 23)
Boy 165 cm
Ağırlık 53 kg
Kariyer
ISU En İyi Dereceleri
Toplam 138.73 2008 Avrupa Şamp.
Kısa Program 50.28 2008 Avrupa Şamp.
Serbest Program 89.84 2006 Dünya Şamp.







Tuğba Karademir (d. 17 Mart 1985, Ankara) Türk artistik buz patencisi.

1995 yılında Ankara’da düzenlenen Balkan Şampiyonası’nda birinci olarak Türkiye’ye ilk defa Balkan birinciliği kazandırdı.

Figür patenciliği alanında ilerleyebilmek için 1996’da ailesi ile birlikte Kanada’ya yerleşti. Belinden rahatsızlanması nedeniyle 1 yıl spora ara verdi, 2000 yılında tekrar spora döndü. Başarılarıyla Kanada Figür Pateni Federasyonu’nun dikkatini çekti ve Kanada Milli Takımı’na girmeyi başardı, ancak Türkiye’yi temsil etmeyi tercih ederek takımı bıraktı.

2001 yılında ayağını burkması nedeniyle Olimpiyatlara katılamadı. (Bunun basit bir burkma olmadığı, bileğinin kırıldığı anlaşıldı.) İyileşmesi 2 yılını aldı.

2004 yılında Avrupa ve Dünya Şampiyonaları’nda ilk elemeleri geçmeyi başardı. Ancak ikinci elemelerde takıldı.

2005 yılında Avrupa Şampiyonası’nda serbest programda yarışan ilk Türk sporcusu oldu. Ocak 2006’da Artistik Patinaj Avrupa Şampiyonası’nda en iyi kişisel derecesini elde etti ve 13. oldu.

Tuğba Karademir, yarışmalarda annesi Sabite Karademir ve kendisinin birlikte tasarladığı kostümleri giyiyor.

2006 Kış Olimpiyatları’na Türkiye adına katılan Tuğba Karademir, buz pateni yarşmasının tek Türk sporcusu oldu. Kısa programda 29 sporcu arasinda ilk 24'e girerek (22.) serbest dalda yarışmaya hak kazandi. Serbest dalda 21., ve toplamda 21. oldu.

2006 Dünya Artistik Buz Pateni Şampiyonası'nda, elemelerde 26., kısa programda 21., elemelerle kısa program toplamında 22., serbest programda 16. ve son toplamda 18. oldu. Dünya 18.'si olduğu için, ISU tarafından belirlenecek iki Grand Prix yarışmasına katılmaya hak kazandı. Tuğba Karademir, Dünya Şampiyonası'nda, kısa program, serbest program ve kısa programla serbest program toplamı olmak üzere, sırasıyla, 44.47, 89.84 ve ikisinin toplamı olan 134.31 ile, bugüne kadar kendisine ait (ve Türkiye'ye ait) en iyi puanlarını topladı ve en iyi derecesini elde etti. Böylece, Türkiye adına Dünya Artistik Buz Pateni Şampiyonası'nda serbest programa katılıp ilk 20'ye girme başarısını gösteren ilk Türk sporcu oldu. Tuğba Karademir, 2006 yılındaki bu başarılarıyla, ISU Grand Prix yarışmalarına katılma hakkını kazanan ilk Türk artistik buz pateni sporcusu olma başarısını da göstermiş oldu.

En son 11-14 Ekim 2006 tarihleri arasında düzenlenen Karl Schaefer Memorial turnuvasında yarışmış ve toplam 97.99 puanla 11. sırayı almıştır. 1.65 m. boyunda ve 53 kg ağırlığındadır. Antrenörleri Doug Leigh ve Robert Tebby'dir.2006 Kış Olimpiyatları’na Türkiye adına katılan Tuğba Karademir, buz pateni yarşmasının tek Türk sporcusu oldu. Kısa programda 29 sporcu arasinda ilk 24'e girerek (22.) serbest dalda yarışmaya hak kazandi. Serbest dalda 21., ve toplamda 21. oldu.



2007 yılına Üniversite Kış Oyunları ile başladı.Bu yarışmada toplam 107.53 puan elde eden Tuğba, genel klasmanda 14.lüğe oturdu.

En son 22 - 23 Kasım 2008 günlerinde Slovakya'nın başkenti Bratislava'da düzenlenen Ondrej Nepela Memorial turnuvasında yarıştı ve toplam 122.11 puanla 2. sırayı aldı ve Türkiye uluslararası plandaki 2. madalyasını kazandırdı. 1.65 m. boyunda ve 53 kg ağırlığındadır. Antrenörleri Doug Leigh ve Robert Tebby'dir.Koreografı Kurt Browning'dir. Yeni sezonu için yeni bir serbest program hazırlamıştır.Ratatouille film müzüiğini kullandığı serbest programını kısa programı olduğu gibi Kurt Browning hazırlamıştır.Kısa programı için Ocean's Thirteen Film müziğini kullanmaktadır.




Winter Olympics 21nci
World Championships 30ncu 35nci 27nci 18nci 27nci
European Championships 27nci 27nci 23ncü 19ncu 13ncü 10cu 11nci
Turkish Championships 1nci 2nci 2nci
Canadian Championships 5nci
Skate America 9ncu
Skate Canada 11nci
NHK Trophy 10ncu
Golden Spin of Zagreb 5nci
Winter Universiade 14nci
Ondrej Nepela Memorial 4ncü
Nebelhorn Trophy 11nci 11nci
Karl Schäfer Memorial 9ncu 4ncü 9ncu 11nci
Golden Spin of Zagreb 7nci 17nci 9ncu
Balkan Games 1nci 2nci 2nci
TORİNO - İtalya’nın Torino kentinde devam eden 20. Kış Olimpiyat Oyunları’nda, bayanlar artistik buz pateninde, 2 gün önce kısa programda aldığı 44.20 puanla 22. olarak finale kalmayı başaran Tuğba Karademir, dün gece serbest programda yarıştı. Milli sporcu serbest programda, 42.64 teknik ve 36.80 artistik olmak üzere toplam 79.44 puan aldı. Karademir, kısa programdaki 44.20 puanıyla birlikte, toplam 123.64 puanla final mücadelesini 21. olarak tamamladı.(31 mayıs 2006)


En son Admin tarafından Paz Ocak 25, 2009 1:11 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

**********

Mesaj  Admin Bir Çarş. Mayıs 21, 2008 2:55 am

AZİZE TANRIKULU

Konu: Azize Tanrıkulu!!! C.tesi Nis. 26, 2008 2:32 pm

--------------------------------------------------------------------------------



Tarife ve anlatmaya gerek yok aslında.Azize deyince herkes bilir.Çünkü o taekwondomuzun marka isimlerinden biridir.Her turnuvadan madalya ile dönem ve teknik heyeti asla mahcup etmeyen nadide isimlerimizden biridir.Bu özelliği sebebi ile de bu dünya şampiyonasında direk olarak takıma alındı.Bir gerçek ki Takımımız altın madalya kazanırsa ki kesin kazanacak, bu isimlerden biride Azize olacaktır.

Azize, taekwondosunun yanı sıra neşeli ve hayat dolu kişiliği ile de takımın bel kemiği.Nasıl bir insan bu kadar hayat dolu neşeli ve sevecen oluyor anlamıyorum.Milyarlarca liranız olsa ve marketlerden sevgi, neşe, samimiyet, dostluk satın alsanız Azize'deki kadarına ulaşamazdınız.En zor anlarda takımın moral deposu olan kardeşimiz bu özelliği ile müsabaka yapmasa bile takım içinde olması gereken nadide sporculardan biridir.




Azize 09 .02 1986 Ankara doğumlu. Spora 4 yaşında aletli artistik jimnastik başladı. Bu alanda çeşitli Türkiye dereceleri elde etti.Bu çalışma 6 yıl kadar sürdü. antrenmanda kolu kırıldı ve ameliyat oldu. Bu süre içerisinde Ankara'da yaşıyordu.

2000 yılında Antalya'ya taşınınca Ağabeylerinden etkilenerek Ali ihsan Tekin hocamızın yanında taekwondoya başladı.Halende çalışmaları birlikte devam ettiriyorlar.
Antrenmanlara hergün düzenli olarak devam ediyor.bahri Tanrıkulu ile birlikte sürekli çalışması onun çok formda olmasını sağlıyor.Kısa sürede taekwondoda yer etmesinin en önemli sebeplerinden biri küçükken yapmış olduğu jimnastik sporudur.taekwondo yapmasının daha 5. ayında müsabakalara katılmaya başladı.

2.senesin de Gençler Milli Takımına girdi. Bu çabukluk hemen hemen hiç bir sporcuya nasip olmamıştır..7 yıldır taekwondo çalışmaya devam ediyor.Bu konuda Hocası Ali İhsan tekin'e, Ağabeyi Bahri Tanrıkuluna , değerli teknik heyete ve desteğini asla esirgemeyen ailesine sonsuz teşekkürler ediyor.


Bazı dereceleri:
Türkiye Şampiyonasi 14 kez 1.lik
Belçika 1
Hollanda acik 2
Almanya acik 3
Avrupa kupasi 1
Dünya Kupası 2 (ferdi)
Avrupa Şampiyonası 2005 1.lik
Üniversiteler Dünya Olimpiyati 2005 1

Tanrikulu AZIZE


Identity
Name, First name Azize, Tanrikulu
Country Turkey
Discipline Taekwondo
Category Light 67kg - 72kg


Attention, results and palmares of Tanrikulu Azize are based on the datas of The-Sports.org and may be incomplete.

Results

Event Discipline Pos Results Date Season

World Cup Taekwondo Light 59kg - 63kg 2 15/09/2006 2006



Azize Tanrıkulu

Azize Tüm sporcularımıza örnek olacak nadide isimlerimizden birisidir.

Dünya Şampiyonasında çok ciddi bir sakatlık geçirmesine ve önemli bir ameliyat olmasına rağmen mükemmel bir istirahat dönemi ve bakım geçirerek kısa sürede tatamiye döndü.Uzun dönem antrenman yapamamasına rağmen kendini toparladı ve Türkiye'nin en iyi sporcularını yenerek bu seçmeye hak kazandı.Onun sakatlığına uğrayan çoğu sporcunun sporu bıraktığı günümüzde Azize Profesyonel Sporculuğu nedeni ile tüm genç kuşaklara örnek teşkil ediyor...


Azize 09 .02 1986 Ankara doğumlu. Spora 4 yaşında aletli artistik jimnastik başladı.

2000 yılında Antalya'ya taşınınca Ağabeylerinden etkilenerek Ali ihsan Tekin hocamızın yanında taekwondoya ve daha 5. ayında müsabakalara katılmaya başladı.

Antrenmanlara her gün düzenli olarak devam ediyor.bahri Tanrıkulu ile birlikte sürekli çalışması onun çok formda olmasını sağlıyor.Kısa sürede taekwondoda yer etmesinin en önemli sebeplerinden biri küçükken yapmış olduğu jimnastik sporudur.

2.senesin de Gençler Milli Takımına girdi. Bu çabukluk hemen hemen hiç bir sporcuya nasip olmamıştır..7 yıldır taekwondo çalışmaya devam ediyor.Bu konuda Hocası Ali İhsan tekin'e, Ağabeyi Bahri Tanrıkuluna , değerli teknik heyete ve desteğini asla esirgemeyen ailesine sonsuz teşekkürler ediyor.


Bazı dereceleri:
Türkiye Şampiyonasi 14 kez 1.lik
Belçika 1
Hollanda acik 2
Almanya acik 3
Avrupa kupasi 1
Dünya Kupası 2 (ferdi)
Avrupa Şampiyonası 2005 1.lik
Üniversiteler Dünya Olimpiyati 2005 1


[img][/img]

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

**********

Mesaj  Admin Bir Çarş. Mayıs 21, 2008 3:13 am

SİBEL GÜLER
67 Kilo Bayanlarda Olimpiyat ümidimiz Sibel Güler Taekwondo Milli takımımızın en önemli isimlerinden biri.Her gittiği turnuvadan madalya ile dönen ve bizleri her zaman gururlandıran bir sporcumuz.Kilosunda Dünyanın en iyi sporcuları arasında olan Sibel Güler
67 kiloda Olimpiyatlara katılma mücadelesi verecek.
Sibel 1984 Yılı Bulgaristan doğumlu.6 yaşında Türkiye'ye göç ettiler..Şu an Ankara üniversitesi BESYO öğretmenlik son sınıf öğrencisi olan Sibel Güler taekwondoya 1995 yılında Çınar Spor Kulübünde Mehmet Örkan yönetiminde başladı.T.S.E Spor Kulübü sporcusu olarak taekwondomuza hizmet ediyor.
2000 yılından itibaren sürekli milli takımda yer almakta olan Sibel'in bazı dereceleri
Uluslararası birincilik,2. ve 3.ler
2000 gençler Dünya 2.si Balkan 2.si
2004 Avrupa Şampiyonası. 1.si
2006 Avrupa Şampiyonası. 1.si
2005 Üniversiade 1.si
2005 Avrupa Şampiyonası. 3.sü
2006 Avrupa Kupası1.si
2006 Dünya Kupası Ferdi 2.si
2006 Dünya Kupası 2.si (TAKIM)
2007 Universiade 2.si
2007 Olimpik Safe guart deneme turnuvası 1.si..

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

ZEYNEP İNANOĞLU

Mesaj  Admin Bir Perş. Mayıs 22, 2008 2:42 pm

Zeynep Inanoglu
M.S. Candidate
Speech Interface Group
Room E15-352, 20 Ames Street
Cambridge, MA 02139-4307
phone: (617) 253-7120
fax: (617) 258-6264
e-mail: zi201@media.mit.edu


Projects
LampMail, Emotive Alert.

Research Interests
Language Understanding, Voice Conversion, Human Machine Interaction.

Education
AB in Electrical Engineering from Harvard University,
MPhil in Speech and Language Processing from University of Cambridge.

Interests
Long distance running, ballroom dancing, yoga.

Where am I from?
Istanbul, Turkey.








Altın Kız Zeynep !! Tarih: 14 Jun 2006

Zeynep İnanoğlu ünlü bir ailenin kızı. Ama diğerleri gibi ne parlak ışıklara meraklı, ne şöhrete düşkün.

--------------------------------------------------------------------------------

Şöhretle hiç işi yok
Yasemin Kozanoğlu, Yağmur Ünal, Selin Denizli ve diğerleri... Bu genç kızların adı geçtiğinde herkesin aklına ya aşkları, ya da sansasyonları geliyor. Bu kadar gündemde olmalarının tek nedeni, ailelerinin sahip olduğu şöhreti yanlış yönde çar çur etmeleri. Ama öyle biri var ki, hem annesi, hem de babası sanat dünyasının zirvedeki isimlerinden olmasına karşın onu kimse tanımıyor.

ONUN LAKABI `ALTIN KIZ`
KİMDEN mi söz ediyoruz? Gülşen Bubikoğlu ve Türker İnanoğlu kızı Zeynep`ten. Diğerlerinin aksine adını sansasyon ile değil de, başarıları ile duyuruyor. Zaten onun da şöhret olma gibi bir kaygısı yok. Harvard mezunu olan Zeynep, Amerika`da `Altın Kız` olarak tanınıyor. Uluslararası bilim çevrelerinde adından söz ettiriyor.


Türker İnanoğlu ve Gülşen Bubikoğlu'nun elektronik mühendisi kızları Zeynep İnanoğlu, önceki akşam Esma Sultan Yalısı'nda gerçekleştirilen nikah töreniyle işletmeci Orhan Gorbon ile hayatını birleştirdi. Sarıyer Belediye Başkanı Yusuf Tülün'ün kıydığı nikah töreninde gelinin nikah şahitliğini TUSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, damadın şahitliğini ise Kerim Baran yaptı. Nikah törenine Aydın Doğan, Hüsnü Özyeğin, Ferit Şahenk, Ali Koç, Yılmaz Soyak, Yılmaz Ulusoy, Mustafa Taviloğlu, Hülya Koçyiğit, Cüneyt Arkın, Halit Kıvanç'ın da aralarında bulunduğu yaklaşık 350 davetli katıldı. Nikahtan sonra yapılan düğün töreninde ENBE Orkestrası ve Vokaliz grubu sahne alarak davetlilere unutulmaz bir gece yaşattı. Zeynep İnanoğlu, Amerikalı modacı Vera Wang imzalı gelinliği ile göz kamaştırdı. Çiftin ikinci düğünleri dün gece Club 29'da yapıldı. Yeni çiftin sadece arkadaşlarının katılacağı parti havasında geçecek düğünde ünlü Macar Çigan Keman Orkestrası sahne alacak. Zeynep İnanoğlu, "Emotive Alert" adını verdiği yeni yazılım sistemiyle dikkatleri çekmişti.
*******


Genç Bilim Kadını Zeynep
Zeynep İnanoğlu... Gencecik bir öğrenci, bir kadın, bir Türk kızı. Çalışmaları dünya çapında ses getiren bir bilgisayar programcısı... Zeynep kendini milyonların hayatını kolaylaştırmaya adamış bir bilim kadını.

Uluslararası bilim çevrelerinde adından söz ettiren Zeynep İnanoğlu, ‘Emotive Alert’ adını verdiği yeni yazılım sistemiyle bir kez daha dikkatleri çekti. Sistem, telesekreterdeki sesli mesajları arayanın ses tonuna göre sınıflandırıyor. İnanoğlu’nun bir sonraki hedefi, duygusal tepki veren bilgisayarlar. KOÇ Lisesi’ni birincilikle bitirdikten sonra Harvard Üniversitesi’nden mezun olan, arkasından da Massachussets Institute of Technology (MIT) ve Cambridge Üniversitesi’nde ‘internet teknolojisi’ üzerine master yapan 27 yaşındaki Zeynep İnanoğlu, yeni çalışmasıyla uluslararası bilim dünyasının gündemine oturdu. DUYGUSAL ANALİZ İnanoğlu’nun doktorasını yaptığı MIT’te Ron Caneel’le birlikte ürettiği ve ‘Emotive Alert’ (Duygusal Uyarıcı) adını verdiği yazılım sistemi, cep telefonları ya da telesekreterlere bırakılan mesajların duygusal analizini temel alıyor. Bu yeni yazılım, mesajların ilk on saniyesindeki sesin tonunu, heyecanını, öfkesini ve sevincini çözümleyerek mesajları önemlerine göre sıralıyor. Böylece, bütün mesajları dinlemeden, hangisinin daha acil olduğunu öğrenmek mümkün oluyor. İÞLETMELERE KOLAYLIK Sistemin hastane, itfaiye ve polis merkezlerine yapılan sahte ihbarları tespit ederek hem işgücü ve zaman kaybını önleyeceği, hem de operasyonlara büyük hız kazandıracağı belirtiliyor. British Telecom’da insan-bilgisayar etkileşimi üzerine çalışan araştırmacı Stephan Furner, ünlü bilim dergisi Nev Scientist’e yazdığı yazıda, İnanoğlu’nun buluşunun duygusal taleplere cevap verebilen bilgisayarlar konusunda atılmış çok önemli bir adım olduğunu söyledi. İnanoğlu, daha önceki çalışmalarıyla Beyaz Saray’da eski ABD Başkanı Bill Clinton ve eşi Hilary Clinton tarafından da ödüllendirilmişti. Ünlü film yapımcısı Türker İnanoğlu ve film sanatçısı Gülşen Bubikoğlu’nun kızı olan İnanoğlu, yeni hedefinin duygusal tepki veren bilgisayarlar olduğunu belirtti. Sırada duygusal bilgisayarlar var Zeynep İnanoğlu, konuyla ilgili olarak kendisine yöneltilen soruları şöyle yanıtladı: Bu buluşun yararları nedir? - ‘Emotive Alert’ uygulaması, bir kullanıcının cep telefonuna veya telesekreterine gelen mesajlardaki dominant duyguları otomatik olarak belirliyor ve kullanıcıya, ‘Bir acil mesajıniz var’ şeklinde uyarı gönderiyor. Amaç, kullanıcıların mesajları dinlemeden öncelik sırasına koyabilmesidir. Makinelerin insan seslerini tanıyabilecek kadar gelişmesi, bilimkurgu filmlerinde gördüğümüz robotların egemenliğini gündeme getirebilir mi? - Bu konuda çok şey yazıp çizen bir hayli bilim adamı var, ama ben şahsen bu tip ihtimalleri çok uzak görüyorum. Önemli olan şu anda insan hayatını daha verimli kılmak ve insanlığın sorunlarını çözümlemek. Bu yolda da bilgisayarların bizim için yapabileceği daha çok şey var. Yeni hedefleriniz nedir? - Bu konuda katedeceğimiz çok yol var. Kısa vadede hedefimiz bu uygulamaların insan hayatına kolayca geçebilecek hale gelmesi. Ben, doktoram kapsamında duygu s entezlemeyle de ilgileniyorum. O da bilgisayarların gerektiğinde duygusal (sinirli, heyecanlı, mutlu) davranması şeklinde özetlenebilir.





[img][/img][img][/img]

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Pınar Erincin

Mesaj  Admin Bir Salı Haz. 24, 2008 1:47 am

Avrupa bu Türk kızını konuşuyor

Rol aldığı ilk uzun metrajlı film olan 'En Garde' ile Locarno Film Festivali'nde 'En İyi Kadın Oyuncu' seçilen Pınar Erincin "Bu sonucu beklemiyordum, çok mutluyum" dedi.
1983 Yılında Almanya’nın Köln şehrinde dünyaya geldi, orta öğrenimini bitirdikten sonra konservatuara giderek tiyatro oyunculuğu öğrenimi aldı, halen öğrenimine devam etmektedir. Yönetmenliğini Türk asıllı Ayşe Polat’ın yaptığı sinema filmi ile A Tipi Film Festivali olan Locarno Film Festivalinde Gümüş Leopar En İyi Kadın Oyuncu Ödülünü aldı.Film und Fernsehen(Auszüge) Sinema Filmi ve televizyon için dizi filmler:
Die Anrheiner / WDR / dizi film, versch. Regisseure
Der Pascha von Nippes / RTL / dizi film, Regie: S. Allet-Coche
Der König von Kreuzberg / Sat 1 / dizi film, Regie: J. Becker
Zeit der Wünsche / WDR / dizi film, Regie: R. Schübel
En Garde /Intervista / sinema filmi, Regie: Ayşe Polat / Silberner Leopard als beste Schauspielerin auf dem Filmfest Locarno
2004, Locarno Film Festivali En İyi Kadın Oyuncu Gümüş Leopar Ödülü
Die Wache / RTL / dizi film, Regie: N. Skrovanik
SOKO 5113 / ZDF / dizi film
Klinikum Berlin-Mitte / SAT1 / dizi film, Regie: U. Zrenner
Ich schenk’ Dir meinen Mann / ZDF / dizi film, Regie: K. Hattop
Alarm für Cobra 11 / RTL / dizi film, Regie: A. Barth
Rote Glut / ZDF / dizi film, Regie: M. Schlichter
Dr. Stefan Frank / Episoden-Hauptrolle / sinema filmi, Regie: G. Erhardt Alle meine Töchter / ZDF / dizi film, Regie: W. Hübner
Fort Alpha / sinema filmi, Regie: A. van de Rest
Stadtklinik / RTL / dizi film, Regie: R. Klingenfuss
Theater, oynadığı tiyatro oyunları,
Wupper Theater - Workshops mit Kindern und Jugendlichen
Staatstheater Oberhausen-Hagen
Arkadas Theater Köln
Türk yönetmen ve oyuncuların Avrupa'daki başarılarına bir yenisi daha eklendi. 'Duvara Karşı' filmiyle Berlin Film Festivali'nde 'Altın Ayı' kazanan Fatih Akın'ın ardından, Yönetmen Ayşe Polat da 'En Garde' adlı çalışması ile '57'nci Uluslararası Locarno Film Festivali'nde en iyi ikinci film ödülünü aldı.

'ÇABALARIMIN KARŞILIĞI'
Ancak, kazanılan başarı bu kadarla kalmadı. 21 yaşındaki Türk kızı Pınar Erincin 'En Garde'deki gösterdiği üstün performansı nedeniyle aynı festivalden 'En İyi Kadın Oyuncu' ödülüyle ayrıldı. 'Gümüş Leopar' ödüllü genç oyuncu Erincin Avrupa sinema çevrelerinin dikkatini üzerine topladı. Erincin, "Bu sonucu hiç beklemiyordum. Çok mutluyum. İnanamadım. Bu filmle aldığım ödülü, çabalarımın karşılığı olarak görüyorum" dedi. Amacının ünlü olmak değil, kalıcı işlere imza atmak olduğunu ifade eden Erincin, şunları söyledi: "Daha yolun başındayım. Bu ödülden sonra daha iyi şeyler olabilir. Türkler daha fazla film yapmaya başladığı zaman karakterler de çeşitlenecek. Şimdiye kadar hep Türk kızını canlandırdım. Bunun değişmesini istiyorum."
[img][/img]

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Elif Genceli

Mesaj  Admin Bir Çarş. Ekim 29, 2008 2:08 pm

Dr. Elif Gencelli minerami doktora çalışması sırasında buldu.


29/10/2008
Elif Gencelli, Delft Teknik Üniversitesi'nde doktora çalışmasında Antartika buzulunda adını Meridianiite koyduğu bir minaral keşfetti. Keşif literatüre girdi



İSTANBUL - İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Kimya Mühendisliği mezunu olan ve halen Hollanda’da Delft Teknik Üniversitesi’nde kimya mühendisi olarak görev yapan Dr. Elif Genceli, doktora çalışması sırasında, Antartika buzulunda adını "Meridianiite" verdiği yeni bir mineral keşfederek uluslararası literatüre girdi.

Dr. Genceli, adını "Meridianiite" koyduğu ve formülü "MgSO4#8226;11H2O" olan ve International Mineral Association’dan (IMA) onay alarak literatüre giren mineralin hikayesini şöyle anlattı: "2005 yılında, MgSO4’ün (Magnezyum sülfat) düşük sıcaklıktaki molekül yapısı ’MgSO4•11H2O’nun bilimsel literatürde hatalı kayıtlı olduğunu bulmuştum. Molekülün mineral olduğunun ispatı için dünya üzerinde herhangi bir yerde doğal olarak oluştuğunun kanıtlanması gerekiyordu. Yaptığım araştırmada bunun Antartika buzulunda olabileceğini düşündüm. 2007 yılı Ocak ayında Japonya’ya gittim, orada Antartika buzulunda ve Hokkaido Adası-Saroma Gölü’ndeki deniz tuzunda bu minerali buldum."

Japonya’dan Hollanda’ya dönünce IMA’ya buluşa ilişkin bir teklif götürdüğünü anlatan Dr. Genceli, aynı zamanda NASA için çalışan Prof. Dr. Ron Peterson adlı araştırmacının da Kanada’nın kuzeyinde bir ağacın gövdesinde minerali bulduğunu öğrendiğini ve uzun görüşmeler sonucunda buluşun her ikisinin adına kayıt altına alındığını anlattı. İTÜ Makine Fakültesi öğretim üyelerinden merhum Prof. Dr. Osman Feyzi Genceli’nin kızı olan Dr. Elif Genceli, çocukluğundan beri hep araştırmaya özendirilerek büyütüldüğünü, konu üzerinde uzun süre ve sabırla çalıştığını dile getirdi.

Küçüklüğünden beri en büyük hayalinin akademisyen olmak olduğunu söyleyen Dr. Genceli, çalışmasında molekülü önce laboratuvarında sentezleyip sonra da Antartika buzulunda bulduğunu ifade etti.Bu arada, kimya mühendisliği eğitimi alan, kristalizasyon ve ayırma teknolojileri alanında çalışmaları olan Dr. Genceli, bir minerolog olmamasına karşın NASA’nın bilim adamları ve güçlü olanaklarına karşı eş zamanlı yaptığı bu çalışmayla literatüre girerek, başarısının değerini bir kat daha artırdı.

Öte yandan Elif Genceli, doktor unvanını bu yılın Ocak ayında Hollanda Delft Teknik Üniversitesi’nden kendisine verilen üstün başarı ve onur derecesi (Cum-Laude) ile alırken, halen aynı üniversitede doktora sonrası çalışmasını sürdürüyor.
[img][/img]

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Türk kızı Aylin Selçuk'a büyük onur...

Mesaj  Admin Bir C.tesi Kas. 15, 2008 12:42 am

Alman ''Bild der Frau'' adlı dergi tarafından Türk kızı Aylin Selçuk'a (19) ''Güçlü ülke için güçlü kadın'' ödülü verildi.


''Deukische Generation'' adlı derneğin kurucusu olan Selçuk, dergi tarafından seçilen ülkenin 5 güçlü kadını arasında gösterilerek 10 bin avroluk ödüle layık görülmüştü.

Axel-Springer yayın evinde düzenlenen ve Aile, Kadın ve Gençlik Bakanı Ursula von der Leyen'in de katıldığı ödül töreninde Selçuk'a, bu ödül ile birlikte, projesi için kullanması amacıyla 10 bin avroluk para ödülü de verildi.

Selçuk, dergi tarafından bu yıl 3. kez verilen ödülü bugüne kadar sahip en genç kadın oldu.

Selçuk'a ödülünü veren tanınmış Alman oyuncu Hannelore Elsner, yaptığı konuşmada, Aylin'in, iyi fırsatlar elde edebilmek için yoğun çaba harcayan göçmen gençlerine iyi bir örnek teşkil ettiğini söyledi.

Selçuk da aldığı ödülden dolayı büyük mutluluk duyduğunu belirterek, derneğin çalışmalarıyla kendisinin ön plana çıktığını, ancak dernek içinde kendisi gibi çalışan çok sayıda arkadaşının bulunduğunu ifade etti.

Selçuk, ''Gençlerde potansiyel var. Bu potansiyelin ortaya çıkartılması gerekiyor. Yıllar sonra göçmenlerin sayısı daha da artacak. Bu nedenle kendimizi bu konuda sorumlu hissetmemiz gerekir'' dedi.

Bakan Leyen de konuşmasında, ''Burada gerçekten de olağan üstü 5 kadın var. Hepsi örnek teşkil ediyor ve bizlere bu tür çabaların, her şeyin iyiye gitmesi için gerekli olduğunu gösteriyor'' ifadesini kullandı.

Selçuk'un yanı sıra Tatjana Kreidler, Brigitte Maas, Sabriye Tenberken ve Rose Volz-Schmidt de hazırladıkları projeler için 10 biner Avro aldılar.
Derginin okuyucuları tarafından seçilen Sabriye Tenberken ayrıca Okuyucular Özel Ödülü 30 bin avroyu aldı.

Ödül törenine, aralarında politikacıların ve sanatçıların da bulunduğu yaklaşık 350 kişi katıldı.
Aylin Selçuk, törenden sonra A.A'ya yaptığı açıklamada, şunları söyledi:

''Böyle bir galada olmak ve bu ödülü almak beni çok sevindiriyor. Ünlü Alman oyuncu Hannelore Elsner'den bu ödülü aldığım için ayrıca büyük mutluluk duyuyorum. Türklerin imajını gelecekte de Almanya'da düzeltme çalışmalarımızı sürdürmek istiyoruz. Bu ödülü almak bizi teşvik etti.'' (AA)


*****


Almanlar bu Türk kızına aşık!

19 Ekim 2008 Pazar 12:34
Almanlar bu Türk kızına hayran oldu. Henüz 19 yaşında ancak şimdiden Almanya'nın en çok konuşulan ismi!
Berlin doğumlu 19 yaşındaki Aylin Selçuk, bir yılı aşkın süredir Alman basınında en çok konuşulan kişilerden biri. Selçuk, Nisan 2007’de Alman (Deutsche) ve Türk (Türkisch) kelimelerinin birleşimi olan Alman-Türk Kuşağı (Die Deukische Generation) adlı bir dernek kurdu.

Başbakan Merkel onun derneğine destek veriyor. Selçuk’un yola çıkış felsefesi, Almanların Türklere karşı olan ön yargılı tutumunu ortadan kaldırmak ve iki toplumu kaynaştırmaktı.

Dernek kurulduktan kısa bir süre sonra Selçuk, Almanya’nın önde gelen dergilerinden Der Spiegel’in baş sayfasında yer aldı. Derginin, “Alfa kadınları-Yeni bir kadın kuşağı erkekleri nasıl geçiyor?” konulu başmakalesinde Selçuk, Almanya’daki iş hayatında erkekleri geçen 18 yaşında bir genç kız olarak gösterildi.

Türk gençlerinin “kavgacı” değil, “toplumun bir parçası” olduğunu vurgulayan Türk-Alman Kuşağı Derneği, federal hükümetin Göç ve Uyumdan Sorumlu Devlet Bakanı Maria Böhmer’in himayesi altına girdi. Eski Almanya Cumhurbaşkanı Roman Herzog, çalışmaları dolayısıyla derneğe teşekkür mektubu yolladı.

Özellikle de Almanya Başbakanı Angela Merkel, “Ben doğudan geldiğim için ön yargıların ne demek olduğunu çok iyi bili rim. Ama bu sorunlarla mücadele edip şimdi Almanya’nın başbakanı oldum” diyerek derneğe büyük destek verdiğini açıkladı.

Beş aday arasından en genci Aylin Selçuk

Alman basınında sıkça yer alan Selçuk, bu kez de Almanya’nın önemli kadın dergilerinden Bild der Frau’nun, “Güçlü Kadınlar Güçlü Ülke” sloganıyla düzenlediği yarışmada, “Yılın Kadını 2008” ödülüne aday gösterildi.
Almanya’nın birçok yerinde yer alan dev panolarda boy gösteren beş kadın adayın içinde yer alan Selçuk çok genç olmasıyla da dikkat çekiyor. 48 yaşındaki adaylardan Brigitte Maas kadın girişimciler, 37 yaşındaki Sabriye Tenberken görme engelli çocuklar, 40 yaşındaki Tatjana Kreidler kurtarıcı köpekler ve 52 yaşındaki Rose Volz-Schmidt de ailelere yardım alanında yarışıyor. Selçuk ise Almanya’daki Türklere yakıştırılan olumsuz imajın değiştirilmesi üzerine çalışıyor.

[img][/img]



[img][/img][img]



[/img]

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

HADİSE AÇIKGÖZ

Mesaj  Admin Bir Cuma Ocak 30, 2009 1:12 am

Hadise (1 Kasım 2006).
Genel bilgiler
Doğum adı Hadise Açıkgöz
Doğum 22 Ekim 1985 (1985-10-22) (23 yaşında)
Mol, Belçika
Tarz(lar) R&B
Meslek(ler) Şarkıcı
Etkin yıllar 2003-günümüze
Etiket(ler) EMI Belgium
Web sitesi www.HadiseMusic.com
Hadise Açıkgöz ya da kısaca Hadise (d. 22 Ekim 1985, Mol, Belçika), Belçika'da yaşayan Çerkez kökenli Türk şarkıcı ve televizyon sunucusu. Belçika'da düzenlenen Pop Idol yarışması ile tanınan ve sonrasında yayınladığı albümlerle dikkat çeken sanatçı, 2009 yılında Türkiye'yi Eurovision Şarkı Yarışması'nda temsil edecek olmasıyla tanınmaktadır.


Çocukluk
Hadise, 22 Ekim 1985 günü Anvers yakınlarındaki Mol kasabasında Sivas'lı bir ailenin kızı olarak dünyaya geldi. Ailesi Sivas'ın Yıldızeli ilçesinin Yavu ve Fındıcak köylerindendir. Yapımcılar ve dinleyiciler tarafından ilk olarak, bir Belçika televizyon kanalında, Türkiye'de "Pop Star"ın bir benzeri olan, "Pop Idol" isimli yarışmasında 2003 yılında farkedildi. Yarışmayı birincilikle bitirmemiş olmasına rağmen, albüm çıkarması için yapımcılardan teklifler aldı.


Sweat (albüm)
Hadise'nin ilk teklisi Sweat, 1 Kasım 2004'de yayınlandı. Bu şarkının ilgi görmesiyle klipleri müzik kanallarında sıkça gösterilmeye başlandı. İkinci tekli Stir Me Up, 6 Mayıs 2005'de çıktı ve Avrupa genelinde yankı buldu. Özellikle albümün çıkış parçası "Stir Me Up" o yılın pek çok yaz derlemeleri albümüne girdi. Üçüncü teklisinin adı olan Milk Chocolate Girl, 9 Ekim 2005'de piyasaya sürüldü ve şarkının adı zamanla Hadise'nin lakabı haline geldi.

Dördüncü tekli olan Ain't No Love Lost ise 13 Ocak 2006 tarihinde yayınlandı. Albümündeki Ain't No Love Lost adlı şarkının Burdayım adıyla Türkçe bir sürümü de oluşturuldu. Hadise'nin beşinci teklisi Bad Boy 4 Ağustos 2006'da yaz döneminde piyasaya sürüldü ve önceki şarkılar gibi dinleyici kitlesinden olumlu tepkiler aldı.

Hadise, 3 Ekim 2007'de tarihinde yeni tekli çalışması olan A Good Kiss'i piyasaya çıkardı ve klibini İstanbul'da çekti. 2008 yaz dönemine yeni bir albüm ile girmeye hazırlanan Hadise, Bodrum'da Halikarnas Disko'da verdiği bir konserle 2008 yaz sezonunun açılışını yapan şarkıcı oldu.[2] Yeni albümünün My Body adlı şarkısına çektiği klipte yer alan, Hadise ve bir kaza mankeni arasındaki sevişme sahneleri medyada özel ilgi konusu oldu.

Sözleri Sezen Aksu'ya ait olan Deli Oğlan şarkısının klibini ise, klip çekilmiş olmasına rağmen, klibinde birlikte oynadığı Sertan Tan ile klip görüntülerinin medyaya reklam amaçlı sızdırılması nedeniyle, onun görüntülerini klibinden çıkararak yeniden düzenleme kararı aldı.


Diğer çalışmalar

Hadise, Türkiye'de Nisan 2006'dan beri Runltd. menejerlik şirketi ve Süheyl Atay ile çalışmaktadır. Türkiye'deki ilk konserini ise, İzmir Loop Kulübü'nde aynı tarihlerde verdi. 2006 senesinde sık sık Türkiye'ye gelen Hadise başta Beyaz Show olmak üzere pek çok program ve etkinliklerde yer aldı. Bu arada hayranı olduğu Tarkan'la sahneye çıkma fırsatı da yakaladı. Maxim, Esquire, Tempo ve Aktüel dergilerine kapak oldu.

Serdar Ortaç'ın 2008 yazında piyasaya çıkan Nefes albümünde yer alan Düşman adlı şarkıda Ortaç'la düet yaptı. Christina Aguilera, Brandy ve Beyoncé gibi isimleri örnek aldığını belirten Hadise, müziğinde etkilendiği sanatçılar arasında Prince, Janet Jackson, Tina Turner, Alicia Keys, Toni Braxton, Jamiroquai ve U2'yu saymaktadır. Şarkılarında klasik müzik, rock, soul ve dünya müziklerini harmanlamaya çalıştığını belirtmektedir.

Hadise iyi derecede Felemenkçe, Flamanca, Fransızca, Almanca, Türkçe ve İngilizce bilmektedir. Belçika'nın Hasselt şehrinde pazarlama üzerine lisans yapan Hadise, tüm boş zamanlarını müziğe ayırdığını ve genellikle söz yazıp beste yaptığını beyan etmektedir. Sanatçı yine stüdyo kayıtları ve konserler arasında koşturduğunu söylemiştir.


Eurovision
Her ne kadar, arkadaşı Kate Ryan'ın Eurovision 2006'da yarı finalde elenmesinden sonra, Hadise Eurovision'a katılmayı hiç bir zaman düşünmeyeceğini belirtmiş olsa da, Moskova'da düzenlenecek Eurovision 2009'a Türkiye adına katılması için teklif götüreceği adaylar arasında Şebnem Ferah ile birlikte adı geçmekteydi.Eurovision 2009'da Belçika'yı geri çeviren ve Türkiye'yi temsil edeceği kesinleşen Hadise bunu aşağıdaki gibi açıkladı;

«Belçika'da birkaç tane ödül aldım, orada güzel başarılar yakaladım ve bunlar gurur verici şeyler tabii ki ama Türkiye'de de bunları yapmak istiyorum. Türkiye adına da başarılar yakalamak, ödüller almak istiyorum. bu yüzden seçeneğim Türkiye'dir »


Eurovision 2009 yarışması için TRT tarafından seçilen şarkı "Crazy for You (Düm Tek Tek)" oldu



Düm Tek Tek (İngilizce)

Baby you’re perfect for me
you are my gift from heaven
this is the greatest story of all times
we met like in a movie
so meant to last forever
and what you’re doing to me
feels so fine

Angel i wake up
and live my dreams
endlessly
crazy for you

Can you feel the rhythm in my heart
the beats going düm tek tek
always louder like there’s no limit
feels like there’s no way back
can you feel the rhythm in my heart
the beats going düm tek tek
always louder like there’s no limit
feels like there’s no way back

Baby i read all answers
in your exotic movements
you are the greatest dancer of all times
you make me feel so special
no one can kiss like you do
as it is your profession
feel so fine

Angel i wake up and live my dreams
endlessly
crazy for you

Düm Tek Tek (Türkçe Çeviri)

Bebeğim, sen benim için mükemmelsin
Cennetten hediyemsin
Bu tüm zamanların en iyi hikayesi
Filmlerdeki gibi buluştuk
Sonsuza kadar süreceğini düşündüm
ve bana yaptığın şey
Çok iyi hissettiriyor

Meleğim kalkarım
ve rüyalarımı yaşarım
sonsuza dek
çılgınım senin için

Kalbimdeki ritmi hissedebiliyor musun
Vuruşlar düm tek tek atıyor
her zaman sanki limit yokmuşcasına yüksek sesli
Geri dönüş yokmuş gibi hissettiriyor

Kalbimdeki ritmi hissedebiliyor musun
Vuruşlar düm tek tek atıyor
her zaman sanki limit yokmuşcasına yüksek sesli
Geri dönüş yokmuş gibi hissettiriyor

Bebeğim ekzotik hareketlerindeki
bütün cevapları okudum
Sen tüm zamanların en iyi dansçısısın
Kimse senin öptüğün gibi öpemez
O senin sanatın
Çok iyi hissettiriyor

Meleğim kalkarım ve rüyalarımı yaşarım
sonsuza dek
Senin için çıldırıyorum

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

AYŞEM SUNAL

Mesaj  Admin Bir Çarş. Tem. 14, 2010 12:18 am


http://www.aysemsunal.com/

Genç kuşaktan başka bir uluslararası dansçımız Ayşem Sunal’dır. 1972 yılında doğmuştur. Belçika Kraliyet Balesi’nde başdansçı olarak alkışlanan sanatçımız, topluluğuyla Türkiye’ye gelmiştir.

Ayşem Sunal, Ankara Devlet Konservatuarı’nı bitirdikten sonra “Uluslararası M. Ohya Yarışması”nda finale kalmış, Lüksemburg Yarışması’nda ise dördüncü olmuştur. Joseph Lazzini, Paolo Bartoluzzi, Attilio Labis, Menio Martinez, Peter Anastos gibi seçkin koreograflarla çalışan dansçımız, Raymonda’daki “Pas de Deux” başarısını izleyen yıllarda Almanya, Japonya, Norveç, Çin, İspanya, Bulgaristan, ABD, Singapur, Lüksemburg, Hollanda ve İngiltere’de üstün performansıyla hayranlık uyandırmıştır.








YENİHABER
Belçika'da gerçek bir bale sultanı Türk;Ayşem Sunal

Bir teklif üzerine Belçika´ya gelen ve balede başrol oynayan Ankaralı Ayşem Sunal boş zamanlarında kedilerine,tazılarına ve fillerine bakıyor..

Belçika´da dil konusunda sıkıntılar yaşayan sanatçı Ayşem Sunal ´ Belçika vatandaşlığını almak istemedim.Ama vize işkenceleri beni Belçikalı olmaya mecbur etti´ demeyi de ihmal etmedi.

BELÇİKA´ nın Anvers Kenti´nde bale çalışmalarını sürdüren Türk kızı Ankaralı Ayşem Sunal, bale dolu yaşamının ardında kalan zamanları nasıl değerlendirdiğini ve diğer yaşam kesitlerini Yenihaber´e anlattı.
Ayşam Sunal ile bir yağmurlu ve soğuk Belçika gününde Anvers´te buluştuk. Kahvelerimizi laflarımızın arasında yudumladık. Bazen Ankara´ya,bazen Japonya ve bazen de Kenya´ya uzanarak farklı bir hayat öyküsünün ipuçlarını arayıp bulduk ve not ettik.

Ankara doğumlu
ANKARA doğumlu (1972), Ayşem Sunal sanatçı bir ailenin kızı. Belçika´daki yaşamı ve diğer çalışmaları hakkında bakınız Yenihaber´e neler anlattı:
´Ablamda bale sanatçısıydı. Kısacası balenin içinde doğdum diyebilirim.. Ailemin karşı çıkmasına rağmen 10 yaşında Ankara Konservatuar imtihanlarına girdim. Anadolu Liseleri imtihanlarını da kazınmıştım. Ablamın eşinin yardımı ile konservatuara girdim. Beş yılda eğitimimim tamamladım. Ankara Devlet Opera ve Devlet Balesi beni Japonya´ya bir yarışma için gönderdi. Orada bir uluslar arası bale yarışması vardı. Bir jüri üyesi benimle yakından ilgilendi. Bu Bugünkü direktörüm olan Belçikalı Robert Denvers´ten başkası değildi. Bu tanışma aynı zamanda Belçika´ya taşınmamın da başlangıcını oluşturdu.

Japonya´da birincilik
Japonya´da partnerim ile birinci olduk. Burada çeşitli teklifler aldım. Ancak Belçika´dan gelen teklif karşısında, Denvers´e düşünmem gerektiğini söyledim. Babama da Belçika´dan bir teklif gelmiş, ama annemle yeni tanıştıkları için o Belçika´ya gelmemişti..Bende gelen teklifi kendilerine götürdüm. Babam bana´ kızım ben Belçika´ya gidemedim.Sen git´ diyerek destek oldu. Kaderimizde Belçika varmış. İlk iki üç sene zor oldu. Lisan açısından tabii ki.. 1992 Ocak ayında Belçika´ya geldim. Tam sezon ortasındaydı. İlk yıl çok zor geçti. Ama annem beni yalnız bırakmadı. İlk baş rol oyunu 6 ay sonra verdiler.

Belçika´yı temsil ettim
Çalışmalarım sürüyordu.Bu arada Lüksemburg´a yarışmaya gittim. Bu defa Belçika´yı temsil ettim. Orada ikincilik aldım. Daha sonra Belçika Kadınlar Derneği, 2000 yılının sanatçısı seçti. Sonra yine bir dergi tarafından yılın en iyi beş sanatçısı arasında gösterildim. Moskova´da düzenlenen ´Dansçı Oskarları´na aday gösterildim. Orada dans ettim ve Onur ödülü kazandım ( 2003). Başta Belçika olmak üzere Almanya ve diğer ülkelerde gösterilere çağrılıyorum. Balenin en zor kesitlerinden birini alıp, bu gösterilerde onu sergiliyorum. Bu bizim için ekstra bir durum oluyor. Sanatçı dünyası ile iç içe oluyoruz. Sonra Çin´e davet edildim. 2005 yılında tamamen dolu bir sezon geçirdim. 20-30 temsil sonrası Belçika´da çalışmalarımı tamamlamak istiyorum. Bu bağlamda 2006 yılının da aynı dolulukla geçtiğini söyleyebilirim. Yani biraz daha uluslararası platforma açılmak istiyorum. Türkiye´den de davet aldım.

Kedi, köpek ve fil hastasıyım
Balenin dışında, kedi ve köpek hastasıyım. Evde iki Van ve bir siyah kedim var. Onları çok seviyorum. Türkiye´de köpeğim vardı. Babama bıraktım. Kedilerimden küçük olanın adı, Fernan,diğerinin adı ise Jülei. Hayvan sevgisi bende doruk noktasında, kedi ve köpek derken, fil beslemeye de başladım. Kenya´da iki fili evlat edindim. Eee filler tabii Kenya´da duruyorlar. Onların bir yıllık masraflarını veriyoruz. Her ay bize video ile sağlık durumlarını bildiriyorlar. Onları da uzaktan ve video görüntülerinden seviyorum. Birinin adı, Mevaka ve diğerinin adı ise Salaman. Hemen bu işin masrafı nedir diyenler olur. Hemen açıklayayım;benim gibi uzaktan bu filleri evlat edinenler ,masrafları ortak karşılıyoruz. Bir fili bir kişinin bakması elbette zor. Bir fil için yılda, 170- 300 Euro ödüyoruz.

Siz hiç tazı sevdiniz mi?
Tabii ki hayvan sevgimiz bununla da bitmiyor.İnanamayacaksınız, daha önce köpekleri seviyorum demiştim ya, bu farklı bir sevgi.. Ya ´tazı sevgisi´ denebilir.. Belçika´nın çeşitli kentlerinde tazı dernekleri var.Bu derneklerin bakımını üstlendikleri ve Belçika´ya getirdikleri tazılar İspanya ve İngiltere´de yarışlarda kullanılıyorlar. Çok hızlı koşuyorlar tabii. Ama bu tazıları sonra bir yere kapatıyorlar. Çünkü performansları düşen tazıları ya yakıyorlar, ya da ölene kadar bir bakım yerinde bakıyorlar. İşte Gent´te ki bu dernek ile ilişkim var.Onların üyesi oldum. Boş zamanlarımda oraya gidiyorum. Üye arkadaşlarımla birlikte tazılar için çalışıyorum. İspanya´dan İngiltere´den getirilen bu tazılara bakıyoruz. Ayrıca grup olarak bu konuda neler yapabiliriz diye düşünüyoruz.

Gezmeyi seviyorum
İşte Evde kedileri, Gent´te tazıları ve Kenya´da filleri olan bir balerinim. Bunun dışında gezmeyi de seviyorum. Ama vakit az olduğu için başta Anvers olmak üzere kent merkezini ve alış veriş merkezlerini gezmeyi seviyorum. Bunlardan büyük keyif ve zevk alıyorum.

İnadım tutmadı
Önceleri Belçika vatandaşlığını istemdim. Beş yıl böyle kaldım. Ama çok vize işkencesi çektim. Sonra Belçika vatandaşlığını almak zorunda kaldım. Şimdi bir sıkıntı yok. Zamanın Anvers Başkonsolosu İhsan Sakarya benimle çok ilgilendi. Hiçbir eserimi kaçırmadı. Bu yıl Bodrum Festivali´nde dans ettim. Orada bile beni takip etmeyi ihmal etmedi. Onunla görüşmemiz sürüyor. Kendisine çok minnettarım.

Destekleri çok güzel
Burada ünlü bir caddeye çıktığım zaman herkes beni tanıyor. Bu da hoşuma gidiyor.Özellikle Türklerin bana olan ilgi ve sevgisi benim Belçika´daki yaşamımda çok önemli bir yer tutuyor. Onlarla hasret gideriyorum. Çok ve yoğun çalışmalar arasında bu ilgiler bana pozitif enerji veriyor.
Yabanda Türkiye´yi temsil etmek çok önemli ve anlamlı. Bir Türk olduğumu öğrenenler şaşırıyorlar. ´Türkiye´de bale var mı?´ diyenler oluyor. Bunu öğrenenler bana daha fazla ilgi gösteriyorlar´ diyor.
****

EFNAN ATMACA
İSTANBUL - İstanbul'un yeni 'Giselle'i Ayşem Sunal. Ankara Devlet Konservatuvarı'ndan mezun olduktan sonra bale kariyerini 14 yıl boyunca Belçika'da sürdüren Sunal, İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin sahneleyeceği 'Giselle' balesiyle Türkiye'ye döndü. 14 yıl boyunca birçok uluslararası başarıya imza atan Sunal'la bu geri dönüşü ve oldukça 'parlak' kariyerini konuştuk.
Babası Türkiye'nin ilk baletlerinden Hüsnü Sunal, annesi balerin Evin Sunal ve ablası yine Ankara Balesi'nde primabalerin Zeynep Sunal (Odabaşı) olan Ayşem Sunal aile geleneğini onların tüm itirazlarına rağmen devam ettirip balerin olduktan sonra Japonya'da düzenlenen bir yarışmaya gitmiş: "Japonya'ya bale yarışmasına gittim. Finale kaldım. Mehmet Balkanlı'dan sonra finale kalan ilk Türk oldum. Hatta kadın olarak ilk ben finale kaldım. Finalden sonra Belçika Kraliyet Balesi'nin direktörü bana teklifte bulundu. Hatta bizi yarışmaya götüren Meriç Sümen benim İngilizcem yeterli olmadığı için tercümanlığımı yapmıştı. 1992'de Belçika'da çalışmaya başladım".
'Cinderella ve Coppelia' balesinde başrolü üstlenen Sunal ertesi yıl solistliğe ve primabalerinliğe yükselmiş. 14 yıl boyunca da Belçika Kraliyet Balesi'nin sahnelediği neredeyse tüm temsillerde başrolde sahneye çıkmış. Belçika Kraliyet Balesi'nin yanı sıra birçok toplulukta konuk dansçı olarak görev yapmış Sunal. Aralarında bale dünyasının Oscar'ı olarak kabul edilen Prix de Benois da olmak üzere önemli ödüllere aday gösterilmiş ve çoğunu da kucaklamış: "1998'de Dance Magazine tarafından dünyanın en iyi beş balerini arasında gösterildim. Lüksemburg Bale Yarışması'nda halk tarafından birinci, jüri tarafından ikinci seçildim ve jüri özel ödülü kazandım. Beş yıl önce Belfast Bale Festivali'nde festivain yıldızı seçildim. 2003'te Bolşoy'da balenin Oscar'ı sayılan Prix de Benois'ya aday gösterildim. Onur Ödülü kazandım. Geçen yıl 'La Bayadere'deki rolümle Belçika'da yılın sanatçısı unvanını kazandım".
Ancak o tüm bu başarılara rağmen mütevazılığını koruyup "Doğru zamanda doğru yerdeydim. Kazandığım ödüllerin çoğunu özgeçmişimi Türkçeye çevirirken hatırladım. Balede önemli olan yetenek kadar moral. Her zaman sizden yetenekli birileri vardır ancak çok çalışır, moralinizi yüksek tutarsanız sonuna kadar gidersiniz" diyor. Elbette bu başarıların bir de bedeli olduğunu söylüyor Sunal: "Kültür ataşesi gibi yaşadım. Almanya'dan, Japonya'ya, Rusya'dan, Çin'e bale olan her ülkeye gittim. Dans ederek tüm dünyayı dolaştım. Yılda 137 temsile çıktığım oldu. 10 yıldan sonra yaşınız ilerleyince yorgunluk artıyor".
Sunal'ı Türkiye'ye getiren sebeplerden biri yorgunluk. Ancak daha önemlisi dünyanın en önemli koreograflarından öğrendiklerini, bale hakkında bildiklerini paylaşmak: "İki yıl önce annem bir rahatsızlık geçirdi ve ben yanında olamadım. İlk neden bu. Ancak eşim Belçika'da sanat direktörüydü. Bana 'Belli bir yaşa geldin. Şu anda bir karar vermen gerekiyor. Ya hayatımızın geri kalanını Avrupa'da geçireceğiz ya da şimdi Türkiye'ye gideceğiz bir süre dans edecek sonra da bildiklerini gelecek nesillere geçireceksin' dedi. Çok büyük bir bilgi yükü var bende. Değişik koreograflarla çalıştım. Onları kendime saklamak egoistlik olur diye düşündüm. Şu anda Türk balesine dansçı olarak hâlâ yedi-sekiz yıl hizmet verebilirim."

'Türkiye öğrenmeye aç'
Eşi Robert Denvers'a Beyhan Murp-hy bale başöğretmenliği teklif edtmiş. Sunal ise bu yıl Mimar Sinan'da vereceği repertuvar dersleriyle yavaş yavaş eğitimciliğe ısınacak: "Türkiye'deki dansçılar öğrenmeye çok açlar. Tüm dünya değişti. Daha hızlı bir bale var artık. Ben bile modernize yaptığım şeylerden daha çok keyif alıyorum. İtalyan müzik direktörü var İstanbul Operası'nda, benim eşim geldi baleye. Bu dokunuşu vermek için buradalar. Bugünden yarına değişecek diye bir şey yok ama bir süreç başladı. Ben de bunun örneğini gösteriyorum. Çalışırken bunu yapmış birini görmek onlar için avantaj".
Daha önce iki kez Ankara Devlet Opera ve Balesi'nde konuk sanatçı olarak dans eden Sunal İstanbullu baleseverlerin karşısına 10 Aralık'ta çıkacak ilk kez. Yurtdışıyla ilişkileri devam eden ve konuk sanatçı olarak temsillerde rol almaya devam edecek olan Sunal'ı İstanbullularla buluşturacak 'Giselle' rolünün de kendisi için ayrı bir önemi var. Çünkü onu primabalerinliğe yükselten rol 'Giselle': "Başbalerinliğe yükseldiğim rol bu benim. İstanbul'a geldik. Beyhan Murphy listeyi yaparken 'Giselle'le başlayacaksın dedi. Sihirli bir rol bu benim için. Şansım Giselle'den."

****

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Nazan Eckes

Mesaj  Admin Bir Cuma Ara. 31, 2010 3:06 am




En güzel 50 kadın arasında gösterildi
Alman Bild gazetesi, tüm zamanların en güzel 50 Alman kadını arasında, tanınmış Türk kökenli sunucu Nazan Eckes'i de gösterdi.

AA

Berlin- Almanya'da tüm zamanların en güzel 50 kadını arasında Nazan Eckes, tanınmış mankenler Heidi Klum ve Claudia Schiffer ile buz patenci Katarina Witt ile Marlene Dietrich, Hildegard Knef, Romy Schneider, Santa Berger, Nastassja Kinski, Diane Kruger, Elke Sommer ve Uschi Glas gibi oyuncuların yanında gösterildi.

Gazetede, Köln kentinde yaşayan Eckes'in, özel televizyon kanalı RTL'de hava durumu sunuculuğundan program sunuculuğuna yükseldiği belirtilerek, tüm göçmenlerin Eckes gibi olması durumunda Almanya Merkez Bankasının eski Yönetim Kurulu Üyesi Thilo Sarrazin'in canlandırdığı göç tartışmalarının yaşanmayacağı görüşüne yer verildi.

Zamanın güzellik ideallerine uygun, hayran olunan ve ilgi duyulan kadınların yer bulduğu tüm zamanların en güzel kadınları arasında ayrıca, Grimm kardeşlerin ünlü masal kahramanı Pamuk Prenses, müzisyen Robert Schumann'ın eşi Clara Schumann, Prusya Kraliçesi Luise, "Sissi" adıyla bilinen Avusturya Kraliçesi Elisabeth, 1956 yılında dünya güzeli seçilen ilk Alman Petra Schürmann ile diğer bazı tanınmış oyuncular da gösterildi.

30 Aralık 2010

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

ELİF BİLGİN

Mesaj  Admin Bir Cuma Mayıs 30, 2014 4:21 pm



Elif Bilge'nin çalışması Google Bilim Fuarı’nda binlerce proje arasından sıyrılarak 15 Global Finalist’ten biri olmaya hak kazandı ve popüler bilim dergisi Scientific American'ın “Science in Action” ödülünün de sahibi oldu.

16 yaşındaki Elif Bilgin, ‘muz kabuklarının biyoplastik üretiminde kullanılması’ projesiyle ABD’yi salladı. Proje, genç dahileri buluşturan bilim fuarında hem finalist oldu hem özel ödül kazandı

Bülent ŞANLIKAN / İSTANBUL

İşte Türkiye’nin geleceği... Koç Lisesi öğrencisi Elif Bilgin (16), ABD’de düzenlenen Google Bilim Fuarı’nda projesiyle 15 küresel finalist arasına girdi. Dünyanın en büyük online bilim fuarı olan etkinlikte, Bilgin’in ‘muz kabuklarının biyoplastik üretiminde kullanılması’ fikrine dayanan çalışması ‘Science in Action’ ödülüne de layık görüldü. Özellikle çevre sorunları konusunda fayda sağlayacak projeye 50 bin dolar (96 bin TL) para desteği verilecek. Bunun yanı sıra 1 yıl boyunca da mentorluk (danışmanlık) sağlanacak.

EVCİLİK YERİNE KİTAP

Bilgin, müthiş başarının ardından hedefinin ABD’de tıp eğitimi almak olduğunu söyledi. 13 ila 18 yaş arasındaki gençlerin davet edildiği etkinlikte ‘Büyük Ödül’ün sahibi olacak proje ise 1-30 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilecek halk oylamasıyla belirlenecek. İşte 16 yaşında bir ‘parlak beyin’...
¦ 4 yaşında yazmaya ve okumaya başladım.
¦ Annem benimle başa çıkabilmek için bir sürü bilim dergileri ve kitapları almıştı. Ünlü mucitleri ve bilim adamlarını o yaşlarda tanımaya başladım.
¦ Yaşıtlarım evcilik oynarken ben kitap okumayı severdim.
¦ 8’inci sınıf öğrencisiyken rüzgarla çalışan araç projesiyle topraksız tarım yaptım. Ve soğan ürettim.

'MORALİM BOZULDU PES ETMEDİM'

Elif Bilgin, dünya çapında başarı getiren süreci şöyle anlattı: Çalışmam 2 yıl sürdü. İlk olarak tarama yaptım. Akademik makaleleri inceledim. 12 denemenin 10’u da başarısız oldu. Arada bir pes etme süreci de yaşadım. Daha sonra bu projemi bir dönem ödevine dönüştürmeye karar verdim. Avokadoların bozulmaması için kullanılan kimyasal bir karışımı kendi bulduğum metoda uyguladım. Böylece başarı geldi...

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

CANAN DAĞDEVİREN

Mesaj  Admin Bir Paz Ara. 14, 2014 7:50 am



1985 doğumlu Canan Dağdeviren...

En yüksek oyu alarak, Harvard Üniversitesi'nin Genç Akademi Üyesi seçildi.

Tebrikler Canan Dağdeviren, tebrikler Türkiye Cumhuriyeti...

Demek ki neymiş?

Karma eğitim, kız çocuklarımızın başarısına engel değilmiş...

Kadın erkek eşitliği... Eğitimde fırsat eşitliği...

İyi pazarlar dostlarım.

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: GÜNÜMÜZÜN ÇAĞDAŞ ATATÜRK TÜRKİYESİNE LAYIK TÜRK KIZLARI

Mesaj  Sponsored content Bugün 10:55 am


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz