Mon Amour HİROŞİMA

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Mon Amour HİROŞİMA

Mesaj  Admin Bir Cuma Ağus. 08, 2008 5:22 am

İkinci Dünya Savaşı üstüne yapılmış en güzel filmlerden biri olmakla kalmayıp

Düşman ve düşmanın algılanışını sorgulayan; unutmak ile anımsamak arasında gidip gelen zorunda kalan insanların kendi içlerinde savaşın bıraktığı yaraları saramayışı üzerine bir film...

Unutmak...






"Hiroshima Mon Amour:

Aşk ve Unutuş

Ahmet Orhan


"Ah o unutmayı bir hatırlasam"
M.C. Anday

Felsefi bir kategori olarak tutku bir "hiç"tir. Felsefe ancak tanımlayarak netleştirerek bir kavrama (duruma) kendi sınırları içinde yaşam hakkı tanır. Kavramlaşan, netleşen "hiç" artık bilime havale edilmek üzere, felsefenin bahçesine konuk edilir. "Aşk" ve "tutku" yaklaşık ikibinbeşyüz yıldır felsefe için gizi çözülememiş bir karakutudur. Bu karakutu ve felsefe arasında limoni bir ilişki, bir çekememezlik söz konusudur. Çünkü felsefe onlar karşısında eşine rastlanmadık bir "acz" içindedir. Onlarsa, sürekli olarak felsefe tarafından tanımlanıp iğdiş edilme korkusu ve gerilimi içindedirler.


Aşk tutkunun yol arkadaşıdır. Birbirlerinden ayırdedilemeyen ancak küçük farklılıklarında büyük ayrımlar barındıran ikiz kardeşler örneği, hiç de aynı damardan beslenmezler. Biri eldekini tüketirken diğeri karşısındakini "yok" ederek "ben"leştirme eğilimindedir. Benleştirme sürecinde aşk, "en güzel yüz metresini" yolun, tutkuya koşturur. Bu uğrakta "unutuş" bir virüs olarak aşkın bilgi-işlem merkezinde tüm programları belirsiz bir tarihe kadar bozar. Aşk, tutku ve unutuş üçgeninde bize bunca esin sağladığı için "Hiroşima Sevgilim" filmi birkez daha herhangi bir felsefe metninden üstündür. Unutmanın arkeolojik bir incelemesini yaparsak, hatırda tutmanın günümüzde nasıl da modası geçmiş bir elbise gibi durduğunu görmek zor olmasa gerek. Bütün ölümleri, katliamları, değerlerin alaşağı edilmesini, geçmişte güzel ve ourlu insanların yaşadığını unutmak, günümüzde nasıl olağan, unutmaksa nasıl garip karşılanıyorsa, hala ggüzel günlerin kurulabileceğine olan inançlarını kaybetmeyen insanlar için söylenecek tek bir şey kalmıştır geriye: Unutmamak Direnmektir, ya da unutmak yenilmektir.


Alain Resnais "Hiroşima Sevgilim"i çektiğinde atom bombası faciasının üzerinden tam ondört yıl geçmişti. Aşkınsa tarihi sayılamayacak kadar eskiydi. Hiroşima'da barış üzerine bir filmde oynamaya giden bir Fransız kadınıyla, bir Japon erkeğinin aşkları, inatla felsefenin sınırlarında, hem de Fransızca, gezinir. Aşk kadını Nevres'de yakalamıştır ilk olarak, savaş yıllarında bir Alman askerine aşık olarak gündelik kodlara göre "vatan hainliği" yapmıştır, işbirlikçidir. Oysa Alman askerin bir direnişçi tarafından (yine günlük kodlarla haklı olarak) vurulmasından sonra tutku, kadını kapatıldığı mahzende aşkın kollarından devralacaktır. Saçlarının kazınmasına, günışığından uzak kalmasına rağmen ona, delilikle bilinçlilik hali arasındaki çizgide durabilmeyi sağlayan, tırnaklarını mahzen duvarlarına sürtüp parçalarken hayatta kalmasını sağlayan şey tutkudur. Mahzenden bırakılıp Paris'e yerleştiği gün atom bombasının Hiroşima ve Nagazaki'nin tepesine bırakıldığını öğrenir. Onun için bu haber tuhaf bir ferahlıkla karşılanacaktır; Çünkü bütün o kötü günlerin bittiğinin sembolüdür artık Hiroşima.


Kadın bir kez de Hiroşima'da karşılaşır aşkla, ama bu kez "unutuş" olarak. Bu unutuşla ilk kez o gece aldatır öldürülen Alman sevgilisini. Resnais'in filmi unutuşa varan bir geriye sayımdır. Herşey en ince ayrıntısına dek unutulsun diye önce birbir hatırlanır: Hiroşima'da ne görmüştür kadın? Herşeyi ya da hiçbirşeyi. Hastahaneleri görmüştür, derisi soyulna insanları görmüştür... Peki yaa o cehennem sıcağını? Peki ama ne görmüştür kadın Hiroşima'da? Önce Hiroşima hatırlanır. Sonra Nevres, sonra yine Hiroşima. Herşey birbir hatırlandıktan sonra unutulmamaları için hiçbir neden yoktur. İki metaforik dizge olarak aynı yıkıcılığa sahip olan aşk ve savaaş, son kertede, yine de unutuşa izin vermeyecektir. Çünkü kan ve gözyaşıyla malüldürler bir kez. "Hİ-RO-Şİ-MA" der kadın erkeğe, "senin adın bu". "Senin adın da NEV-RES" der erkek kadına.


Unutuş anlamını yitirmiştir artık. Mayıs 1994 "


[img][/img]

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5031
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Emmanuelle Riva /Alain Resnais

Mesaj  Admin Bir Salı Kas. 25, 2008 12:54 pm

Emmanuelle Riva

Emmanuelle Riva (born February 24, 1927 in Cheniménil) is a French actress who is best known for her role in Hiroshima, Mon Amour, her film debut. She also appeared in Adua e le compagne, Léon Morin, prêtre, Thérèse Desqueyroux (for which she won the Volpi Cup for best actress at the Venice Film Festival), Thomas l'imposteur, The Eyes, the Mouth, Three Colours: Blue and Venus Beauty Institute. Riva started her acting career on the Paris stage after having worked as a seamstress.
[img][/img][img][/img]

Alain Resnais



Fransız sinemasının önde gelen yönetmenlerinden biri olan Alain Resnais, Fransız Yeni Dalga akımının öncüleri arasında yer alıyor. Özellikle “ Hiroshima Mon Amour ” ( 1959 ) ve “ Last Year at Marienbad ” ( 1961 ) adlı filmleriyle adını duyuran yönetmenin unutulmayan filmleri arasında “ Smoking/No Smoking ” ( 1994 ), “ Mélo ” ( 1986 ) ve “ Providence ” ( 1976 ) yer alıyor.

1922 yılında dünyaya gelen Fransız yönetmen, her ne kadar bir zamanlar tiyatroya da ilgi duyduysa da ilk aşkı olan sinemada devam etti. 1947 yılıyla birlikte görsel sanatlara yönelik olarak bir dizi kısa metrajlı film çekti. Vincent Van Gogh, Paul Gauguin ile Pablo Picasso’nun “ Guernica ” üzerine kısa metrajlı projeler gerçekleştiren yönetmen, sanatsal sinemanın yanı sıra Fransız ticari sinemasıyla da ilgilendi. Belgesel filmlerinde özellikle, insanoğlunun sahip olduğu insanlığa giderek yabancılaşması olgusunu işleyen Resnais, sanatsal yönü ön plana çıkan politik ve hatta propaganda filmleri yaptı.

“ Night and Fog ” adlı belgesel filminde, konsantrasyon kamplarına değinen yönetmen, “ içimizde uyuyan hayvan ” noktasına ağırlık veren çağdaş şair Jean Cayrol’u ele aldı. Ünlü yazar Raymond Queneau’nun kaleme aldığı “ The Song of Styrene ” adlı kısa film, yönetmenin plastik sanatlardaki yeteneğini sergiledi.

Filozof Henri Bergson ile yazar Marcel Proust’un etkisi altında kalan Resnais, yalnızlıkla geçen çocukluk yıllarının da etkisiyle, filmlerinde bireysel bilinçler arasındaki uyuşmazlıklar, zamanın akışı ve deneyimin öneminin kayboluşu gibi konuları irdeledi.

“ Hiroshima Mon Amour ” filmiyle ilk uzun metrajlı deneyimini yaşayan yönetmen, Yeni Dalga akımının önde gelen isimlerinden övgüler aldı. Özellikle geleneksel formlarla radikal bir içeriği birlikte ele almasıyla dikkat çeken Resnais, film içerisindeki diyaloglar açısından klasik sinemaya yakın durmaya çalıştı. Her ne kadar klasik sinema anlayışına fazla aykırı düşmese de, film özellikle politik, sosyal ve ruhsal noktalarda oldukça muhalif bir çizgide yer alıyordu. “ Left Bank ” Sinemacılar Okulu’nun politik felsefesine yakın duran Resnais, Yeni Dalga akımının öncüsü olan ve politik olara anarşizmi savunan Cahiers du Cinema üyelerine mesafeli yaklaşmayı tercih etti. 1960’lı yılların sonlarına damgasını vuran “ Left Bank ” akımına katılan yönetmen, geleneksel, Katolik ve burjuva değerlerini bir çırpıda yok etme taraftarı değildi.

Filmlerinde insanoğlunu, kendi vahşi barbarlığıyla yüzleştirmeye çalışan Resnais, “ Hiroshima Mon Amour ”da atom bombası ve “ Muriel ”da da polis işkencesi gibi konulara parmak basarken, “ Last Year at Marienbad ”de lüks ama soğuk bir hayali dünya tablosu çizdi.

Marguerite Duras ve Alain Robbe-Grillet gibi ünlü yazarlarla birlikte çalışma fırsatı bulan Resnais, filmlerinde bu yazarların metinlerinden yararlandı. Edebiyat ve görsel sanatlara olan ilgisini azaltarak sinematografik olana ağırlık vermeye başlayan yönetmen, kendi özgün sinemasını yaratmak için önemli adımlar attı. 1974 yılında başrolünde Jean-Paul Belmando’nun yer aldığı “ Stavisky ”den üç yıl sonra “ Providence ”ı gerçekleştiren yönetmen, “ Mon Oncle D’Amerique ” adlı filmiyle Cannes Film Festivali’nde jüri özel ödülünün sahibi oldu.

Filmlerinde daha çok kişisel ve politik nosyonlara değinen Resnais, kusursuz stiliyle eleştirmenleri büyülemeyi başardı. Birçok kısa filmi hükümet tarafından sansürlenen yönetmenin Afrika sanatlarını kullandığı “ Statues Also Die ” ( 1953 ) adlı filmi 12 yıl boyunca gösterim imkanı bulamadı. “ Hiroshima Mon Amour ” adlı filminde kahramanlık anlayışını olumlayan bir tablo çizdiği için büyük eleştirilere maruz kalan ama daha sonraları uluslara arası farklılığı gözetmeyen “ Yeni Ahlak ” kavramını ele aldığı için büyük övgü alan yönetmen, 1996 yapımı” The War is Over ” filmiyle de partizan duyguları kabarttığı için eleştirildi.

“ Smoking/No Smoking ”den sonra uzun bir süre sinemadan uzak kalan yönetmen, 1997 yılında çektiği “ Same Old Song ” adlı yarı müzikal filmiyle yeniden büyülü ekranın karşısına geçti.

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5031
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz