Deyimlerimizin hikayesi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Deyimlerimizin hikayesi

Mesaj  Admin Bir Cuma Ağus. 15, 2008 12:52 am

Atı Alan Üsküdar’ı Geçti

Zamanında Bolu beyine baş kaldıran Köroğlu’nun dillerde destan yağız mı yağız atı çalınır. Bütün civarı arar tarar yok. Bir kimse bir de istanbul’daki pazarları dolaş der. İstanbul’da pazarları dolaşırken atına rastlar.
Pazar sahibine şu ata bir bineyim hele der. Pazarcı da buyur der .
Eski sahibinin kokusunu alan ve tanıyan at şahlanıp, dört nala ordan uzaklaşır. Pazarcı peşine düşer fakat Köroğlu bir kayığa binip Üsküdar’ı geçer. Dövünen pazarcıya ihtiyarın biri gelip , “ah evlat! atı alan Üsküdarı geçti. O köroğluydu ,atın gerçek sahibi” der…


İnsanoğlu Kuş Misali

Zamanında Üsküdar’da bir “Miskinler Tekkesi” bulunurmuş. Adından da anlaşılacağı üzere buraya yurdun en tembel, en miskin insanları takılırmış. İşte burada iki miskin kendilerine iki sandalye bulup oturuyorlarmış. Gel zaman git zaman havalar gittikçe soğumaya başlamış. Tekkeninde penceresi açık ama kimsenin ayağa kalkıp pencereyi kapatmaya mecali yok.
Birinci miskin: Yahu havalar iyice soğudu, şu pencereyi kapatmak lazım.
İkinci miskin: Doğru söylüyorsun mirim, kapatmak lazım.
Aradan saatler geçer, haftalar geçer, hatta ay geçer, yine aynı diyalog aralarında sürer gider. Sonunda birinci miskin daha fazla dayanamaz bütün gücünü toplayıp karşı pencereye ulaşır, camı kapatır ve hemen oracıktaki bir iskemleye kendini bırakır. Sonra öteki miskin arkadaşına şunları der: “Ya mirim gördün mü, insanoğlu kuş misali. Dün neredeydim, bugün neredeyim” der…


Gemileri Yakmak

Gemiyle işgale gittikleri bir yerde ordusu rakibin gücü karşısında korku duymaya başlayınca Sezar askerlerini yüksek bir tepeye çıkartır ve aşağıda kalan bir kaç askere gemileri ateşe vermeleri emrini verir. Geldikleri gemiler gözlerinin ününde çatır çatır yanan ordu şok geçirmiştir. Sezar “Gördüğünüz gibi gemileri yaktık artık dönüş yok ya bu savaşı kazanırsınız ya da hepimiz burada ölürüz” şeklinde bir konuşma yapar. Savaş Sezar’ın ordularının ezici zaferiyle sonuçlanır…


Hoşafın Yağı Kesildi

Yeniçeri ocaklarında efrada yemek dağıtılırken mutfak meydancısı elinde tuttuğu üzeri ayet ve dualar yazılı kallavi koca kepçe ile evvela yağlı yemekleri ve pilavı dağıtır, sonra da hoşaflara daldırırmış.
Hal böyle olunca, sofralara gelen hoşaf bakracının üstünde, bir parmak kalınlığında yağ tabakası yüzermiş. Bu durumu gören Yeniçeri ağalarından akıllı birisi meydancıya emir vererek “Kepçeyi yağlı yemeklere batırmadan evvel temiz iken hoşafları dağıt, sonra yemek tevziatına geç…” demiş.
Demiş amma, bu sefer sofralara giden hoşaf bakraçlarının üzerinde yağ tabakasını göremeyen Yeniçeriler isyan bayrağını çekmişler:
- “Hakkımızı yiyorlar, istihkakımızdan çalıyorlar, zira hoşafın yağını bile kestiler, yağlı hoşaf isterük…” diye bağırmışlar.
Dimyat’a Pirince Giderken Evdeki Bulgurdan Olmak
Dimyat Mısır’da, Süveyş Kanalı ağzında ve Portsait yakınlarında bir iskeledir. Eskiden Mısır’ın meşhur pirinçleri, ince hasırdan örülmüş torbalar içinde buradan Türkiye'ye gelirdi.
Dimyat’a pirinç almak için giden bir Türk tüccarının bindiği gemi Akdeniz'de Arap Korsanları tarafından soyulmuş ve adamcağızın kemerindeki bütün altınlarını almışlar.
Binbir müşkilat içinde Türkiye’ye dönen pirinç tüccarı o yıl iflas etmek durumuna düşmüş. İstanbul’dan kalkmış, memleketi olan Karaman’a gitmiş. O sene tarlasından kalkan buğdayları da bulgur tüccarlarına sattığından, kendi ev halkı kışın bulgursuz kalmışlar. “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” sözünün aslı buradan kalmıştır.


Yanlış Hesap, Bağdat’tan Döner

İstanbul kapalı çarşıya kervanlar gelir. Tüccarların siparişleri kumaş, kürk, baharat neyse dağıtılır. Daha sonra tüccarlardan paraları tahsil edilirmiş.
Yine bir alış veriş sonrasında, tüccarın biri hesap yaparken dört işlem hilleri ile kervancıyı 400-500 altın içerde bırakır.
Hesaptaki yanlışlığı anlayamayan kervancı Bağdat, Hicaz ve Mısır’a seferine çıkar.
Tüccarda, “Şimdi bu Mısır’dan 6-7 ayda zor döner. Bende bu parayı işletirim” diye düşünür.
Kervancı yol uzun, zaman bol bütün hesapları tekrar tekrar inceler.
Tüccarın yaptığı hileyi anlar. Kervan Bağdat’a girmek üzereyken, kervanı oğlu ve güvendiği bir kişiye emanet eder,
-Siz beni Bağdatta bekleyin. der.
İyi bir Arap atı alıp dört nala İstanbula dönmeye başlar.
Yolda, bu adam bu parayı hemen öyle vermez diye düşünüp bir plan kurar. İstanbuldaki dostlarında plan için yardım ister.
Ertesi gün tüccarın dükkanına iki kadın gelir. Tüccara ;
-Sorup soruşturduk bu civarda en dürüst ,en güvenilir kişi sizmişsiniz. Biz Hicaza gideceğiz. Size bu iki çantayı emanet etmek istiyoruz, derler.
Çantaları açıp tüccara gösterirler. Çantaların için inci, altın, pırlanta envayi çeşit müccevher.
-Olur da gelemezsek bunlar size helali hoş olsun. Bize bir dua okutur, belki bir hayrat yaptırırsın. derler.
Bunları duyan tüccar sevinçten uçar. Kadınları hürmet ,ziyafet.
Bu sırada kervancı içeri girer. Bunu gören tüccar, daha kervancı lafa başlamadan;
-Yahu hoşgeldin. Bizim hesapta bir yanlışlık olmuş. Paralarını ayırdım. Çocuklarada tenbihledim, eğer ölürsem kervancının parasının mutlaka verin. Ben kul hakkı yemem kardeşim, der.
Parayı hemen verir. Bu sırada kadınlar,
–Biz bu sene gitmekten vazgeçtik .Kısmetse seneye !.deyip dükkandan
çıkarlar.
Oyuna geldiğini anlayan tüccar , kervancının peşinden koşup ,
-Hani sen Mısıra gidecektin . ..Yaktın beni! diye bağırır.
Atına binen kervancı,
-Yanlış hesap adamı Bağdat’tan dödürür, der ve yoluna gider.


Halep Oradaysa Arşın Burada

Vaktiyle adamın biri kısa bir müddet Halep’te kalmış. Yurduna dönünce de yerli yersiz konuşmaya, “Ben Halep’te şöyle yaptım, böyle yaptın” gibi atıp tutmaya başlamış. Öyle ki övünmelerinden halka gına gelmiş.
Günlerden birinde köy odasında oturulurken söz cirit oyunundan, uzun atlamadan açılmış. Bizim övünme meraklısı dayanamayıp söze girmiş: “Ben Halep’te iken 15 arşın atladım.” Sabrı tükenenlerden biri itiraz etmiş:
- Yapma be iki gözüm, 15 arşın atlamak kim, sen kim?
- Canım ne var 15 arşında, atladım işte!
O sırada aralarında bulunan marangoz, malzemeleri arasındaki arşını çıkarıp ortaya koymuş:
- Halep oradaysa arşın burada! Haydi, atla da görelim.
O günden sonra palavracı her nerede bir kuru sıkı atsa, halk kendisine “Arşın burada!” demeye başlamış ve bu söz bir deyim olarak yaygınlaşmış.
Bugün dahi, geçmişte yaptığı bir şey ile övünen veya yapmadığını yapmış gibi söyleyen insanlara, halihazır şartlar altında da aynı başarıyı göstermesi arzusunu izhar( anlamları açığa çıkarma, toplayır biriktirme) için söylenir.



Yaş Tahtaya Basmak

Eski devirlerde de ahşap evlerin ve konakların umumi temizliği yapılırken, tahtalar arap sabunu ile ovulurmuş. Böyle anlarda ıslak tahtalar çok kaygan olup, üzerinde ayağı kayıp düşenler çok olurmuş.
Sultan Hamit devrinde bir Gürcü Hasan Fehmi Paşa varmış. Hukuk akademisinde, Dünya Hukuku dersi okuturmuş. Daha sonraları Selanik Sofya’da valilik de yapmıştı. Bir gün konağında temizlik yapılıyormuş.
Tahta merdivenlerden inerken, ıslak basamaklarda ayağı kayan Paşa, düşmüş. Birkaç gün topallayarak gezmiş. Hukuk talebeleri birbirleriyle fısıldaşarak:
- Bizim hoca, yaş tahtaya basmış, diye bu olayı alaya almışlar.
Bu deyim, aldatılmak, kandırılmak manasında kullanılır.






[/size][/b]

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5031
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz