VERBA VOLANT SCRİPTA MANENT

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

VERBA VOLANT SCRİPTA MANENT

Mesaj  Admin Bir C.tesi Ağus. 23, 2008 4:16 am

Söz şimdiki zamanın hafifliğiyle eriyip giderken, yazı anların ortasına çakılan bir kazık gibi sabit kalır. Bu zıtlık ilişkisi bir aracının enerji olması ve öbürünün ise bir obje olmasından kaynaklanmaktadır. Ses ağırlığı ve kütlesi olmayan bir dalga iken, yazının ihmal edilebilecek kadar da olsa kütlesi ve hacmi vardır.

İki aracı arasındaki fiziksel farklara değindikten sonra bu aracıların insan algısını farklı etkilemelerine bakacak olursak şunu görebiliriz:

-Söz kelimenin tam anlamıyla canlıdır, fakat yazı hiç canlı olmamıştır.
-Söz yaşanan duyguları aktarabilirken, yazı sadece dağarcıktaki duyguları kopyalar.
-Söz en ufak bir aracı veya formaliteye gerek duymazken, yazı öncelikle kağıda, imla kurallarına uygun olarak yazılıp noktalama işaretlerine bulanır ve en nihayetinde da aracı bir kurum veya kişi tarafından son kullanıcıya sunulur.

Hal böyleyken söz rahatlıkla uçarı, kabullenilemez, heyecanlı veya içten olabilir; fakat yazı ancak o veya bu pazar potansiyeli göz önüne alındıktan sonra karakterini belirleyebilir.
Fakat herşeye rağmen söz uçar: Yani söz sadece canlıdır; öncesi ve sonrası değil, sadece şimdisi vardır. Fakat yazı yazılışından sonraki yüzyıllarda okunup, yazılışından önceki yüzyıllar içinde kurgulanabilir.
Hal böyleyken: Söz uçar yazı kalır.






KRİSTİN REÇBER

Söz Uçar Yazı Kalır

Scripta manent, verba volant" yani Türkçesiyle "yazı kalır, söz uçar" klasikleşmiş bu ifadeyi kim bilmez? Okumaktan nefret eden insanlar bile bu söze hak verir. Fakat ne yönden?

Yaygın düşünce şudur: söz söylenir, konuşulur tartışılır ve unutulur. Yazı ise yazılır, okunur ve rafa kaldırılır; gerektiğinde tozlu raflardan çıkarılır, kullanılır. Demem o ki kalıcıdır ve siz kâğıdı yırtıp atmadıkça yahut günümüzün teknolojisine göre üzerini işaretleyip "delete" tuşuna basmadıkça da varlığını sürdürecektir.

Yine aynı yaygın görüşe göre ölen atın meydanını, ölen yiğidin şanını bâki kılar yazı. Yazarı ölse bile sözlerini kulaktan kulağa yayabilir, mürekkepten (ya da her ne ile yazılmış veya kazınmış ise ondan) birer anıttır yazılar. Tam bu noktada sizleri Alberto Manguel'e kulak (!) vermeye davet etmek durumundayım. Yazar bize bu sözün aslında yazıya değil, söze övgü olduğunu söylüyor. "Sayfadaki sesler kanatlanıp uçabiliyorlardı. Sayfadaki sessiz sözcük ise hareketsiz ve ölüydü." Sessiz harflerden bahsetmişken, yazı ve akabinde okuma eyleminin günümüzde sırdan görülen tüm öğeleri uzun evreler geçirmiş olduğunu da belirtmeliyim.

Noktalama işaretleri konusunda bildiğim kadarıyla en eski çalışmalar İskenderiye Kütüphanesinde başlar. (Hemen her bilimsel işin altında bu kütüphaneden kalıntılar vardır zaten. Fakat tarih bilimi birçok deneye ev sahipliği yapan bu mekânın hoşgörüsüne sığınıp "yazı uçarsa ne olur" konulu deneyinde kobay etmiştir kendisini maalesef.) "Sessiz okuma" denen ve yüksek ihtimalle şu anda sizin yapmakta olduğunuz eylem ise Ortaçağ'da hayrete şayan bir yenilikti. Çünkü böyle okumak yazının ilk amacına aykırı görünür, yazı seslendirilmek için yazılmaya başlanmıştır! Garip mi geldi bu bakış açısı, sözlü kültür sizi uzun zamandır kandırıyormuş öyleyse(!).

Yazı ile söz ve dolayısıyla insan hafızası ile ilgili tartışmalar uzun ve çekişmelidir. En azından ben öyle 'oku'dum. Ortaçağda yazının insanları unutkanlaştırdığı düşüncesi de yaygındır. Ne de olsa yazılı olan bir bilgiyi akılda taşımayacaktır insanlar.

Sokrates Phaedrus ile konuşmasında yazı yazmayı resim yapmaya benzetmiştir. "Ressamın yapıtı önümüzdeki gerçeğin kendisi gibi durur ama ona soru yöneltseniz, o soylu sessizliklerini bozamayacaklardır. Yazılı sözcükler için de bu böyle. Akıllılarmış gibi seninle konuşurlar ama anlattıkları konusunda daha fazla bir şeyler öğrenmek için soru yöneltirsen söylediklerini sonsuza değin yenileyip dururlar". Evet, haklıdır Sokrates.Fakat Melih Cevdet Anday buna açıklama özelliği taşıyan bir şey anlatır denemesinde. Bu denemede yazar Fransız Pen üyesi yazarlarının Türkiye'de bir hafta ağırlanışlarının ardından Türk yazarlarının çok güzel konuştuklarını söylerler. "Fransız yazarları güzel konuşamıyor mu?" sorusuna gelen yanıt ise ilgi çekicidir. "Bizimkiler genellikle yazarlar!" Yazmak birinin görevi, konuşmak ise bir başkasının görevidir.

Yazıyı gereksiz gören görüşleri örneklemek için dahi yazıya ihtiyacımız olduğuna göre bu tartışma uzun süre gideceğe benziyor. Yolda karşınızda oturan kişinin elindeki gazetenin arka sayfası yahut hüzünlü bir kadının yüzü olması fark etmez, dünyadaki her şey birer yazıdır.

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz