GIDA OYUNU

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

GIDA OYUNU

Mesaj  Admin Bir Perş. Kas. 05, 2009 12:28 am

From: <seyda.candemir>
Date: Tue Nov 3, 2009 12:11 pm
Subject: gıda oyunu





Frankeştayn


Kürt açılımı yapılmasını anlarım... Çünkü, karşı çıkanlar olduğu gibi, destekleyenler de var. Ermeni açılımı da böyle...

Sen itiraz edersin belki ama, şahane diyen de var.

*

Peki, Milletim öyle istiyor, açılım yapıyorum diyen arkadaşlardan biri, bana izah edebilir mi lütfen, genetiği değiştirilmiş organizma açılımını niye yapıyoruz?

*

Ortalık toz dumanken... Ahali, PKKlıların memlekete gelişiyle meşgulken, dikkatler darbe marbe iddialarına yoğunlaşmışken, ana-babalar domuz gribi endişesine kafa yorarken... Kaşla göz arasında, TBMMyi bypass ederek, şak diye yönetmelik çıkardılar... Ve, genetiği değiştirilmiş organizmaların ithalatını
serbest bıraktılar.

*

Hangi millet istiyor bunu?

*

Her numaraya Milletim öyle istiyor diyorsunuz da... Mesela, genetiği değiştirilmiş domates istiyorum diyen Kürt var mı Türkiyede? Genetiği değiştirilmiş çikolata istiyorum diyen Laz? Çocuğuma genetiği değiştirilmiş patates cipsi yedirmek istiyorum diyen Türk var mı aramızda? Kim istiyor bu işi kardeşim? Kim?

*

Genetiği değiştirilmiş organizma, eğer angutsan, entel bi sıfat gibi geliyor kulağa, bilimsel gibi duruyor... Aslında frankeştayn gıda onların adı!

*

Çünkü, normal yollardan insan evladı doğurmak varken; birinin kulağını birinin kafasına, birinin burnunu öbürünün suratına
takmak gibi bi şey...

*

Kabaca anlatırsak, dayanıklı olsun diye balık genini domatese, bakteriyi patatese monte ediyorlar... Sonradan tonla para verip ilaçlama yapılacağına, haşere ilacını daha tohumundan mısır genine kakalıyorlar. Sinek yuttuğu için böcek ilacı içen süper zekâ vatandaşımız gibi yani... Sevgili halkımız, adında domuz var diye, domuz gribi aşısı caiz mi diye soruyor ama, belki domuz genini soya fasulyesinde yiyor, haberi yok...

*

Peki, niye yapıyorlar bunu? Açlığı önlemek için diyorlar... İnsanoğluna gıda yetişmiyormuş, böylece verimi arttırıyorlarmış ...
Raf ömrünü uzatıyorlarmış.

*

İyi de birader...

Buğday mı yetişmiyor bu ülkede? Pancar mı eksik? Pirinç mi yok? Yanlışlıkla elinden düşürsen, fışkırmıyor mu topraktan? Şapşal politikalar yüzünden, fazla geldiği için, para etmediği için, mahsulümüzü yakarken, derelere dökerken, hangi açlık?

*

Allahın bu millete lüftu Anadoluda, şu ürün yetişmiyor, o yüzden genetiği değiştirilmiş organizmaya ihtiyaç var, denebilir mi, utanmadan?

*

Üstelik, sadece sebze-meyve değil hadise... O sebze-meyvelerle yapılan, bin küsur üründe var bu genetiği değiştirilmiş organizma... Çikolatadan cipse, meşrubattan ketçapa... Şeker ayaklarıyla, baklavada bile kullanıyorlar. .. Bebek mamasında var!

*

Yersen ne oluyor? Avrupada resmen kanıtladılar; bağışıklık sistemini çökertiyor, kansere yol açıyor, kan yapısını bozuyor, sindirim sistemini harap ediyor, karaciğeri haşat ediyor, erken doğuma-kısırlığa sebep oluyor... Antibiyotik şırınga ettikleri için, farkında olmadan bağışıklık kazanıyorsun, hastalandığında antibiyotik alıyorsun, havagazı.

*

İsviçre sokmuyor, Yunanistan sokmuyor, o beğenmediğin Sarkozy Bunları Fransaya sokanı oyarım diye yasa çıkardı...
Burası dingonun ahırı mı?

*

Aman yemeyelim dersen, nasıl yemeyeceksin? Nasıl ayırt edeceksin? Koklasan aynı, ellesen aynı, tatsan aynı, laboratuvara götürüp analiz ettirecek değilsin... Nereden anlayabilirsin? Etiketinden. .. Etiketin üzerinde Bu üründe genetiği değiştirilmiş organizma var yazmalı ki, bakıp anlayabilesin, di mi? Şimdi sıkı durun...

*

Bunların memlekete girişine izin veren yönetmelik diyor ki, Etiketlere genetiği değiştirilmiş organizma içermez yazılamaz!

*

Efendim?

Yazılamaz!

*

İsteyen yemesin, baksın etikete görsün diyeceklerine. .. Etikete baksın, görmesin diyorlar! İlla yedirecek.

*

Tekrar soruyorum:

Her numaraya Milletim öyle istiyor diyorsunuz da, bu açılımı hangi millet istiyor? Türk mü, Kürt mü, Rum mu, Ermeni mi, Laz mı? Bunu bu millete niye yapıyorsunuz?


En son Admin tarafından Cuma Kas. 06, 2009 9:14 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

BİYO-SİLAH TERMİNATÖR TOHUMLAR

Mesaj  Admin Bir Cuma Kas. 06, 2009 9:12 am

Naci Kaptan




MAHŞERİN ATLILARI SAVAŞI KAZANDILAR MI ?
GDO'NU AL DA GİT !!!...


Değerli okur,

AKP Hükümeti , tarım ürünleri ve kimyasal madde üreten uluslararasi şirketlere teslim oldu.
GDO yönetmeliğini,ülkesi halkının sağlığını düşünmeden ve tehlikeye atarak çıkartıverdi.
Çıkartılmış olan yönetmelikle ,Toplum sağlığı , GDO'lu gıda ve ürünlerden gelecek olan hastalıklara da teslim edildi.
Uluslararası şirketlere büyük imtiyazlar tanınmış oldu.
Aslında bu büyük şirketlerin ardında büyük emperyalist devletler vardır.

Gıdayı yöneten,toplumları da yönetir..

Ve işbirlikçileriyle birlikte ülkeleri yönetmeye başladılar.
Türkiye de bundan nasiplendi.

Genetiği değiştirilmiş ürünleri tüketmek istemeyen tüketicilere seçme hakkı bile tanımayan bu yönetmelik uyarınca tüketicilerin hangi üründe GDO olduğunu bilebilme olanağı da tamamen ellerinden alınmış oldu.

Ayrıca GDO'suz ürün üreticilerinin ise, ürünlerinin içinde GDO olmadığını belirtmeleri de yasaklandı.Böylece saf ve katkısız ürün üretenle,GDO'lu ürün üretenler ve satanlar arasında
olan fark ortadan kaldırıldı.
Bilgilenme hakkı ve Rekabet haksız yere engellendi

Böylece halkın kendisini koruması da engellenmiş oldu.
Ehh bir hükümet kendi halkına ancak bu kadar ihanet edebilirdi !!!

Tarım ve Köy işleri Bakanlığı'nda
115 bin kişi çalışıyor.
70 tane üniversitemiz,
30 tane ziraat fakültemiz,
50 tane tarım araştırma enstitümüz,
10 bin işsiz ziraat mühendisimiz var.

Buna rağmen Türkiye tohumda tamamen dışa bağımlı.
Tek kelimeyle tohumun patronu ise İsrail.

Bu tohumların bir ekimlik olduğunu bilmeyen yok.
Yani İsrail'den bir defa tohum almakla kurtulamıyorsunuz.
Bir gram tohumun fiyatı her dönemde bir gram altına denk oldu.
Üstelik İsrail tohumunu toprağa bir ektin mi artık isteseniz de
yerli tohuma dönemiyorsunuz.Genetik tohum o toprağa da zarar veriyor.
Artık hep bu genetik tohumu kullanmak zorundasınız.
50-70 yıl sonra ise toprak kanserojen maddelerle dolduğu için artık
tamamen kullanılmaz hale geliyor .Buna en güzel örnek ,
Türkiye'nin patates deposu olan Niğde ve Nevşehir bölgelerinde yetiştirilen patateslerde kanserojen maddeye rastlandığı için artık patates ekimine izin verilmemesidir

GDO'lu ürünlerin sağlığa olan etkilerine de kısaca bakacak olursak ;

GDO'lu ürünle beslenen hayvanlar uzun süreli araştırmalar yapıldı.
Örneğin İskoçya Rowett Enstitüsü'nden Dr. Arpad Pusztai'nin GD patates ile beslediği farelerin tümünün iç organlarında küçülme, sindirim sistemlerinde bozukluk, bağışıklık sistemlerinde çökme, kan yapılarında bozulma ve mide çeperlerinde kalınlaşma olduğunu gördü. Bağımsız araştırmalara göre, GDO'lu tohumlar, antibiyotiklere karşı direnç, ağır alerji, uzun süreli hayvan deneylerinde organ hasarı, organlarda küçülme, kan biyokimyasında bozulma, kısırlık, ölü doğum oranında ciddi artış, gelecek nesillerde boy ve tartı eksikliği gibi olumsuzluklara yol açtığı görüldü..

Avusturya Tarım ve Sağlık Bakanlığı'nın finansmanı ile Viyana Üniversitesinin geçen yıl yaptığı bir çalışmada ise GDO gıdalarla beslenen farelerin üç, dört nesil sonra büyük ölçüde üreme yeteneklerini kaybettikleri belirlenmiştir.

Ziraat ve gıda örgütleri tam 800 çeşit gıda ürününde bulunan GDO'nun suç dosyasını açıkladı. Yönetmelikte, sadece GDO'lu bebek mamaları kesin bir şekilde yasaklanırken, diğerleri için esneklik sağlandı.
Bebek emziren ve hamile kadınların ve bebeklerinin sağlıkları ise göz ardı edildi !

Bu yönergeyle ,
Sadece toplum sağlığı değil,
Türkiye'nin tarımcılığı ve ürünleri de GDO'lu gıda üreten güçlere teslim edildi

Görülen odur ki,bu yönetmeliğin ardında da yine emperyalist küresel baronlar vardır.
Yönerge onların çıkarlarına ve isteklerine uygun hazırlanarak çıkartılmıştır.
Bunu bana düşündüren bir konuyu paylaşmak istiyorum.

Yönergede "Akdeniz Üniversitesi'ne tarımsal ürünlerde biyoteknolojik uygulamalar yapmasına izin verildiği belirtiliyor "

Biyoteknolojik uygulamalar neden Akdeniz Üniversitesine verildi ?
Bunun yanıtını vermek için sizlere bazı konuları anımsatmam gerek ;



Önceden İsrail menşeli HAZERA TOHUMCULUK şirketinden bahsetmiştim.
Hazeratohumculuk şirketiyle Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi ,
müşterek projelere birlikte imza atmışlardır.

Yani GDO'lu tohumlarda dünya gücü olan İsrail,Hazera tohumculuk ile
Akdeniz Üniversitesi,Ziraat fakültesi içine saplanmış olan bir hançerdir.

Hazera ile Akdeniz Ziraat Fakültesinin birlikte geliştirmiş oldukları projeleri
gözden geçirdiğimizde, Neden HANÇER olarak nitelemekte olduğumu
daha açık anlatabilmiş olacağım ;

* PROJE : Getir tohumu götür bilgisayarı!

Önce Hazera Tohumculuk şirketinin kimliğini anımsayalım;
Hazera (İbranice de Tohum demektir) Tohumculuk Şirketi, 1938 lerde İsrailde
Kurulan "Hazera Tohum Üretme ve Tedarik Kooperatif Birliği" nin daha sonra
Hazera Genetics adını alan şirketin Türkiye `deki iştirakidir.

2004 de kurulan Hazera Tohumculuk şirketinin sahibi olan Hazera Genetics ise
Fransız Vilmorin şirketine aittir.Sebze tohumunda Monsanto `nun Seminis
şirketi 464 milyon Euroluk satış cirosu (2007) ile dünya birincisi, Vilmorin
ise 345 milyon Euro ile ikinci durumdadır.% 80 Vilmorin iştiraki olan
Limagrain Verneuil Holding (LVH) ise bugün Avrupanın tahılda birinci, mısır
tohumunda ise ikinci büyük tohum şirketidir.


Fransız Vilmorin şirketi %100 Türk şirketi olduğu ile övünen Anadolu
Tohumculuğun %50 ye varan hisselerini geçtiğimiz yıl içinde almış, Türkiye
`de Sebze Tohumunda söz sahibi olan bir konuma gelmiştir. Keza Türkiye `de
sebze tohumunda iddialı bir şirket olan Seminis`in Monsanto tarafından
alınması ile sebze tohumu pazarı ağırlıklı olarak uluslararası Biyoteknoloji
şirketlerinin eline geçmiştir.


Taşları yerlerine oturttuğumuzda, 1980`lerde başlayan tarımdaki neo liberal
politikalar ile tarımın şirketleştirilmesi hedeflerine ulaşılmakta olduğu,
5553 sayılı Tohumculuk Yasasıyla bunun her türlü alt yapısının hazırlandığı
görülmektedir. Yıllardır ABD ile AB arasındaki GDO savaşlarında hangi tarafı
tutacağına karar veremeyen TC hükümetleri, bu konudaki
politika(sızlık)larını ülke gerçekleri ve yararına değil, AB , ABD ve
özellikle ABD hükümetlerinin desteklediği ulusötesi tohum şirketleri lehine
geliştirmişlerdir.










Hazera Tohumculuk,Fakülte öğrencilerinden,Anadolu'ya has ,
binlerce yıllık saf tohumlarımızı toplayarak kendilerine teslim edilmesi için
HAZERA TROPHY ismiyle bir yarışma açtı.

Projenin bir diğer adı da "GETİR TOHUMU-GÖTÜR BİLGİSAYARI"
Üniversite yönetiminin bilgi ve katkısıyla yapılan bu çalışma ile,
Anadolu'nun binlerce yıllık tohumları el değiştiriyor.
Böylece ülkenin tohum zenginliği YABANCILARA bağışlanıyor.

Proje sitesinde[1] projenin amacı "yerel tohumları her dönem toplamak ve
yeniden kullanmak, yerel çeşitliliğin sürekliliği için bir tür garanti
oluşturmak" şeklinde belirtiliyor.

Proje ile ilgili genel bilgi ise şu,

Proje konusu olan sebzenin Latince ve yöresel ismi, yetiştirildiği bölge ve yayılma alanı,
eğer varsa farklı kullanım amaçları, yörede ne kadar zamandır bilindiği ve yetiştirildiği,
yok olma tehlikesinin bulunup bulunmadığı, tohum çimlenme süresi, tohum çimlenme
yüzdesi, tohum ekiminden fide aşaması ve çiçeklenmeye kadar geçen süre,
meyve bağlama tarihi, meyve üzerinde yapılan C vitamini, kuru madde değeri,
meyve eti sertliği, raf ömrü, depolama süresi gibi veriler saptanacak bir rapor halinde proje koordinatörlüğüne ve poster halinde de proje değerlendirme komitesine sunulacaktır.

Juri tarafından değerlendirilen projelerde birinci olana diz üstü, iki ve üçüncüye masa bilgisayarı hediye edilecek, fakültelerinde 1. olan tüm yarışmacılar danışmanları ile birlikte
Antalya`da 5 yıldızlı otelde 1 hafta misafir edileceklerdir.

Birçok sebze türünün gen Merkezi olan Türkiye `de 1980 sonrasında çökertilen
tohumculuk faaliyetlerine yön vermek, kontrol etmek ve tohum varlıklarına el
koymak isteyen şirketler, üniversitelerle işbirliği içinde, tohum geleceğimizi ellerimizden almaya hazırlanıyor. Çökertilen kamu politikasının sonucunda, kendini besleyecek tohumlukları korumak için adım atmayan idareler, bu yerel çeşitleri çok uluslu tohum şirketlerinin "denetimine" sunmaya hazırlanıyor.
Hazera Genetics Başkanı Robert Sevil "Milyarlarca dolarlık dünya
tohum pazarı, 5 milyarı aşan dünya nüfusunun en temel gereksinimi gıda -
beslenme açısından Türkiye `nin ekonomik, stratejik konumunu güçlendirici,
hatta tohum ve gıda `silahı` ile gerektiğinde `bölge ve dünya siyasetine yön
verme` gücünü de elinde tutmanın temel araçlarından birisi.olduğunu biliyor.
Bu bilgilerin ışığında yukarıdaki proje tekrar irdelendiğinde, insanın
kafasında bir takım soru işaretleri belirmektedir.

Zengin yerli gen kaynaklarıyla, tarımsal biyolojik çeşitliliğimizle
övündüğümüz Anadolu, silahsız bir işgale mi maruz kalmaktadır?

SORULAR ;

Bu toplanan genetik materyal ve tohumluklar üzerinde toplumun fikri hakları
nasıl korunacak?


Bu tohumlar nasıl, ne için ve nerede kullanılacak?


Bu tohumlukları bugüne kadar geliştiren çiftçilerin hakları nasıl korunacak?


Bu tohumlukların genetik özelliklerini değiştirmeye çalışan uygulamalara
karşı Fakülte, şirketten ne tür garantiler alacak?


Bu tohumlukların ticari mal olarak haklarını Hazera isimli şirket mi alacak?


Bu şirketlerin, dünya ülkelerinde neler yaptıkları, gen kaynaklarını nasıl
sömürdükleri, genleri patentleyerek sadece kendilerine ait bitkileri nasıl
yarattıkları biliniyorken, Anadolu topraklarını ve biyolojik çeşitliliğini
bu talana açmanın anlamı nedir ?


Hazera, "yok olmaya yüz tutmuş meyve ve sebze tohumları"mızı niye
toplamaktadır, Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi , Hazera Trophy
projesinde ulusötesi şirketler grubundaki Hazera`nın tohum toplama, daha
doğrusu gen kaynağı toplama işine niye yardımcı olmaktadır?


Projenin, "son yıllarda büyük miktarlarda sebze tohumu ithal edilmeye
başlanmış olması"na bir alternatif olarak gösterilmesi ise gülünçtür. Zira
sonuçta Hazera İsrail menşeli bir Fransız şirketidir. Yani Türkiye `nin
liberal tarım politikaları sayesinde ithaline mecbur kılınan sebze
tohumlarının dünya ticaretini yapan şirketlerden biridir.


Acaba kendi gen kaynaklarıyla hibritleştirdiği tohumlar yerine Anadolu gen
kaynaklarını kullanarak yerli F1 ( Hibrit tohum) tohumlar mı geliştirecek ve
tekrar bize satacaktır?
***
Hazera`nın neyi amaçladıkları projeden anlaşılmaktadır.Nasıl çalıştıklarını da kendileri şöyle
anlatmaktadırlar ;
"İsrail`in en büyük akademik kuruluşlarıyla ve araştırma merkezleriyle olan
yakın ilişkimiz, çalışmalarımız için oldukça önemlidir. Meslektaşlarıyla ve
dünya çapında tecrübeye katılan yetiştiricilerle sıkı bir şekilde irtibata
geçen bilim adamlarımız aracılığıyla, geniş bir yetiştirme ağı yelpazesi
için üretim yapmaktayız. Bunun yanında, içeride de araştırmalara, kendi
üretimimizle yetiştirme denemelerine ve çeşitli iklim bölgelerinde yer alan
araştırma olanaklarına yön vermekteyiz.


Hazera Genetics, bulunan en iyi bitki genetiğini almakta, bunu geleneksel
üretim yollarını kullanarak yenilikçi ticari türlerle birleştirmektedir. Tüm
dünyadaki üreticilere en üstün tohumları sağlamak, birinci sınıf taze ürün
elde etmek amacıyla, en iyi ıslah uzmanlarını ve bilim adamlarını işe
almakta ve de modern teknolojiye dayalı araştırmalarla çalışmaktayız." [1]
Bu konuda Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Halil İbrahim Uzun şöyle diyor ;
Tohumculuk, fidan, pazarlama, üretim vb. alanların ihtiyaç duyduğu nitelikte Ziraat Mühendisleri yetişmesi gerektiğini söyledi.
Ziraat Fakültesi ile Hazera'nın ortaklaşa yürüttüğü 'Hazera Trophy' için çok umutlu olduğunu söyleyen Dekan Uzun, 'Projeyi 21 Ziraat Fakültesine duyurduk. Ülkemizin yok olmaya yüz tutmuş, yerel ürün türlerini, potansiyelini, tohumlarını ortaya çıkartıp, Ekim ayında Antalya'da proje sahibi öğrencileri Hazera'nın katkısıyla bir araya getireceğiz. Eminim kaybolan pek çok sebze - meyve - ürün gün ışığına çıkacak. Mesela, artık sadece bir köyde kalan, Muğla'nın ünlü Pıtraklı Kavunu, türü içinde en tatlı, en fazla şeker barındıranı. Böyle türleri bulup, ortaya çıkartmayı amaçlıyoruz.' diyor.
Anadoludaki zengin sebze - meyve ve 3 binin üzerindeki ürün türünün doğru düzgün bir envanteri, tohum ve gen deposu bile yok. Hazera Trophy ile Türkiye kendi doğasının, zenginliğinin farkına varacak, keşfedecek.
O zaman 'Hasat Bayramı' gerçek amacına, içeriğine, hedefine kavuşacak
Değerli okur,
Görüldüğü gibi Fakülte dekanı H.İ.Uzun Hazera Tohumculuk ile olan işbirliğinden çok mutlu !!!

Ama projeler sadece Getir Tohumu-götür bilgisayarı ile sınırlı değil .
* PROJE : Hazera'nın 'Sosyal Sorumluluk' projesi,
Hazera Akademi'nin Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Ziraat Fakültesi bünyesindeki 'özel' sınıfı ilk mezunlarını 'Hasat Bayramı' kutlamalarıyla birlikte verdi. Çiftçiyle iletişim, pazarlama, liderlik, tohum ıslahı, genetik teknikleri vb. konularda 150 saatlik özel eğitimin tüm finansmanı Hazera tarafından karşılandı.Hazera Akademi, 4 yıl daha sürecek. Hazera, 200 bin YTL daha harcayarak, daha donanımlı, sektöründe 'aranan' 100 Ziraat Mühendisini sektöre Kazandıracak.
Değerli okur,
Yukarıdaki bilgilerin ışığı altında Akdeniz Üniversitesine neden
"tarımsal ürünlerde biyoteknolojik uygulamalar yapmasına izin verildiğini"
Daha kolayca anlamak mümkündür.Üniversitenin içinde yuvalanmış olan Hazera Tohumculuk aslında Truva atı olarak girdiği Akdeniz Üniversitesinde ,biyoteknolojik araştırmaların sahibi ve yönlendiricisi olacak, Türkiye'nin saf,binlerce yıllık tohumlarını demirbaşına alarak ,kendi nylon tohumlarını bize satacaktır.
İşte işbirlikçilik böyle bir şeydir.
***

22 dizinlik bu yazımı Zahide Uçar'ın "AKP'lilere Soruyorum?"
başlıklı aşağıdaki yazısıyla bitiriyorum.

Sessiz kalanlar,
Tepki göstermeyenler,
İşbirlikçilere ;

GDO'nu da AL GİT DİYE HAYKIRMADIKÇA !!!

Bu yönerge ve ardından da gelecek olan diğer uygulamalarla,
Toplum sağlığı bozulacak ,
kanser vb hastalıklar artacak,
Yaşam süresi kısalacak,
Toplum kısırlaştırılacak,
Doğumlar azalacak,
ölümler artacak,
Ülke ekonomisi daralacak
ve ülke tarımı da yok olacaktır.

Kalın sağlıcakla

Naci Kaptan

***

Sizler, Sayın AKP"li vekiller ve Bakanlar, pek Sayın Başbakan, sizlere soruyorum:
Sizler ülke menfaatine bir yasa çıkarmamaya yemin mi ettiniz? GDO(genetiği değiştirilmiş organizma), diğer adıyla "ÖLÜM TOHUMLARI" yasasını hangi küresel tohum şirketleri ADINA çıkardınız? Bu ülkenin ekmeğini yediniz, suyunu içtiniz, bizim "istemesek de" ödediğimiz maaşlarla o koltuklarda oturuyorsunuz. Bu ülke insanının sadece bu gününe değil, yarınına da ihanet ediyor, ekmeğimize kan doğruyorsunuz.

Geldiniz geleli çıkardığınız yasa ve açılımlar ile "Yeni Dünya Düzeni"nin efendilerine(Lucifer"in çocukları) hizmet veriyorsunuz. Bütün uyarı ve eleştirilere kör ve sağırsınız.
GDO yasasını çıkararak Damat Ferit"i bile masum bıraktınız.

Ne demişti Henry Kissinger (1970):

"Petrolun kontrolü ile bütün bölge ve kıtaları, gıdanın konrolüyle bütün insanları kontrol edebilirsiniz "

Çıkardığınız birçok yasa ile Türk Devleti"ni esir etmenin yolunu açmıştınız, GDO ile Türk insanının yok edilmesine olur verdiniz! AKP; Hitler"in Yahudilere uyguladığı soy kırımın çok daha sinsi bir şeklinin Türk Halkına uygulanmasına onay vermiştir!

BU BİR İNSANLIK SUÇUDUR!!

GDO yasası, hedef sebze,tahıl ve meyveleri birer silah haline getiriyor.

Rockefeller Vakfı 1946`da adı yeşil olan `Yeşil Devrim`i başlattı. Dünyadaki bütün tohumların örneklerini toplayıp kendilerine "tohum bankası" kuran baronlar, tohumlara el koyarak istemediği ırkları dönüştürüp kontrol etmek veya yok etmek istiyor. Onlar kendi çıkarını düşünüp isteyebilir, peki sizler kim adına isteneni veriyorsunuz?

Aslında beyinleriniz çoktan ele geçirildi de, sadece istek ve emirleri yerine getiren birer MEMUR görevi mi yapıyorsunuz?

Bu yasayı onaylamanızın başka bir izahı yoktur!!

Türkiye, yerkürede mevcut olan 'sekiz önemli Gen Merkezi"nden iki tanesini içine almaktadır. Avrupa kıtasının tümünde bulunan bitki türlerinin sayısı yaklaşık 12.000 iken, sadece Türkiye" de saptanmış bitki türü sayısı 9.000"dir. Bunun yaklaşık % 33"ü yani 3.000 civarındaki kısmı ülkemize özgü endemik türlerdir.

GDO girdiği yerlerde endemik dokuyu yok ediyor. GDO yu onaylayan sadece ülkesine değil, bütün evrene ihanet etmiş olur. Evreni yaratan Kudret"e, nizama isyan etmiş olur.

Terminatör denilen kısır tohumları eken her çiftçi sadece tohuma çalışır. Hindistan"da GDO eken çiftçilerin başına gelenler ortada iken, 160 Hintli çiftçi çareyi intihar etmekte bulurken, bu yasayı çıkarmaya hiç utanmadınız mı? Hangisi kırılası elleriniz o GDO yasasını imzaladı?

"Silahsız işgal ve imha"ya izin veren GDO yasası... Artık orduya da ihtiyacımız yok(!).. Başbakanınızın her seferinde farklı rakam telaffuz ettiği farklı etnik kökenleri olan vatandaşlarımızın da artık önemi yok. GDO etnisiteye falan bakmıyor, hepsini yok ediyor. Adı üzerinde terminatör, katil tohumlar. Farelerde iç organları iflas ettirmiş. "Sadece erkekleri kısırlaştıran mısır üretildiği" diye yazılmıştı. Bir doktorumuz televizyonda "evlenir evlenmez çocuk yapın, artık 23 yaşında menapoza giren hanımlar var, hormonlu domateslerden midir nedir" diye açıklama yapmıştı. Üstelik sadece kaçak giren GDO dan... Yani, henüz ülkeyi teslim almadan...

GDO"nun kontrolsüz bir biçimde ülkeye girdiği söyleniyordu. Bu girişleri kontrol edecek bir kurum yok. Biyo Güvenlik Yasası düzenlenip çıkartılmadı. Sanki sınırları olan bir ülke değil, yol geçen hanı. İsrailli bir yolcunun çantasında GDO"lu tohum yakalanmıştı. Çok pahalı olan terminatör tohumların Sakarya"da bazı çiftçilere bedava verildiği yazıldı. Konunun uzmanları; GDO ekilen bir toprak artık GDO"ya mahkumdur, artık başka tohum yetişmez diyor.

28 Ekim"de resmi gazetede yayınlanan ölüm tohumları yasasında faşist bir madde daha var. "GDO"suz ürünlerin etiketinde ürünün GDO"suz olduğuna dair ifadeler bulunamaz." Bu yasanın açık ifadesi: "ben ne veriyorsam onu yiyeceksin" demektir! Bu bir zulümdür. Demek ki yeni dunya düzeninde "katil cinayetini" yasaları kullanarak işliyor. Bu durumda katilin yardımcısı kim oluyor?

GDO yasasını onaylayan AKP"liler, bu millete düşmanlığınız nedir? Müslüman"ım diye gelip şeytana pabucu ters giydirdiniz? İbrahim Saraçoğlu Kuran"da genetiği değiştirilmiş tohumları kullananları "lanetleyen" bir ayet okuduğunu söylemişti. Bu ayeti isterseniz öğrenin diyeceğim de, haçlı işgalcilerin ortağı olduğunu her çıkardığı yasayla ispatlayan sizler için ne fark eder ki?

Zaten ağlak Fetullah"ınızın yurtlarında "kelime-i şahadet" kaldırılmıştı. Sadece "La İlahe İllallah" (Allah"tan başka tapacak yoktur) demeniz yeterlidir diyerek dini açılım yapılmıştı. Nasıl olsa dört kitap da "Allah"tan başka tapacak yoktur" diyor. Hatta batıl dediğimiz dinlerde de... Oysa "Kelime-i Şahadet" Müslüman olmanın ilk koşuludur.

Ne yazık ki sizlere Müslüman diyen, yoldaşlık eden her reşit birey de uygulamalarınıza karşı tepki vermediği için günahlarınıza ORTAK oluyor.

Eskiden eleştirdiğimiz partilerin içinden; yanlış yasalara itiraz eden vekil, bakan çıkardı. "Böyle özelleştirme olmaz" diyen Yüksel Yalova bakanlıktan istifa etmişti. Enis Öksüz hem bakanlıktan, hem partisinden istifa etti. AKP içinden bir tek "vatanım kişisel çıkarımın üzerindedir" diyecek bakan, vekil çıkmayacak mı?


Kime söylüyorum ki ben, onlar senelerdir RTE"nin hakaretlerini bile içlerine sindirdiler. Kendi adına dik duramayan, başka hangi değer adına dik durabilir ki..!?

SORU:2

Domuz gribi için bir Bakanınız kıyamet kopardı. Hatta Azrail kendisine görev vermiş gibi "şu kadar kişi domuz gribinden ölecek" diye rakam vererek halka korku saldı. Gören de Türkiye"nin Sağlık Bakanı değil de, aşı üreten firmanın reprezantı(ilaç tanıtımı elemanı) zanneder... Tabii; başka ülkelerin birim fiyatını 2.2 dolardan aldığı aşıyı, 3.1 dolara alabilmeyi başarmak her yiğidin harcı değildir(!) Bu başarı da ayrı bir heyecan yaratıyor olmalı(!)..

Baktılar aşıya Türk Halkı pek fazla inanmıyor, ölen herkese "domuz gribinden" öldü teşhisi kondu. Hele basın, halka korku salmak için elinden geleni yapıyor. "Bozacının şahidi şıracı" misali...

Sahi, geçen kış turistler ile ülkemize tek-tük uğrayan domuz gribi bu yıl birden niye atak yaptı? Tam da aşı üzerinde tartışmalar sürerken, doktorlar bile şüphe ile yaklaşırken... Nasıl oldu da tam bu tartışmaların ortasında domuz gribi domuzluğunu yaptı? Ve domuz gribinin bütün domuzluğuna rağmen halk niye Sağlık Bakanı"na tam olarak güvenmiyor?

Sağlık Bakanı Akdağ aşı alımını eleştiren eski Sağlık Bakanı Durmuşa' ne demişti? "Aşı olmadığı için domuz gribinden ölen olursa sizi dava ederiz" demişti değil mi? Eee.. Şimdi ne olacak? Tayyip Bey"de "aşı olmayacağım" dedi. Bu durumda Başbakanınızı da dava edecek misiniz?

saratılan Sanal dünya, algı savaşları, algı kirliliği...

Bilinç altımız kurgulanıyor. Kim algıyı yönetirse, zihinleri de o esir ediyor. Bu yepyeni bir savaş. Toptan, tüfekten daha tehlikeli bir savaş. Algımız yabancılaştırılıyor. Algımız yabancılaşırken elimizdeki her şey dış dünyanın kontrolüne giriyor, özgürlüğümüz her anlamda elimizden alınıyor.

Bu psikolojik savaş AKP"nin tek başına becerebileceği bir yöntem değildir. AKP bu "yeni dünya düzeni" SAVAŞ yöntemlerinin ülkemizde uygulanmasını kolaylaştırıyor, önünü açıyor. Toplumsal travmalar yaratarak zihinleri bölüyor, algılarımızı değiştiriyor. Medya kullanılarak sanal bir dünya yaratıldı. Algı kirliliği yaratılmaya devam ediyor.
Bütün değerlerimizin birdenbire tartışmaya açılması bu savaşın bir başka ayağıdır.

Bu savaşa Türk Halkı hazır değildi, korumasız yakalandı. Aslında ortaya çıkan şu ki; hiçbir kurum hazır değilmiş.

Hergün "domuz gribinden şu kadar kişi öldü" haberleri yapılmasını da bu psikolojik savaşın başka bir ayağı diye düşünüyorum.

İşte AKP"nin ülkemizde yaptığı asıl görev!

Ekmek haline gelen bir ülkeyi; "su, maya, un" diye ayrıştırıp ekmek olmaktan çıkarmak kimin işine yarar? AKP etnik ayrıştırma ile ekmeğimizi ayrıştırdı, şimdi içine kan doğruyor.

MUHALEFETE...

Şayet AKP"nin oluşturduğu "suni-yaygaracı-örtücü" gündemlere bilerek ortak olmuyorsanız, GDO konusunda halkı bilinçlendirin. Anadolu"nun en ücra köşesine gidecek, konferanslar verecek bir ekip oluşturun. Artık RTE"nin "okyanus ötesinden alınan" suni gündem yaratma taktiklerinin peşinde koşmaktan vaz geçin. AKP GDO yasasını "ıslak imza" yaygarası koparılırken çıkardı, unutmayın!

Hedefe giderken her biriniz bir oltaya takılacaksanız bu işleri bırakın. Halkı siyaset üstü bir yaklaşımla aydınlatmalısınız. Aksi takdirde bu yıkımın hesabını sadece iktidar değil, sizler de verirsiniz. Hatta veremezsiniz.

04 Kasım 2009 Çarşamba
Z_eucar@yahoo.com.tr


KAYNAK ;

(1) Ekoloji Kolektifi
(2) Duransel Doğan-Akdeniz Üniversitesi'nde hasat bayramı, Vitasil-vitalife

22 / 22 SON
Naci Kaptan

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

.

Mesaj  Admin Bir Cuma Kas. 06, 2009 9:20 am

Alıntı (Gönül Ersin Gürsu emaili)

1-) Prens Charles Kaz Dağı'nda kendisi için yetiştirilen organik sebzeleri ülkesine götürüyor. O civarda yaşayan birkaç aile sürekli kraliyet ailesinin sebzesini yetiştiriyor ve kraliyet ailesi sadece bu sebzeleri kullanıyor.



2-) Cumhurbaşkanı Talat, Köksal Toptan'a bir yemek sırasında 'Türkiye'de en son yediğim domateslerin tadı hala damağımda' demişti. Bu konuşma üzerine Toptan, Talat'a 'En kısa zamanda size hormonsuz Anavatan domatesleri göndereceğim' sözü vermişti. Meclis Başkanı Toptan kendisinden sonra Kıbrıs'a giden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e hormonsuz domatesleri emanet ediyor, Cumhurbaşkanı Gül de Toptan'ın bu masum ricasını yerine getiriyordu.



Meclis Başkanı Toptan'ın Ankara'da ancak bir hafta araştırma sonucunda hormonsuz domates bulabildiğini de duymuşsunuzdur.



Nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzun farkında mısınız?



Tarım ve Köy işleri Bakanlığı'nda
115 bin kişi çalışıyor.
70 tane üniversitemiz,
30 tane ziraat fakültemiz,
50 tane tarım araştırma enstitümüz,
10 bin işsiz ziraat mühendisimiz var.



Buna rağmen Türkiye tohumda tamamen dışa bağımlı. Tek kelimeyle tohumun patronu ise İsrail.



İsrailli araştırmacıların, genleriyle oynayarak, gül ile limon kokulu domates yetiştirdiğini Şalom Gazetesi'nin internet sayfasından biraz araştırıp okuyabilirsiniz. İstediğiniz şekle sahip domatesleri bile bulabilirsiniz; çekirdeksiz, kalp şeklinde, salatalık şeklinde, dilimli...


Yani genlerle oynama meselesi yüzde yüz doğru.

Gelelim başka doğrulara.


Bu tohumların bir ekimlik olduğunu bilmeyen yok.

Yani İsrail'den bir defa tohum almakla kurtulamıyorsunuz.



Bir gram tohumun fiyatı her dönemde bir gram altına denk oldu.



Üstelik İsrail tohumunu toprağa bir ektin mi artık isteseniz de yerli tohuma dönemiyorsunuz.

Genetik tohum o toprağ a da zarar veriyor. Artık hep bu genetik tohumu kullanmak zorundasınız. 50-70 yıl sonra ise toprak kanserojen maddelerle dolduğu için artık tamamen kullanılmaz hale geliyor.


Buna en güzel örnek


Türkiye'nin patates deposu olan Niğde ve Nevşehir bölgelerinde yetiştirilen patateslerde kanserojen maddeye rastlandığı için artık patates ekimine izin verilmemesidir.

Yani İsrail tohumu tek başına satmıyor. Tohum alana hastalığı bedava....

Tohumların içine hastalık yerleştiren İsrail bu sayede zirai ilaç satımını da garanti altına almış oluyor.

Bütün bu acı tabloya rağmen Türkiye'de yabancıların menfaatine çalışan bir patent sistemi işletiliyor.

Ne korkunç.


Köylü kendi bahçesinde tohum bırakamayacak.



Yoksa uluslararası mahkemede yargılanacak!

Şu anda dünyada İsrail tohumu kullanma yasası çıkartan ilk ülke işgal altındaki Irak'tır.

İkincisi de biz olacağız.

EY VATANDAŞ AKLINI BAŞINA DEVŞİR !!!



SOR SORUŞTUR, BOŞ DURMA...



Bilipte susmak ortak olmaktır bunu hatırla...

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

YILMAZ USTANIN (Özdil) HARİKA YAZISI

Mesaj  Admin Bir Cuma Kas. 06, 2009 9:26 am

GDO’lu diyet tarifleri
Haliyle panik halindesiniz... “Nasıl anlarız? Genetiği değiştirilmiş organizma yemekten nasıl kurtuluruz?” filan.

Şöyle...

¡

Annaneniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya tarhana yaparken, siz, “Aman annane be, boş versene” deyip, marketten hazır çorba alıyordunuz ya... Annane rahmetli oldu ve siz, o tarhananın tarifini annaneden alıp, bir kenara yazmadınız ya... İşte o nedenle, siz, genetiği değiştirilmiş organizma yemekten kurtulamazsınız maalesef.

¡

Ne verirlerse...

Onu yiyeceksiniz.

¡

Kız evlat yetiştiriyorsunuz, en iyi okullara gönderiyorsunuz... Piyano çalıyor, İngilizce konuşuyor, Grammy alanları tek tek biliyor. Bilmeli... Ama alt tarafı limon, şeker ve su kullanıp, limonata yapmasını bilmiyor! Yoğurdu çırpıp, ayran yapamıyor, ayran... İşte o nedenle, kızınız, genetiği değiştirilmiş meşrubat içmeye mahkûm maalesef... Torunlarınız da.

¡

Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için... İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan! Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu. Tahin-pekmezi “köylü işi”, vıcık vıcık yağ fışkıran kremaları “modernite” sandığınız için, daha 10 yaşında ayıya döndü, yuvarlana yuvarlana yürüyor, tıkanıyor, merdiven çıkamıyor.

¡

Size zor geliyor ama, zor mu evde yoğurt yapmak? İstanbul’un güneşi müsait değil, anlarım, zor mudur İzmir’de, Antalya’da, Adana’da evde salça yapmak? Şikâyet edip
duruyorsun, içine katkı maddesi
konuyor, zorla beyazlatılıyor diye... İster tam buğday unundan, ister
çavdardan, hakikaten zor mudur evde ekmek yapmak? Bütün ailen kabız... Tonla para verip, abuk sabuk ambalajlı-meyveli saçmalıklardan
medet umacağına, niye öğrenmiyorsun kabak tatlısı yapmayı?

¡

Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara gidiyorsun... Eğri büğrü biberlere, doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini alıyorsun... Ne işe yaradı senin pazara gitmen?

¡

Kocanız da, bu satırları okuyup, size akıl verecek şimdi... Söyleyin ona, ukalalık etmesin, götürün aktara, hatmi çiçeğiyle zencefili birbirinden ayırt etsin, ondan sonra konuşsun!

¡

Enginar, börülce, radika, cibes pişirmekten haberin yok; gazetelerin tiraj almak için kıçından uydurduğu kıçımın uzmanlarından fıldır fıldır brokoli tarifleri öğreniyorsun... Brüksel lahanası yiyerek mi AB’ye gireceğini sanıyorsun?

¡

Çin’den bal getiriyorlar mesela... Taaa Arjantin’den, Meksika’dan bal getiriyorlar. Neymiş efendim, içinde genetiği değiştirilmiş organizma olabilirmiş falan... İçinde tavuk ibiği, maymun kulağı olmadığına şükredin! Ben iddia ediyorum... Kaşla göz arasında frankeştayn ürünlere kapıları açan arkadaşlarla, Amerikan çiftçilerinin avukatı profesörlerimiz, sırf karakovan balına sahip çıksa, Şemdinli’de, Pervari’de terör bile azalır, terör bile.

¡

Uzatmayayım.

Mutfak genetiğimizi kaybettik biz.

¡

Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin DNA’sını değiştirdi!

¡

Hurrraaa diye köyden kente göçerken, dışarda tıkınmayı şehirleşme zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme zannettik.

¡

Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz... Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

.

Mesaj  Admin Bir Paz Kas. 08, 2009 5:16 am



Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: GIDA OYUNU

Mesaj  Sponsored content Bugün 5:49 pm


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz