Yarına Kim Kalacak

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Yarına Kim Kalacak

Mesaj  Admin Bir C.tesi Nis. 17, 2010 2:46 pm

Yaratıcılık ve Toplam Kalite Yönetimi:


Uzm. Psk. Yeşim TÜRKÖZ




GİRİŞ

Sosyometri ve onun bir uzantısı olan psikodramanın yaratıcısı olan Jacob Levy Moreno, 1934 yılında “Yarına Kim Kalacak?” (Who Shall Survive) isimli kitabını yayınladı. Moreno’nun, bu kitabında ifade etmek istediği şey özetle şuydu: Biyolojik evrende doğal ayıklanma vardır. Yalnızca güçlü olanlar, tutunabilenler, çevrelerine uyum sağlayabilenler varlıklarını sürdürebilir ve yarına kalabilirler. Uyum sağlayamayanlar, tutunamayanlar ise sahneden çekilmek zorunda kalırlar. Sosyal evrende de tıpkı biyolojik evrendeki gibi tutunabilenler ve tutunamayanlar vardır. Spontan ve yaratıcı olan insanlar gelişme, üretme, sosyal evrende tutunma ve dolayısıyla da yarına kalma şansına sahiptirler (Dökmen, 1995). Kuramını bu saptama üzerine kuran Moreno, insanların spontanlıklarını ve yaratıcılıklarını kullanmalarına yardımcı olmak için sosyometriyi geliştirdi.

Moreno’nun “Yarına Kim Kalacak?” sorusu, sosyal ve ekonomik varlıklar olan kuruluşlar için de sorulabilir. Soruya verilen yanıt pek de değişmeyecektir. Ancak güçlü olanlar, çevrelerine uyum sağlayanlar ve tutunabilenler yarına kalabilmektedir. Başka bir deyişle, spontan ve yaratıcı olanlar bunu başarabilmektedir. Toplam kalite yönetimi (TKY), belki de “yarına kim kalacak?” sorusunun bir yanıtı ve insan yaratıcılığının spontan bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. TKY felsefesi ve yöntemlerinin ortaya çıkışında olduğu gibi, onun yaşatılmasında da yaratıcı insanın rolü çok büyüktür.

Yaratıcı insanın antropolojisini inceleyen Moreno, evrenin başlangıcından itibaren hep varolan dört kozmik olgu üzerinde durur. Bunlar “spontanlık”, “yaratıcılık”, “eylem” ve “kalıcılık” özellikleridir (Özbek ve Leutz, 1987). İnsanı kozmik gerçeğin bir kopyası olarak gören Moreno, bu dört olguyu şöyle açıklamaktadır:

Fiziksel evren durağanlıktan uzaktır. Sürekli olarak devinmekte, değişmekte, yenilenmekte, gelişmektedir. Başka bir deyişle, evrende tükenmeyen, sınırsız bir yaratıcılık vardır. Bu yaratıcılığın eyleme dönüşmesi ise spontanlıkla mümkündür. Moreno’ya göre spontanlık, yeni koşullara uygun bir tepki, ya da eski koşullara yeni bir tepkidir (Moreno, 1954). Yaratıcılık bir töz (substance); yani “değişen durumlar karşısında kalıcı olan, kendi kendisine varolan şey” olarak yorumlanırken (Dökmen, 1995), spontanlık da bir çeşit katalizör olmakta, varolan yaratıcılığın duruma uygun bir tepki ya da değişim olarak ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Eylem ise spontanlık ve yaratıcılık gibi, insandan çok daha önce evrene yerleşmiş ve insanlığın evriminde önemli bir rol oynamıştır. Dilden eski olan eylem, tarihsel avantajını hala sürdürmekte, insanın biyolojik ve sosyal gelişiminde dilden önce gelmektedir.

Evrende kalıcı olmayı başaran "insan", kendinden yaşlı olan kozmik kişiliğin temel özelliklerine uzak durmayarak, onları kendi kişiliğinin temeline taşımıştır. Hatta belki de insanlık, evrendeki kozmik oluşumların kendi bünyesindeki karşılıklarını bularak, evrenin dengesine ayak uydurmayı öğrendiği için bugünlere kalabilmiştir. Her insan bir yaratıcılık potansiyeli ile doğmaktadır. Bu potansiyelin ne kadar dışa vurulacağı ve eyleme dönüşeceği spontanlığın derecesine bağlıdır. Spontanlığın hiç olmadığı durumda yaratıcılık körelir. Yaratıcılığın olmadığı durumlarda ise spontanlık amaçsız eylemlere dönüşebilir. Moreno’ya göre, her insanda çeşitli düzeylerde yaratıcılık vardır. Ancak, insanların tümü yeterince spontan olmadığı için, yaratıcılıkları gözle görülür hale gelmemektedir. Kuşkusuz Beethoven, Mozart ya da Picasso’nun yaratıcılığına sahip pek çok insan yaşamış ve yaşamaktadır. Ancak onlar kadar spontan olmadıkları için yaratıcılıkları belli bir ürüne ya da esere dönüşmemektedir. Yaratıcılık sürecinde, yaratma kadar yaratılanın korunup devam ettirilmesi de önemlidir. Kozmik yapının bir parçası olan insanı, yaratıcılık, spontanlık ve eylem özellikleri ile düşünürken, bütün bu özelliklerin bir ürün olarak varlık bulmasındaki kalıcılık özelliğini de gözardı etmemek gerekir (Moreno, 1956). Geçmişi ve geleceği birbirine bağlayan, insan kuşaklarının yarattığı kültürel ürünlerdeki kalıcılıktır.

Yirminci yüzyılın başlarında, Taylor tarafından, ürünün son kontrolü ile başlatılan ve 1931’de Shewart tarafından süreç kontrolünü kapsayacak şekilde geliştirilen kalite kontrol anlayışının, Deming’e uzanarak ve toplam kalite yönetimi anlayışına dönüşerek bugünlere kadar ulaşmasını sağlayan evrimin içindeki yaratıcılığı, spontanlığı, eylemi ve kalıcılığı görmemek mümkün değildir. Deming, 1950’lerde Japonya’da verdiği seminerlerinde, “Eğer beni dinlerseniz beş yıl içinde dünyayı yakalayabilirsiniz; dinlemeye devam ederseniz, dünya sizi yakalamaya uğraşır” derken kuşkusuz bir mucizeden değil, yaratıcılığın olumlu eyleme dönüşmesinden ortaya çıkan kaçınılmaz gelişmeden sözediyordu. Gerçekten de Deming’i dinlemeye devam ederek, onun söylediklerine kendi yaratıcılıklarını da ekleyebilen Japonlar, güçlendiler, tutunabildiler, dünyayı yakalayabildiler ve yarına kalabildiler. Hatta bununla da yetinmeyip, yarının gereklerini belirlediler ve başkalarını da yarına kalabilmek için, yaratıcılıklarını geliştirmek zorunda bıraktılar..

Deming’in 14 temel ilkesinden biri, sürekli gelişmenin bütün süreçlere yaygınlaştırılması, bir diğeri de korku engelinin ortadan kaldırılmasıdır. Bu çok önemli bir vurgulamadır. Çünkü, sürekli gelişme ve iyileşme, yaratıcılığın eyleme dönüşmesini gerektirmektedir. Bunun için de spontanlığa ihtiyaç vardır. Oysa korku ile spontanlık birarada olamayan iki olgudur. Korkunun uyanarak öne çıkması, spontanlığın bastırılmasına neden olmakta ve korku engeliyle karşılaşan yaratıcılık, kendisine bir çıkış yolu bulamadığı için varolan durum geliştirilememektedir. Spontanlığı bastırılan insanlar, çevrelerindeki insanların spontan davranmasından rahatsızlık duydukları için, onların da kendilerine benzemelerini isterler ve gelişmeye engel teşkil ederler. Kanımca Deming’in “korku engelini yokedin” önerisinin temelinde, “bir çok insanın, spontan olabilmek ve yaratıcılıklarını ortaya koyabilmek için cesaretlendirilmeye ihtiyacı olduğu” gerçeği yatmaktadır. Her ne kadar aynı çağın insanı olsalar da büyük bir olasılıkla birbirlerini tanımayan Deming ve Moreno, kendi yaratıcılıklarının kesişme noktasında, tarih tarafından buluşturulmaktadır.

Öte yandan, toplam kalite yönetiminin gelişim tarihi Deming’i yaratıcılığında yalnız bırakmamış ve ondan öncekiler gibi ondan sonraki guruların da bu evrimin rotasını belirlemesine zevkle tanıklık etmiştir. Örneğin Juran’ın 1954’de geliştirdiği “kalite yönetimin sorumluluğudur” anlayışı, Feigenbaum tarafından 1956’da yazılan “Toplam Kalite Kontrol” isimli makale, Ishikawa’nın “kalite herkesin işidir” diyerek 1962’de başlattığı ilk kalite çemberleri, Crosby’nin “kalite maliyeti” ve Taguchi’nin “tasarım kalitesi” konusundaki çalışmaları, yaratıcı evrimde önemli kilometre taşları olmuştur.

Toplam kalite felsefesinin içinde, daha iyiyi arama, daha iyiye ulaşma amacı yer alır. Ancak bu, mükemmeliyetçi bir yaklaşım değildir. Mükemmelin aranması ve bulunması, sonu olan bir süreç iken, daha iyinin aranması sonsuz bir yaratıcılığı gerektirmektedir. Başka bir deyişle yaratıcılık, evrendeki herşey gibi, toplam kalite yönetiminin varlığını sürdürebilmesi için de gereklidir.

Moreno’nun dört kozmik olgusu ile Deming’in sürekli iyileştirme yaklaşımını somut ve sembolik boyutta birleştiren en iyi örnek, Deming çevrimi olarak da adlandırılan PUDK çevrimidir (Planlama, Uygulama, Değerlendirme, Karar). Planlama aşaması, özgür düşünebilmeyi ve yaratıcılığı gerektirmektedir. Yaratıcılığın ortaya çıkması için ise spontanlığa ihtiyaç vardır. Bu aşamada kullanılan tekniklerden biri olan ve Alex F. Osborn adında bir başka yaratıcı insan tarafından 1939 yılında geliştirilen Beyin Fırtınası tekniği (Erkut, 1995), başlıbaşına bir yaratıcılık ve spontanlık egzersizidir. Beyin fırtınasının gerektiği gibi uygulandığı durumlarda, kişiler, alışılagelmiş, kalıplaşmış düşünce biçimlerinin dışına çıkarak yaratıcı düşünme ve spontan davranarak bunu ortaya koyma özgürlüğü yaşarlar. Uygulama aşamasında, yaratıcılığın eyleme dönüşmesi beklenir. Bu, ya yeni duruma uygun bir tepki, ya da eski duruma yeni bir tepki olarak geliştirilmeli, yani geçmişin tekrarı değil, yeninin ve daha iyinin denemesi olmalıdır. Değerlendirme aşamasında eylem gözden geçirilir. Karar aşamasında ise eylemin kalıcı olup olmayacağına karar verilir. Eğer uygulamada “daha iyi” yakalanabilmişse “daha da iyi” bulununcaya kadar kalıcılık sağlanır. PUDK çevriminin yapısı, ona sonsuza dek dönme özelliği kazandırmaktadır. Tıpkı evrenin dünyaya kazandırdığı özellik gibi…

Toplam kalite yönetimi içindeki yaratıcılık özelliğinin karşımıza en çarpıcı biçimde çıktığı durumlar, müşteri odaklılık ilkesinin vurgulandığı ve müşterinin açık ya da gizli beklentilerini karşılayabilmek üzerine kurulmuş olan başarı öyküleridir. Aşağıda üç öykü yer almaktadır. İlk öykü, bir başarısızlık deneyiminin, müşteri beklentilerini karşılamak yoluyla, başarıya nasıl dönüştürülebileceğini göstermektedir. İkinci öyküde, müşterinin haberi olmadan müşteri davranışlarını gözlemleyerek onun gizli beklentilerini ortaya çıkaran bir yaratıcılık örneği yer almaktadır. Üçüncü öyküde ise yaratıcılığın, yoktan bir müşteri, hem de sadık bir müşteri yaratmak için kullanılmasının etkileyici bir anlatımı vardır:

§ Walt Disney Company, 1994 Noel’i için, Arslan Kral’ın bir CD-ROM versiyonunu hazırlamıştı. Noel sabahı, çocuklar, heyecan içinde hediyelerini açtılar. Fakat bu heyecanları çok kısa sürdü. Bilgisayar bilgisi yeterli olamayan aileler, sistemi kurmakta ve çalıştırmakta epeyce sıkıntı çektiler. Çektikleri sıkıntı nedeniyle öfkelenen ve çocuklarının uğradığı hayal kırıklığına üzülen aileler, Disney’in tüketici şikayetleri hattına telefon yağdırdı. Bu durum, eğlence sektörünün devi için halkla ilişkiler açısından ciddi bir kayıptı. Bir sonraki yıl, 1995 Noel’inde, Disney, sistemin kurulmasını zorlaştıran teknik problemleri çözdü. Bunun da ötesinde, Noel sabahı kutlamaları hayalde canlandırılarak ürün yeniden tasarlandı. Yeni versiyon, paketin nasıl açılacağı, yerleştirileceği ve çalıştırılacağına dair bir kullanma kılavuzu içeriyordu. Ayrıca özel paket kağıdı, ürün bir kez açıldıktan sonra tekrar kapatılarak paketlenmesine elverişliydi. Bu sayede ebeveyn, daha önceden bir deneme yapabiliyor ve çocuğunun Noel sabahı paketi açtıktan sonra bütün gününü mahvedecek kötü bir sürprizle karşılaşmayacağından emin olabiliyordu. Disney, müşterisiyle yaşadığı olumsuz deneyimden çıkardığı dersi, müşteri mutluluğuna dönüştürebilmişti (MacMillan ve McGrath, 1997).

§ Pepsi-Cola araştırma ekibi, öncelikle müşterinin Pepsi-Cola’yı alırken ve tüketirkenki davranış biçimlerini inceledi. Müşteriler, yanlarında kaç şişe taşıyabileceklerse o miktarda Pepsi-Cola’yı alma eğilimi gösteriyorlardı. Bu saptamadan yola çıkılarak, lider Coca-Cola’nın konumunu sarsmak için şişe yapısı ve paket modeli gözden geçirildi. Cam şişe yerine plastik şişe kullanıldı. Altılı paketlerin yanında farklı sayıları içeren paketler hazırlandı. Pepsi-Cola, ürününü hafifleterek, onu müşterisinin daha kolay taşıyabileceği hale getirdi. Ürüne kazandırılan yeni özellik, tüketici grubunun büyük bir bölümü için son derece cazip olmuştu (MacMillan ve McGrath, 1997).

§ Bir süre önce, evimde çok kötü bir yangın oldu. Yangından bir sonraki gün, ben hasarın tespiti için evde dolaşırken, ailem de perişan bir halde, dış kapının merdivenlerinde oturuyordu. O sırada, kapımızın önünde bir Domino Pizza kamyoneti durdu ve sürücüsü, elinde pizzalarla bize yaklaştı. Ben kendisine, pizza sipariş etmediğimi, evimizin yandığını söyledim. Sürücü, “biliyorum” diye yanıtladı. “Yarım saat önce buradan geçiyordum, durumunuzu farkettim ve aç olabileceğinizi düşündüm. Çalıştığım dükkanın yöneticisine sizin için pizza hazırlamayı önerdim. Tercihinizi bilmediğim için, karışık pizza getirdim. Ancak bundan hoşlanmıyorsanız, geri götürüp, istediğiniz çeşidi hazırlayabilirim. Bu, dükkanımızın size küçük bir ikramı. Lütfen kabul ediniz”. Siz olsaydınız, o günden sonra başka bir yerden pizza alır mıydınız? (Erkut, 1995).

Moreno, “Yarına kim kalacak?” sorusunu sorarken, Deming de “Benim söylediklerimi uygulamak zorunda değilsiniz; çünkü hayatta kalmak zorunlu değil !” derken belki birbirlerinden habersizdiler. Ama ikisi de şunu biliyordu:

YARINA KALABİLENLER, YALNIZCA YARATICI OLANLAR
VE YARATICILIKLARINI KULLANABİLENLER OLACAKTIR.

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Jacob Levy Moreno

Mesaj  Admin Bir C.tesi Nis. 17, 2010 2:55 pm


Born May 18, 1889
Bucharest, Romania
Died May 14, 1974 (aged 84)

Residence New York, USA
Fields Theory, education, psychiatry, psychology, psychotherapy, psychoanalysis
Institutions University of Vienna
Known for Sociometry, Psychodrama

Jacob Levy Moreno (born Bucharest, Romania, May 18, 1889; died New York, USA, May 14, 1974) was an Austrian- American leading psychiatrist and psychosociologist, thinker and educator, a Sephardi Jew born in Romania, the founder of psychodrama, and the foremost pioneer of group psychotherapy. During his lifetime, he was recognized as one of the leading social scientists.



The ancestral home of Jacob L. Moreno in Pleven, Bulgaria, and a close-up view of the commemorative plaqueJacob Levy Moreno was born in Bucharest in the Kingdom of Romania. His father was Moreno Nissim Levy, a Sephardi Jewish merchant born in 1856 in Plevna in the Ottoman Empire (today Pleven, Bulgaria). Jacob's grandfather Buchis had moved to Plevna from Constantinople, where his ancestors had settled after they left Spain in 1492. It is thought that the Morenos left Plevna for Bucharest during the Russo-Turkish War of 1877–1878, following the Plevna rabbi Haim Bejarano in search of a more hospitable environment. Jacob Moreno's mother, Paulina Iancu or Wolf, was also a Sephardi Jew. She was born in 1873 and originated from Călăraşi.

He grew up in Vienna at time of great intellectual creativity and political turmoil. He studied medicine, mathematics, and philosophy at the University of Vienna, becoming a Doctor of Medicine in 1917. He had rejected Freudian theory while still a medical student, and became interested in the potential of group settings for therapeutic practice.

In his autobiography, Dr. Moreno recalls this encounter with Sigmund Freud in 1912. "I attended one of Freud’s lectures. He had just finished an analysis of a telepathic dream. As the students filed out, he singled me out from the crowd and asked me what I was doing. I responded, 'Well, Dr. Freud, I start where you leave off. You meet people in the artificial setting of your office. I meet them on the street and in their homes, in their natural surroundings. You analyze their dreams. I give them the courage to dream again. You analyze and tear them apart. I let them act out their conflicting roles and help them to put the parts back together again.'"

Career
Moreno picked up where Freud left off, with his theory of interpersonal relations, and the development of his work in psychodrama, sociometry, group psychotherapy, sociodrama, and sociatry.

Moving to the U.S. in 1925, he began working in New York City. In his autobiography he states that, of all the places in the world "only in New York, the melting pot of the nations, the vast metropolis, with all its freedom from all preconceived notions, could I be free to pursue sociometric group research in the grand style I had envisioned".

He later held positions at Columbia University and the New School for Social Research.

In 1932, Dr. Moreno first introduced group psychotherapy to the American Psychiatric Association. For the next 40 years he developed and introduced his Theory of Interpersonal Relations and tools for social sciences he called 'sociodrama', 'psychodrama', 'sociometry', and 'sociatry'. In his monograph entitled, "The Future of Man's World", he describes how he developed these sciences to counteract "the economic materialism of Marx, the psychological materialism of Freud, and the technological materialism" of our modern industrial age.

His autobiography describes his position as "threefold:

1.Spontaneity and creativity are the propelling forces in human progress, beyond and independent of libido and socioeconomic motives [that] are frequently interwoven with spontaneity-creativity, but [this proposition] does deny that spontaneity and creativity are merely a function and derivative of libido or socioeconomic motives.
2.Love and mutual sharing are powerful, indispensable working principles in group life. Therefore, it is imperative that we have faith in our fellow man’s intentions, a faith which transcends mere obedience arising from physical or legalistic coercion.
3.That a super dynamic community based on these principles can be brought to realization through new techniques..."
Moreno died in New York City in 1974, aged 84.

Summary of contribution
There is evidence that the methods of J. L. Moreno have held up respectably over time. Subsequent research from the University of Vienna shows the enormous influence that Moreno's theory of the Encounter (Invitations to an Encounter, 1914) had on the development of Martin Buber's I-Thou philosophy, and Buber's influence on philosophy, theology, and psychology. His wife, Zerka Moreno, writes: "While it is true that Buber broadened the idea of the Encounter, he did not create the instruments for it to occur." Moreno "produced the various instruments we now use for facilitating the human encounter, sociometry, group psychotherapy, psychodrama, and sociodrama". Zerka is herself an expert in psychodrama and sociometry, and continues her late husband's work.

With training centers and institutes on nearly every continent, there are many thousands of students who are expanding and developing training and teaching the Morenean Arts & Sciences across the disciplines, to more fully realize Moreno's vision to make these social sciences available for "the whole of [hu]mankind."

Moreno is also widely credited as one of the founders of the discipline of social network analysis, the branch of sociology that deals with the quantitative evaluation of an individual's role in a group or community by analysis of the network of connections between them and others. His 1934 book Who Shall Survive? contains some of the earliest graphical depictions of social networks.


Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz