FAZIL SAY'ın DEĞERİNİ BİLELİM

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

FAZIL SAY'ın DEĞERİNİ BİLELİM

Mesaj  Admin Bir Ptsi Ağus. 30, 2010 6:49 am

Ayşe Emel Mesci


Lütfü Kırdar Salonu'ndayız. İlhan Ağabey'i uğurluyoruz. İçimde eksilmenin, yeri doldurulamayacak

boşluk hissinin tarif edilmez acısı var.

Fazıl Say çıkıyor sahneye, parmakları piyanonun tuşlarında dolaşmaya, sonra da uçmaya başlıyor.

Sahnede japongülleri arasında yatan İlhan Ağabey için çaldığı, tıpkı onun gibi kah dinginleşip kah

coşkun bir sel gibi taşan, Doğu' dan Batı'ya, türküden tangoya dolaşan doğaçlamayı büyülenrmiş

gibi dinlerken, "Umarım bu müziği işitiyorsunuzdur İlhan Ağabey" diyorum içimden.

Zaten Fazıl Say'ı piyanosunun başında ne zaman izlesem aynı büyülenme duygusuna kapılırım.

Tuşların üzerinde dans eden parmakları, yorumundaki ustalık ve enstrümana hakimiyet; bunların hepsi

mükemmelin, kusursuzun tanımını yapar sanki.

Ama beni asıl etkileyen, müziğin sanki onun içinden geçip piyanonun tuşlarıa dökülmesi,

Fazıl Say'ın sadece parmaklarıyla değil bedeniyle, ruhuyla o müziğin kendisi olması ve ona kendini

katması olur.

Konser salonu, ışıklar, yüzlerce seyirci, herkes ve her şey silinmiş, yalnız bir sanatçı ve ondan

taşan müzik kalmıştır.

Bu atmosfer televizyon ekranının, soğuk beyaz bir camın karşısında bile olsam, beni sarar, dünyadan koparır.

Öyle bir yalnızlık duygusudur ki SANATÇı' dan yayılan, çoğalarak insanı içine çeker ve notaların

üzerinden kainatla bütünleştirir.

Bu, gerçek sanattır.

TEKERE ÇOMAK SOKMAK

Fazıl Say, bizim medyamızda ne yazık ki bu coğrafyanın dünya çapında sanata armağan ettiği bir

değer olma niteliğinden daha çok, yaptığı aykırı çıkışlann, deyim yerindeyse "tekere çosmak sokan"

açıklamalarının yol açtığı fırtınalarla yer alıyor.

Ben Fazıl Say'ın "arabesk" hakkındaki düşünce ve duygularını sert bir üslupla dile getirdiği belirtilen

son tartışmayı izleyernedim ama Cüneyt Özdemir'in "5NIK" programında sanat, müzik, eğitim ve

televizyonla ilgili söylediklerinin ötesinde, sergilediği tavrı da yürekten alkışladım.

Çünkü bu tavırda, fikirlerini beğenelim beğenmeyelim, memleketi ve tüm dünya için kaygı duyan,

olumsuzlukları dert edinen, toplumsal sorumluluk sahibi bir sanatçı kimliği konusuydu.

Bu tavrı, üstelik Fazıl Say çapında bir sanatçıdan geldiğinde, iki nedenden ötürü önemli buluyorum:

1) Sanata bakışta ciddi ve genel bır erozyon söz konusu; bu durum "sanatsızlaşan bir toplum" yaratıyor;

2) Sanatın kendini tanımlayışında, piyasa kurallarına ve "yeni dünya düzeni"nin düşünsel yansımalarına

uyum sağlama kaygısından kaynaklanan ciddi bir sapma ve değer yitimi söz konusu;

bu durum "toplumdan ve toplumsllıktan giderek uzaklaşan bir sanat" yaratıyor.

Oysa insan denen varlığın kültürel oluşumunda, toplumsallaşmasında ve bireysel yaratıcılığında,

sanatın başka hiçbir şey tarafından doldurulamayacak bir yeri var.

Fazıl Say'ın eğitime ve eğitim içinde müziğin yerine yaptığı vurgu bu nedenle asla sumen altı

edilmemesi gereken bir önem taşıyor.

Çünkü eğitim süreci içinde sanata hak ettiği yerin verilmesi düşünen, sorgulayan, yaratıcı

bireylerin oluşmasını sağlar.

Toplumsal yaşamda barışın, uzlaşı kültürünün, hoşgörünün, farklılıkları bir zenginlik olarak

kabul etme yönelişinin, ancak daha "sanatlı bir toplum" çerçevesinde öne çıkabileceği unutulmamalıdır.

MEDYOKRASIYE KARŞI

Programı izlerken ülkemizdeki ölçüt eksikliğini, bu ölçütleri koyma sorumluluğunu taşıması gerekenlerin de

aslında genel vasattan pek aynlamadıklarını, sonuçta tencerenin yuvarlanıp kapağını bulduğunu

hissettim acı acı.

Fazıl Say'a örtük bir biçimde sürekli olarak "Sen de herkesle eşitsin, niçin başkalarının tercihlerine saygı

duymuyorsun" sorusu dayatılıyordu.

Bilimde ve sanatta eşitlik diye bir şey olamayacağı ancak eğitimde fırsat eşitliğinin savunulması

gerektiği haliyle unutuluyordu.

Ama bunun ötesinde Fazıl SAY'ın gündeme taşıdığı asıl konu, bir müzik dalının tercih edilip edilmemesi,

bir müzik türünün beğenilip beğenilmemesi değil; insanı insan yapan en önemli yaratılardan biri olan müziğin hiç

emek sarfetmeden , bilgi için zorunlu olan acı ve çileyi çekmeden yaptım oldu kafasıyla üretilemeyeceğiydi.

Fazıl SAYIN bu yaklaşımının 'Ülkeye Dışardan Bakmak, Hiçbir Şeyi Beğenmemek" türünden önyargılarla

karşılaşması, artık temcit pilavı haline gelmiş "Bu seçkinci aydınlar da halka hep tepeden bakarİar"

cümlelerinin hemen ortalığı kaplaması ise insanların yaşadıkları ülkenin tarihinden ne kadar habersiz

olduklannı gösteriyordu aslında.

Fazıl Say'ın ısrarla vurguladığı, bir şeyi öğrenmek için çilesini çekmek kavramının,

Doğu felsefesinin en çarpıcı ve değerli özünü oluşturduğunu bilmiyorlardı besbelli, örneğin

bir nakkaşın "Ben nakkaşım" diyebilmek için nasıl bir yoldan geçtiğini hiç merak etmemişlerdi herhalde.

Aslında etmelerine de gerek yoktu bu koşullarda,

çünkü "Ne yapalım, millet bunu istiyor, biz de Türkiye'nin aynasıyız"

diye tümsorumluluklanndan sıyrılıp rating atına binmiş medya onlara

istedikleri "görünürlüğü" kolayca sunuyordu.

Bu çağda görünürlük kazanmak tek ölçüt değil miydi zaten?

Bu çağ, medyokrasi (hem medyanın, hem de vasat olanın egemenliği anlamında) çağıydı.

Algılayabildiğim kadarıyla, Fazıl Say'ın bir süredir attığı "çığlıklar" bu egemenliğe bir isyan niteliği taşıyor.

Bu memlekette bir süredir geliştirilen popülist "mağdur edebiyatı"nın kültürel alandaki izdüşümlerine

yönelik bir tepki bu. "Yukarı"da seçkinciler var, "aşağı"daki halkı, onun "değer"lerini sürekli hor görüp dışlıyorlar,

diye başlayıp, "Bunlar kendilerini ne sanıyor böyle?" diye devam eden bir edebiyat söz konusu olan.

Oysa bu söylemin arkasına geçip gerçek manzaraya baktığınızda, medyokrasi tarafından dışlanıp köşeye

sıkıştınlanın gerçek sanat, biliin ve akıl olduğunu; toplumun nasıl bir sanatsızlaştırılına, bilimsizleştirilme,

kalitesizleştirilme, akılsızlaştınlına noktasına sürüklendiğini görmek çok da zor değil.


Bir geçiş dönemındeyiz . Böyle dönemlerde düzene uymuş, gününü kurtarmayı marifet bellemiş

kalabalık içinde toplumsal kaygılarla hareket eden, en başta kendi sanatına duyduğu saygı gereği

ilkeli davranan, çocuklarımızın geleceği adına isyanını açıkça dile getiren, Edip Cansever'ce

'Her yalnızlık biraz ihtilal' diyebilen bir sanatçı çok değerlidir.

FAZIL SAY'ın DEĞERİNİ BİLELİM

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5032
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz