KARATEPELİ FIKRALARI

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

KARATEPELİ FIKRALARI

Mesaj  Admin Bir Perş. Ekim 07, 2010 1:21 am

Karatepeli Fıkraları İçin Önsöz

Okuyacağınız fıkralar 1-7 Temmuz 1993 tarihleri arasında yapılan İpek Yolu Sempozyumu’nda öğretim üyesi Erman Artun tarafından “Yaşayan Adana Karatepeli Fıkraları” başlıklı bir bildiri olarak sunulmuştur.

Karatepe Adana’nın Kadirli İlçesi’nin doğusundaki yöreye denir. Karatepe yöresinde Kızyusuflu, Bahadırlı, Bekereci, Karatepe, Durmuşsofulu ve Çıyanlı köyleri bulunur.

Bu bölgede yaşayanlara Adanalılar Karatepeli der. Bu köyler Türkmen, Yörük, Avşar, Karakeçili ve Kumarlı aşiretlerinden yerleşenlerle kurulmuştur.

Karatepe bölgesinde yaşayanlar yerleşik düzene geçmiş göçerlerdir. Anadolu şehir-kasaba toplumlarında köylülerin saflığı ve eğitimsizliği üzerine anlatılan eğlendrici fıkralar yaygındır. Karatepeli fıkraları bu türdendir. Bu fıkralar bu bölgede yaşayan insanların saflıklarıyla, gariplikleriyle eğlenmek için anlatılır.

Karatepeli fıkralarının benzerlerine Türkiye’nin çeşitli yörelerinde de rastlanır. Bu fıkralar ortaklaşa benimsenmiş anlatım kalıpları içinde, kişi ve yer adları yerine ve çağına göre değiştirilip Karatepe’ye özgü renklerle bezenmiştir. Bunlar; Karatepeliler için anlatılan Karatepeli tipi fıkralardır. Türk fıkraları sınıflamasında “Bir bölge halkıyla ilgili olanlar” grubuna girer. Bu fıkralarda Türk köylüsünün kendi kendisini ince, nükteli, mizaha konu etmesini görüyoruz.



Ala Keçi Söyler Mi?

Karatepeli bir çoban kız dağda bir çalının dibine tuvalete oturmuş. Bu sırada gürültülü bir şekilde yellenmiş. Yanında da ala keçi varmış. Yellenmesinin keçi tarafından duyulup herkese yayılacağından korkarak eve koşmuş. Durumu annesine anlatmış. Bu sefer annesi de endişelenmiş. Durumu babasına anlatmışlar. Aynı şekilde o da telaşa kapılıp komşularına anlatmış. Sonuçta olayı ala keçi yaymadan kendileri yaymışlar.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak : Mehmet Topraktaş, Çukurova Ün. Fen Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Böl. Öğretim Üyesi


Alışıktır

Karatepeli’nin biri, hayatında ilk defa gazinoya gitmiş. İlişmiş bir koltuğa başlamış dansözleri seyretmeye. Bir zaman sonra merakla yanındakini dürtmüş:

- Efendi allahını seversen doğru söyle, Benim aklıma bir türlü yatmadı. Bu gancıklar yapmacıl mı sahicil mi?

- Ağam bunlar sahicil, demiş yanındaki.

Karatepeli seyre dalmış. Bir ara yine yanındakinin kulağına eğilerek:

- Vallahi efendi, nasıl oynuyorlar şaştım. Bizimkilere “Haydin kalkın oynayın” desem utanırlar, duravarırlar. Hem ne de olsa bunlar alışıktır canım, demiş.

Yapmacıl : Sonradan yapılma

Sahicil : Gerçekten var olan

Duravarırlar: Duruverirler

Kaynak: Yeni Adana Gazetesi, 15.12.1934, cumartesi, Sayı: 3795



Araştırma

Karatepeliler niçin daima böyle alık, avanak insanlar oluyor diye, bölgeye bir araştırmacı gönderilir. Araştırmacı, bölgeye gelip Karatepe’yi sorunca “Oraya gitmek zordur, sana bir at verelim, bir de Karatepeli al yanına da öyle gez” derler. Araştırmacının altına at, yanına da Karatepeli verirler. Araştırmacı Karatepeli’ye: “Bak arkadaş, sizin köyde ve yakınlarında ne kadar su varsa, hepsini tahlil edeceğim. Bu yöre insanının bu duruma gelmesinde suyun etkisi olabilir” der.

Başlarlar dolaşmaya. Pek çok kaynaktan su içerler. Fakat her seferinde önce Karatepeli içer, ardından araştırmacı. Böyle böyle giderken, yine bir çeşmenin başına gelirler. Karatepeli suyu içtikten sonra, araştırmacı bardağı uzatır ve bir su da kendisine vermesini ister. Karatepeli sinirlenir:

- Ata binince adam mı oldun a...na kod....un adamı, aşağı in de içsene, der. Araştırmacı

- İşte aradığımız su budur, der.

Derleyen : Behzat Sevimli.

Kaynak : Nafiz Köse, grayder operatörü, Salmanlı Kozan-Adana.



Bekir’in Seyyid’in Değil

Karatepeliler’i nüfus kütüğüne yazmaya başladıkları zaman, birer ikişer gidip kayıt olmaya başlamışlar. İçlerinden birkaç yıllık evli bir genç de, kendini yazdırmak için kasabaya gitmiş. Nüfus dairesine varmış. Memur sormuş:

- Oğul senin karın var mı?

- Var.

- Çocuğun?

- Var.

- Kaç tane?

- Biri kucakta, birini de yeni torbaladık.

- Peki karını bakire mi aldın, yoksa seyyibe mi?

Karatepeli birden hiddetlenmiş ve bağırıp çağırmaya başlamış:

- Ulan sen benim namussuz olduğumu ne bildin? Benim karım ne Bekir’in ne Seyyid’in, kendi öz malımdır.

Etrafındakiler gelerek Karatepeli’yi susturmuşlar ve memurun ne demek istediğini anlatmışlar. Bunun üzerine,

- Neden karın dul mu kız mı deyivermiyor da Bekir’in mi Seyid’in mi diyor. Vallaha başka biri olsaydı boğuverirdim, demiş.

Torbaladık: hamile bıraktık

Kaynak : Yeni Adana gazetesi, 13.12.1934, pazartesi, Sayı: 3808.



Karatepeli ve Berber
Karatepeli’nin biri saç sakal traşı olmak için berber dükkânına girdi. Kurnaz berber, Karatepeli’yi tanıyordu. İlgi göstererek, oturması için sandalyeyi düzeltti. Hal hatırdan sonra,

- Şu Karatepeliler çok yiğit insanlardır. Onlara hayranım, dedi ve ekledi:

- İnanır mısın, geçende bir Karatepeli daha traş olmaya gelmişti. Susuz sakal traşı oldu, gık bile demedi.

Bunu duyan Karatepeli, ben de susuz traş olabilirim, dedi.

Kurnaz berber de Karatepeli’yi susuz, köpüksüz traş etmeye başladı. Tabi Karatepeli’nin bir süre sonra canı yandı. Off, puff diye söylenmeye başladı. Berber hemen çıkıştı:

- Ne of, puf ediyorsun? Yoksa Karatepeli değil misin?

- Karatepeliyim amma tam sayılmam.

- Nasıl yani?

Ben biraz kıyıcığından olurum da...

Derleyen : Behzat Sevimli.

Kaynak : Mehmet Sevimli, İlkokul öğretmeni, Sırmalı, Göksun.



Çenesi Mirt Mirt Ediyordu

Karatepeliler bir gün toplanmış, dağlardan kayaları yuvarlayıp seyretmek istemişler, bu arada aşağı yuvarlanan taşları tekrar yuvarlayıp seyri çoğaltmak için, o taşların yarı yerde durdurulması gerektiğini düşünmüşler ve bu iş için de içlerinden en güçlü kuvvetli olan birini seçmişler. Adam taşların geçeceği yerde dikilip beklemeye başlamış. Yuvarlanan taşlar, adamı dinler mi hiç. Ezip geçmişler zavallıyı. Bu arada başı da tamamen ezilmiş. Diğerleri gelip bakmışlar ama bir türlü adamın kim olduğunu hatırlayamamışlar. Akşam, kocası eve gelmeyen kadına sormuşlar:

- Senin kocan sakallı mıydı, sakalsız mıydı?

Kadın şöyle bir düşünüp, “Sakalını hatırlamıyorum ama” demiş, “Sabahleyin çorba içerken çenesi mirt mirt ediyordu.”

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak : Ali Ozanemre, Kiremithane Endüstri Meslek Lisesi Edebiyat öğretmeni, Adana..



Yassı Tavuk

Adamın biri, Karatepe Köyü’nün yakınından geçerken, arabayla bir tavuk eziyor. “Köye gideyim de, hiç olmazsa şu tavuğun sahibine parasını vereyim” diyor. Köye varıp muhtarı buluyor. Tavuğu göstererek:

- Muhtar, şu tavuğun sahibi kim, söyle de parasını vereyim, diyor.

Muhtar tavuğu eline alıp şöyle bir bakıyor ve,

- Yav, iyi güzel de, diyor, bizim köyde böyle yassı tavuğu olan kimse yok ki...

Kaynak : Hakan Erdur, Ç.Ü. Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisi, Kadirli – Adana.



Ters Ceket

Karatepeli’nin biri, motosikletiyle yolculuğa çıkacaktır. Ancak, hava biraz bozulur. Bunun üzerine adam ceketini rüzgârdan korunmak için ters giyer ve arkadan ilikler. Motosikletle giderken kaza geçirir, yaralanır ve bayılır. Diğer Karatepeliler başına toplanır. Adamın kafasının ters döndüğü kanısında birleşirler ve adamın boynunu ters çevirirler.

Kaynak : Hüsne Dağdeviren (58) ev hanımı, Kızyusuflu, Kadirli – Adana.



Su Değirmeni

Adamın biri su değirmeni yapmaya karar vermiş. Değirmenin taşı da bir kayanın başında imiş. Taşı derenin kenarına getirmek istiyormuş. Taşın kenarına halatı bağlamış, bir ucunu da beline bağlamış. Taş yuvarlanmaya başlamış. Tabi onunla birlikte adam da. Böylece derenin kenarına kadar gelmişler.

Kaynak : Meryem Sertbaş, (35) ilkokul mezunu, Adana. Durmuş Sert, (15) ilkokul mezunu Adana.



Bir Vızdan Bir Bizden

Yaz mevsimi gelince, havaların ısınmasıyla sinekler de çoğalmış. İnsanlar sinekleri kovalamaktan yorulmuşlar.

Bizim Karatepeliler, soruna çözüm bulmuşlar. Biri silahı eline almış, gördüğü sineği öldürmek için. Sinek içlerinden birini omuzuna konmuş. Adam sineği göstermiş, elinde silah olan arkadaşına. Silahlı adam ateş etmiş sineği vurmuş. Tabi bu arada adam da ölmüş. Diğerleri sormuşlar: “Ya ne yaptın, adamı öldürdün”. Bizimki “Eee, bir vızdan, bir bizden” demiş.

Kaynak : Salih Öğüten, emekli ilkokul öğretmeni, Adana.



Karışan Postallar

Eskiden Karatepe’nin erkekleri çarşıya giderler. Hepsinin ayağı yalındır. Çarşıdaki dükkanda çizmeye benzer , deriden dikilmiş postallar vardır. Bunlardan birer tane alırlar. Eve geri dönüşte yorulurlar ve dinlenmek için ayaklarını uzatırlar. Fakat bütün ayaklardaki postallar birbirinin aynı olunca, hiç kimse kendi ayağını bilemez. O sırada yoldan geçen bir yolcuya hep birlikte yalvarırlar, yardım isterler.

- Biz ayaklarımızı karıştırdık, ne olur bunları ayırın derler.

- Adam eline bir sopa alıp var gücüyle ayaklarına vurmaya başlar. Canı yanan ayağına sahip olur.

Yolcunun eline öpüp alkış verirler:

- Allah gönderdi seni, derler. “Gelmeseydin halimiz ne olurdu?”

Kaynak : Hasan Karacalar (50), ilkokul mezunu, çiftçi, Karatepe, Kadirli – Adana.



Deve Yavrusu

Karatepeliler, bir gün gezerlerken dağda bir deve yavrusunun ölüsüne rastlar. Başına toplanırlar. Bakarlar, bakarlar, hiçbir şeye benzetemezler. Sonunda Akıllı Mehmet’i çağırırlar. Bu ne olabilir diye sorarlar. Akıllı Mehmet iyice bakar, uzun uzun inceler ve der ki:

- Yahu arkadaşlar, bunu bilmeyecek ne var, Adamın birisi bunu deve yapacakmış. Boynunu eğmiş, tabanını dövmüş fakat mayası küçük gelmiş onun için atıvermiş.

Kaynak : Mehmet Celaloğlu (60), ilkokul mezunu, çiftçi, Karatepe – Adana.



Deve Yükü

Karatepeli’nin biri devesine kuru ot yüklemiş. Yolda giderken bakmış ki otun uçları yere sürtünüp gidiyor. Bunların ucunu biraz kısaltayım deyip kibriti çakıp otları tutuşturmuş. Bir de ne görsün, deve alevler içinde kaçmıyor mu! Şaşkına dönen deve sahibi arkasından bağırmaya başlamış:

- Hee haa, kara lök, aklın varsa çamura çök.

Kaynak : Hüsne Dağdeviren, (58), ev hanımı, Kızyusuflu, Kadirli – Adana.



Sakatlık Çıkacaktı

Kırk Karatepeli arkadaş köyde topraktan yapılma harabe bir evin üstüne çıkıp bir o yana bir bu yana koşup eğlenirlermiş. Dam zaten harabe bir şey. Onların ağırlıklarına dayanamayıp çökmüş. Otuz dokuzu ölmüş. Kalan Karatepeli tozlar arasından çıkıp silkinmiş, üstünü başını düzeltirken “Az kaldı” demiş, “Bir sakatlık çıkacaktı.”

Kaynak : Mustafa Güneri, öğretmen, 1970, Adana.



Değirmen

İki Karatepeli değirmene giderken karşılaşmışlar. Aynı değirmene gidiyorlar ama önce hangisi öğütecek buğdayını. Başlamışlar ben öğütecem, hayır ben öğütecem diye kavga etmeye. Tartışma büyümüş. O sırada birinin aklına bir fikir gelmiş.

- Yolun karşısındaki şu çalı değirmen olsun. Hangimiz önce gidersek o öğütecek buğdayını.

Hemen koşmuşlar çalıya doğru. Önce varan buğdayını kaldırıp boşaltmış çalının dibine. Diğeri de ardından yetişip onun buğdayının üzerine dökmüş buğdayını, hâlâ çekişip durularmış sen öğüteceksin, ben öğütecem diye.

Kaynak : Bekir Uzun, (45), öğretmen, Adana.



Bal Kovanı

Köylüler toplanıp dağdaki kovanlarından bal almaya karar verirler. Beş on kişi bir araya gelip gezmeye başlarlar. Bir tane kovan görürler ve almaya karar verirler. Üstüste çıkarlar. Tam kovana yetişmişken en alttaki:

- Biraz durun, elimi yalayayım, der. Üsttekiler yere düşünce de:

- Ne oldu, der, balı paylaşamadınız mı?

Kaynak : Meryem Sertbaş, ilkokul mezunu, Adana. Durmuş Sert, ilkokul mezunu, Adana.



Dam Direği

Karatepeli gelinin biri ekmek yapmak ister. Bunun için de su testisini ve hamur karacağını yanına alarak un çuvalının yanına gelir. Çuvalın önünde evin dam direği vardır. Gelin, bir elini dam direğinin etrafına sarar. Diğer elini de un çuvalına batırır. Her iki elini de unlu olarak çekmek ister. Ama arada direk vardır. Gelin bağırarak komşulardan yardım ister. Komşular gelirler. Bir çare bulamazlar. Köyün akıllı hocası Akıllı Mehmet’i çağırırlar. Mehmet elini alnına koyup düşünür ve der ki:

- Arkadaşlar, şimdi direği kesersek dam çöker, gelin de ölür, direği kesen de, ölmektense tek kollu olmak iyidir.

Böylece gelinin bir kolunu keserler.

Kaynak : Hasan Karacalar (50) ilkokul mezunu, çiftçi, Kızyusuflu – Kadirli – Adana.



Kuyudaki Ay

Dolunay zamanı Karatepeli kadın kuyudan su almaya gitmiş. Ay iyice yükseldiği için şavkı kuyudaki suya vurmuş, kadın yukarıdan bakınca, ayın yüzünü suyun içinde görmüş. Sanmış ki ay suya düşmüş. Bir çığlık kopartmış. Ne oldu diye yanına gelenlere vaziyeti göstermiş. Başlamışlar ne yapalım diye düşünmeye. Sonunda kuyuya kanca atıp çıkarmaya karar vermişler. Sallamışlar kancaları kuyuya. Bir tanesinin kancası kuyunun taşına takılmış. Vargücüyle asılmış çekmiş, çekmiş taş bu güce dayanamayıp portunca, adam sırtüstü yere serilmiş. O vaziyette yatarken gözüne ay ilişmiş. Sevinerek :

- Bakın ayı havaya çıkarttım, demiş.

Kaynak : Ahmet Karacalar (55), ilkokul mezunu, çiftçi, Karatepe – Kadirli – Adana.



Boynu Uzun Boz Tanrı

Hayatında hiç deve görmemiş Karatepeli’nin karpuz bahçesine bir deve girmiş, bütün karpuzları yemeye, bahçeyi talan etmeye başlamış. Karatepeli:

- Bu ne olabilir, olsa olsa Tanrı dedikleridir, diyerek “Eee” demiş, “Karpuzu bostana veren bu, karpuzdan yeme desek olmaz. Belki gazaba gelir.”

Bir yandan söyleniyor öte yandan da boynunu büküyormuş:

- Ey boynu büyük boz tanrı, sen verdin sen alıyorsun, ben ne yapayım?

Kaynak : Mehmet Celaloğlu, çiftçi, Karatepe – Kadirli – Adana.



Döğüş Gediği

Karatepeliler bir gün Kadirli pazarına gidiyor. Giderken de bir yerde mola verip konuşmaya başlıyorlar. Birisi “Ne yiyelim Kadirli’ye varınca” diye soruyor. Diğeri “Tahinle pekmez yiyelim” diyor. Anlaşıyorlar, karardan sonra öbürü soruyor “Ya çomağını kim yiyecek”. Çomak dedikleri, tahinle pekmezi karıştırırken kullandıkları çomak biçimindeki ekmek. Sen yerdin ben yerdim derken bir kavga çıkıyor. Taşla sopayla saldırıyorlar birbirlerine. Sonuçta beş, altısı ölüyor. O günden beri oraya döğüş-gediği denir.

Kaynak : Hüsne Dağdeviren, ev hanımı, Kızyusuflu – Kadirli – Adana.



Uçsa da Oğlak Uçmasa da

İki Karatepeli yaz vakti oturmuşlar. Biri koyun güdüyor, diğeri oğlak. Etraflarına bakarlarken, kuru bir ağacın üstünde oturan kuşu görüyorlar, biri diyor ki:

- Şu kuşu görüyor musun?

- O kuş değil, oğlak, diyor öteki.

Oğlaktı kuştu derken epey bir süre tartışıyorlar. Derken kuş uçup gidiyor. İlk gören:

- Bak işte kuşmuş. Uçtu gitti, diyor.

Diğeri inatçı:

- Uçsa da oğlak, uçmasa da.

Kaynak : Bekir Uzun, öğretmen, Adana.



Papazı Uyandırmış

Karatepeli’nin biri on tane dam yapmış. Damın üstüne çıkıp saydığında dokuz, indiğinde on sayarmış. En sonunda “Vay açıkgöz hırsız, ben damın tepesine çıkana kadar çaldı, inene kadar yerine koydu” demiş. İnmiş aşağı hırsızı aramaya başlamış. Yolda:

- Sırtı dam yüklü bir adam gördünüz mü, diye sormuş rastladığı birine.

O da:

- Gördüm, az önce geçti, demiş.

Bir değirmene varmış. Girmiş içeri, değirmenciye sormuş. Durumu anlayan değirmenci:

- Sen otur dinlen, demiş, o gâvur hep çalar damları, geçerken sana haber veririm.

Değirmende bir de şapkalı papaz varmış, yatıp uyurlarken değirmenci papazın şapkasını Karatepeli’ye bunun terliğini de papaza giydirmiş. Sonra Karatepeli’yi uyandırmış.

- Kalk yetiş, damı çalan hırsız şimdi geçti demiş.

Karatepeli yola düşmüş. Ay ışığı da arkadan vururmuş. Gölgesi önüne düşüp de başındaki şapkayı görünce almış eline şapkayı “Hay değirmenci” demiş, “Beni uyandıracağına papazı uyandırmış.”

Kaynak : Ahmat Karacalar, çiftçi, Karatepe – Kadirli – Adana.



Devenin Kaburga Kemiği

Karatepeli çoban yolda bir hallaç yayı bulmuş. Arkadaşlarına göstermiş. Evirmişler, çevirmişler ama ne olduğunu çıkaramamışlar. O sırada akıldaneleri geçiyormuş. Sormuşlar. Adam hiç düşünmeden,

- Bunu bilmeyecek ne var, devenin kaburga kemiği.

Kaynak : Bekir Uzun, öğretmen, Adana.



Öldü Bile

Ağanın birisi uzun süredir hasta yatağında yatmaktadır. Oğlu çift sürmeye gidince ağa vefat eder. Karatepeli genci haberci olarak gönderirler. Ancak kötü haberi hemen vermemesini, durumun kötüleştiğini söylemesini tembihlerler. Ağanın oğlu haberci gencin gelişinden şüphelenir, “Ne oldu babam mı kötüleşti” diye sorar. Haberci genç “Ne kötüleşmesi” der “öldü bile”.

Kaynak : Ali Cerit (70), ilkokul, çiftçi, Kadirli – Adana.


Demirin Eniği

Karatepeli’nin biri, nereden eline geçirmişse geçirmiş, “Bu nedir acep” diyerek bir çuvaldızı alıp köye götürmüş. Köylüler çuvaldızı evirmişler, çevirmişler fakat bir türlü akılları almamış. Çünkü daha önce hiç böyle bir şey görmemişler. Köylünün çoğu işte olduğu için belki de o bilir diye imamı çağırmışlar. O da eline alarak oradan buradan bakmış fakat ne olduğunu bilememiş, köyün en kocası:

- Uşaklar, bizim imam da bir şey bilmezmiş. Ben bunun neci olduğunu bildim emme, bakalım imam ne diyecek deyi söylemeyiverdim.

İki taraftan:

- Amman emmi, deyiver de bizi bu tasadan kurtar, diye bağırmaya başlamışlar.

Koca gülmüş, tıpkı zafer kazanmışlara özgü bir şekilde göğsünü şişirerek:

- Uşaklar, bu ne ola ki, demirin dişisi taman.

Orada bulunan çocuklardan birisi atılmış:

- Emmi, demirin dişisi diyon emme demir kocaman, bu küçücük taman... İhtiyar, sakalını bir iki kez sığadıktan sonra çocuğun sözüne hak vererek gülmüş:

- Yavrum tüm mahlûkat ufaktan büyüdüğü gibi bu da hâlâ eniktir.

Böylece tüm köylü tasadan kurtulmuş.

(Taman : Anladın mı?)

Kaynak : Yeni Adana gazetesi, 1.Ocak.1935, Salı, Sayı: 3809.


Dişi Değil Boyu

Karatepeli’nin biri, eşek satın almak üzere pazara gider. Birini gözüne kestirdikten sonra, sırtını kuyruğuna doğru ölçmeye başlar. Görenler;

- Yahu kardeşim eşeğin boyuna değil dişine bakılır,

der.

Karatepeli:

- Ekine giderken bir ben, bir karı bir de çocuk bineceğiz, der, onun için bana evvela boyu lazım.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak : Veli Taşçı, Orman Muhafaza memuru, 1951, Sırmalı, Göksun.



Dolap

Karatepeli Kaba Ahmet, topladığı kozalakları şehirde sattıktan sonra oradaki bir ahbabını ziyarete gider. Ahbabını görünce yanına sokulur;

- Ooo... efendi, hankırdasın?

- Vay Ahmet Emim hoş geldin.

- Hoş gördük ve hoş getirdik. Sana bir şey deyiverecem. Kozayı, yok pahasına verdikten kelli, üç beş akçasını bizim askerdeki uşağa göndereyim dedim. Sordum, soruşturdum. Postaneyi biri gösterdi. Aradım, taradım. Her bir yanı duvar. Yalnız bir yerinde bizim avratların iplik sardıkları gibi bir şey. Buranın kapı olduğunu bir türlü kestiremedim. Orada durdum. Bir de baktım ki, çocuğun biri geldi ve dolaba tokandı. Dolap yavaş yavaş içeri doğru fırıldadı. Çocuk öğlecene içeri girdi. Ardından gidip ben de tokandım. Yürüdü, o yürüdükçe ben de yürüdüm. Adım adım içeri girdim. Meğerse kapusu buymuş.

- Bunda ne var ki Ahmet Emmi?

- Ne yok ki oğlum. Varırsam, köyde bunun gibi bir dene de ben yaptıracağım. Bizim köyün büyüğünü küçüğünü dolaba koyacağım, dedi ve ekledi:

- Nahal olsa, bunu da düşünen faydasını biliyormuş ki yapmış.

Hankırdasın : Nerdesin.

Verdikten kelli : Verdikten sonra

Tokandım : Dokundum, değdim.

Kaynak : Yeni Adana gazetesi, 2.Ocak.1935, Çarşamba, Sayı: 3810.



Emmini Eşek Belleme

Karatepeli’nin biri Kadirli’ye gelir. Canı pekmez ister. Fırından bir çörek satın alır. Sonra da pekmez aramaya çıkar. Gezerken bir ayakkabı tamircisine rastlar. Gön suyunu pekmeze benzeterek “Oğlum, elli kuruşluk pekmez ver” der. Adam pekmez satmadığını söyler. Karatepeli biraz daha gezinir ama pekmez bulamaz. Tekrar ayakkabıcının yanına gelir, “Oğlum elli kuruşluk pekmez ver” der. Adam dayanamaz, bir tasın içine gön suyunu dökerek verir. Karatepeli çöreğini gön suyuna batırarak yer. Sonunda elini silerken, “Oğlum, emmini de eşşek belleme ya, der, pekmezin de pek iyi değilmiş.
Derleyen : Behzat Sevimli.

Kaynak : Mehmet Zeki Can, çiftçi, Kadirli, Adana.



En Büyük Ağadır
Köy ağalarından biri çok gaddarmış. Her istediğini yaparmış. Kendisinden önce kimse yürüyemez, baş köşeler daima kendisine ayrılırmış. Ağanın oğlu da durumu bilir ve olaydan gurur duyarmış.

Bir gün camideyken, ağanın oğlu bakar ki imam babasından önde oturuyor. Oldukça canı sıkılır. Nasıl olur da imam, köy ağasından önde oturur? Namazı erken bırakıp çıkar ve kapının kenarında bekler. İmam camiden çıkarken birkaç tane tokat patlatıverir. Neye uğradığını şaşıran imam şaşkınlıkla sorar:

- Niye vuruyorsun bana?

- Vururum tabi. Babam koskoca ağa olsun da, sen camide ondan önde otur. Olacak şey mi bu?

- Yahu kardeşim, ben imamım. İnsanlara namaz kıldırıyorum. O yüzden de önde oturmam gerek.

- Ben anlamam arkadaş, kimse babamdan önde oturamaz.

İmam bakar ki oğlana laf anlatmak mümkün değil, ağaya şikayetlenir:

- Ağam senin oğlun geldi, bana birkaç tokat attı. Niye vuruyorsun deyince de “Sen babamdan önde oturuyordun. Kimse babamdan önde oturamaz” dedi. Ne yapacağımı şaşırdım.

Ağa bunun üzerine; “Eee, imam efendi” der, “yalan deel hani, sen de biraz önde oturuyodun yani.”

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak : Nafiz Köse, grayder operatörü, Salmanlı – Kozanlı – Adana..


Eşek Nezle Olmuş
Karatepeli yaşlı adam eşeğini halsiz görünce Geveze Niyazi’ye sorar:

- Ulan yavrum Niyazi benim eşek çok halsiz. Nasıl etsek de şu hayvanı iyileştirsek?

Niyazi:

- Emmim senin eşek soğuk almış. Ben onun çaresini bilirim.

- Ulan, yeğenim hele bir de şu işin çaresini de, hayvanı kurtarak bu durumdan.

Niyazi:

- Eşeği sağlam bir direğe sağlamca bağlayacaksın. Avucuna biber doldurup kamışla eşeğin burnuna üfleyeceksin. Eşeğin iki saate kalmaz iyileşir.

Bu öğüt, yaşlı Karatepeli’nin aklına yatar. Eşeği bir direğe sağlamca bağlar. Bir eline biberi, diğerine kamışı alıp, eşeğin burnunun dibine çömelir. Elindekini üfler üflemez, burnu yanan eşek sümkürür. Eşeğin sümüğü, biberle beraber Karatepeli’nin yüzüne gözüne bulaşır. Yüzü gözü yanmaya başlayan Karatepeli oyuna geldiğini anlar.

- Senin ananı avradını .... Niyazi, der.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak : Veli Taşçı, Orman Muhafaza Memuru, 1951, Sırmalı – Göksun – Adana.



Güneşin Hınzırlığı

Karatepeli bir sabah şehre gidiyor. Şehir doğuda olduğu için güneş karşısından vurup gözlerini kamaştırıyor. Akşam oluyor köye dönecek. Bu sefer de köy, güneşin battığı yöne doğru düşüyor, yine gözleri kamaşıyor.

Karatepeli durumu hâkime şikayet ediyor.

- Bu güneş benim canımı çok sıkıyor. Ben ne yana gitsem hep karşıma çıkıyor. Sabah şehre gelirken karşımda, akşam köye dönerken yine karşımda. Artık usandım.

Karşısındakinin Karatepeli olduğunu anlayan hâkim kolayını buluyor:

- Sen bundan sonra şehre akşamları gel, köye de sabahları dön. Ben onun terbiyesini veririm, bundan sonra karşından gelmez.

Derleyen : Behzat Sevimli.

Kaynak : Yusuf Özdemir, Gökgöz – Kozan – Adana.



İki Rekat

Karatepeli’nin keçilerine salgın hastalık bulaşmış, hayvanları kırıp geçiriyormuş. Bir türlü çare bulamayınca mollanın birine akıl danışmış. O da iki rekat namaz kılıp Allah’a dua etmesini tavsiye etmiş. Karatepeli, bu tavsiyeye uyarak her akşam iki rekat namaz kılmaya başlamış. Ama her sabah uyandığında bir keçinin daha öbür dünyayı boyladığını görüyormuş. Sonunda bu işten vazgeçmiş. Vazgeçmesine geçmiş ama, elinde de bir tekeden başka bir şey kalmamış. Bir gün suya götürürken, inatçılığı tutan hayvana fena kızmış. Dayanamayıp:

- Bana bak teke, demiş, uslu dur, iki rekatlık canın var. Kıldığım gibi gönderirim seni de öbür dünyaya ha...

Derleyen : Behzat Sevimli.

Kaynak : Mehmet Sevimli, emekli ilkokul öğretmeni, 1948, Sırmalı – Göksun – Adana.



Karatepeli Aklı
Karatepeliler, yazın yaylak yerlere, yüksek serin yerlere çıkacakları yerde, güneşten uzaklaşalım diye daha sıcak aşağı kesimlere, kışın da güneşe yakın olalım diye dağların tepelerine çıkarlarmış.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak : Ali Özanemre, Kiremithane Endüstri Meslek Lisesi, Edebiyat Öğretmeni, Adana.



Karatepeli Araba Seçiyor

Piyangodan büyük ikramiye kazanan Karatepeli, bir otomobil almaya karar verir.

- Aha bak hemşerim arkasını camınan ayırmışsınız ya, işte o tomofil hoşuma gitti, ben onu almak istiyorum, der satıcıya.

Satıcı biraz şaşırır ama,

- Ah çok güzel, bir de şoförünüz varsa tam şanınıza göre, diye cevap verir.

Karatepeli:

- Şoför için değil, koyunları pazara götürürken şatlağımı yalamasınlar diye, der.

Şatlak: Avuç içi.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak : Hüseyin Toprak, serbest meslek sahibi, 1987, Kadirli – Adana.



Karatepeli’nin Kız Derdi

Ailesiyle birlikte bir ağanın yanında çalışan Karatepeli genç kız, bir gün villanın havuzunun etrafını temizlerken, hülyalara dalar. Kendi kendine “Ağa beni oğluna istese, biz evlenince bir oğlumuz olsa, bir akrabası oğlumuza top getirse, oğlan havuzun etrafında topla oynarken top havuza düşse, oğlan topun ardı sıra havuza düşüp boğulsa, ben ağaya ne derim” diye düşünür ve başlar ağlamaya.

Kızın bu halini gören annesi koşup gelir, ne olduğunu sorar. Kız düşündüklerini anlatır. Bu kez başlarlar ikisi birden ağlamaya. Derken sırayla ağabeyi, babası da katılır ekibe ve ortalığı matem havası bürür. Bu arada bahçeye çıkan ağa durumu görür. Merak edip sorar. Kızın kurduğu hayal yüzünden hepsinin ağladığını öğrenince de küplere binerek hepsini evden kovar.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak : Haluk Ş.Akalın, Çukurova Üniversitesi Fen Edebiyat Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyesi, Adana.



Karatepeli’nin Döveni Kayıp

Bir gün bir Karatepeli, dövenini sırtına bağlayarak, harman yerinin yolunu tutmuş. Yol üstünde bir kekliğe rastlamış. Onun peşine düşmüş. Şura senin, bura benim derken, akşam olmuş. Harmanı da dövememiş, kekliği de tutamamış. Eve dönecekken sabahleyin harmana gitmek üzere yola çıktığını hatırlamış. Ama döveni nereye bıraktığını hatırlayamıyormuş. Gezdiği bütün yerleri yeniden dolaşmaya başlamış. Ancak gecenin karanlığında ayağı kayıp sırtüstü yere düşmüş. Bir da bakmış ki döven sırtında hâlâ bağlı duruyor.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak : Ali Özanemre, Kimerithane End. Meslek Lisesi Edebiyat Öğretmeni, Adana.



Karatepeli Paşa

Karatepeli’nin biri, methini duyduğu İstanbul’a, zengin ve büyük bir adam olmak için gitmiş. Nasılsa günün birinde saraya bostan bekçisi olarak girmeyi başarmış. Çalışkanlığı ve saflığı sayesinde padişahın gözüne girmiş. Kısa bir süre sonra da mevkii, rütbesi büyümüş. Derken bir gün isteğine kavuşarak sadrazam olmuş.

Padişah bir gün bahçede dolaşırken, Karatepeli Paşa’ya rastlamış. Kısa bir sohbetten sonra sormuş:

- Paşam, milletin ve devletin hali nedir?

Karatepeli padişaha:

- Sorma şevketlüm, ben gibi Karatepeli’den sadrazam, zat-ı devletleri gibi padişah olduktan sonra, devletin halini ancak Allah bilir.

Kaynak : Yeni Adana gazetesi, 10.12.1934, pazartesi, Sayı 3790.



Karatepeli Tavuk Tutacak

Karatepeli tavuk yakalamak için ahıra gitmiş. Tavuğu kovalayınca, tavuk ahırdaki direğin yanına kaçmış. Karatepeli yavaş yavaş direğin dibine yaklaşmış. Bir elini direğin bir tarafından bir elini de diğer tarafından uzatarak, direk kollarının ortasında kalacak şekilde tavuğu yakalamış. Fakat direkten kollarını nasıl kurtaracağını düşünememiş. Bir ara dışarıdakiler de gelmişler ve direği kesmeye karar vermişler. Biri elindeki baltayı direği doğru hızla sallarken, tavuğu tutan Karatepeli korkudan ellerini çekmiş ve böylece direkten kurtulmuş. Sonuçta tavuğu yakalayamamış ama direk kesilmekten kurtulmuş.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak : Mehmet Topaktaş, Çukurova Üniversitesi, FEF, Biyoloji Bl. Öğr. Üyesi, Adana.


Karatepeli Tekkulak

Karatepeli Tekkulak, davar alıp satmakla geçimini sağlamaktadır. Bir gün yolu Kayseri dolaylarına düşer. Aradığı davarları istediği fiyattan alamayınca gittiği köyden ayrılıp yol kenarına iner ve diğer köye gitmek için araç beklemeye başlar. Bu arada yoldan iki kadın geçmektedir. Karatepeli kadınlara hava atmış olmak için “Of be ne biçim memleket burası arkadaş! Arabası bile yok” der. Kadınlardan biri merak edip sorar :

- Nerelisin sen kardaş?

-Çukurovalıyım.

-Ne arıyon buralarda?

- Bidene arıyom işte!

Karatepeli’nin işi şakaya vurmak istediğini anlayan kadın:

- Get babam get, get gez. Bizim burada çift kulaklıya varmıyorlar ki senin gibi tek kulaklıya varsınlar, der. Tabii Karatepeli bu söze vereceği cevap bulamaz.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak : Mehmet Acıgodal, 1927, çiftçi, Hacıgodal, Göksun..








Karatepeli’nin Unutkanlığı
Karatepeli’nin biri, karısıyla birlikte bir başka köydeki arkadaşına misafirliğe gitmiş. Hoş beşten sonra, karısını arkadaşının evinde unutarak köye dönmüş. Bir bakmış ki karısı evde yok. Hararetle aramaya başlamış. Köylüler, karısının filan köyde filan arkadaşının evinde olduğunu söylemişler. Ancak Karatepeli arkadaşına karısıyla birlikte gittiklerini unutarak karakola gitmiş. Arkadaşının karısını kaçırdığını söyleyip şikayette bulunmuş.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak : Mehmet Topaktaş, Ç.Ü. FEF Biyoloji Bl.Öğr. Görevlisi, Adana.



Karatepeli ve Oğlu Kızakla

Karatepeli kış günü evine odun getirmek için kızakla dağa gider. Yanına oğlunu da alır. Kızağa ağır bir yük yüklerler. Yerler de çok meyilli. Baba tedbirli davranmak ister:

- Arkaya sürgü takalım, der önde ben de gideyim.

Delikanlı cahil ve tecrübesiz.:

- Korkma baba, ben kızağı tek başıma bile indiririm, der demez çeker. Baba ne oluyor demeye kalmadan, kızak öndeki oğulla beraber hareket eder. Meyilli arazide son sürat giderken, feci kaza meydana gelir, kızağın eğresi oğlanın kafasını koparır. Acının etkisiyle oğlanın ağzı açık kalmış, dişleri görünüyormuş. Hiddetlenen Karatepeli:

- Eşşekoğlunun yediği halta bak, bir marifet yapmış gibi bir de yılışıp duruyor, der.

Kızağın eğresi: Kızağın eğri olan ayaklarından biri.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak : Mehmet Sevimli, ilkokul öğretmeni, Sırmalı, Göksun.



Katır Yumurtası

Karatepelinin biri, ilk defa şehre iner. Dolaşırken yolu sebze haline düşer. Karpuz yığınlarının önünden geçerken merak edip sorar:

- Selâmünaleyküm hemşerim, nedir bu sattıkların?

Karşısındakinin Karatepeli olduğunu anlayan açıkgöz manav:

- Aleykümselâm arkadaş, bunlar katır yumurtası olur.

- Kaç para tanesi?

- Senin için beş kuruş olur.

Karatepeli fiyatı makul bularak en büyüklerinden bir karpuz seçer, sonra da sorar:

- Şimdi ben bu karpuzu götürsem, içinden katır çıkar mı, çıkarsa kaç günde çıkar?

Manav:

- Götürüp sıcak bir yerde on gün sakla, on birinci gün katır sahibisin, der.

Bu kadar kısa bir sürede katır sahibi olmak, Karatepeli’nin çok hoşuna gider. Karpuzu alır, köye doğru yola koyulur. Epeyce yol aldıktan sonra dinlenmek ister ve yokuşun başında bir yere oturur. Fakat karpuz her nasılsa elinden pırtarak dereye doğru yuvarlanmaya başlar. Karatepeli de arkasından koşar. Karpuz biraz ileride taşa çarparak kırılır. Tesadüfen orada bulunan bir tavşan, gürültüden korkarak kaçmaya başlar. Karatepeli tavşanın ardından koşar ama yakalayamaz:

- Yaa gördün mü işte şanssızlığı! Yumurtadaki yetişkin yavruymuş ama elimizden kaçırdık.

Karatepeli yorgun argın eve gelir ve olanları hanımına anlatır. Kadın da ondan farklı değildir,

- Tüh yazık olmuş, kaçmasaydı, yaylaya çıkarken binerdik, der.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak : Yusuf Köse, çiftçi, Salmanlı – Kozan – Adana.



Kazmanın Kını

Karatepe civarlarında oturan beylerden biri, avlanmaya çıkmış. Av sırasında, terkideki yedek çizmelerini kaybetmiş. Çok aramış ama bulamamış.

Günün birinde (ormanda) odun kesen iki Karatepeli, bu çizme tekine rastlamış. İşe yarar diyerek köye getirmişler. Konu komşu toplanmış. Evirmişler çevirmişler köy alanına götürüp içinde cin vardır diye sav vermişler. Ancak bir türlü ne olduğunu anlayamamışlar. İçlerinden biri:

- Uşaklar gidip hocayı çağıralım. Bunun neci olduğunu bilse bilse o bilir demiş. Bilir mi bilir. Hemen gidip namaz kılmakta olan hocanın namazını yarıda keserek alana getirmişler. Hoca gülmüş:

- Ulan hiç mi birinizin aklı yok. Olsa olsa kazmanın kılıfıdır demiş.

Sav ver : Düşüncesini söyle.

Kaynak : Yeni Adana gazetesi, 20.12.1934, Perşembe, Sayı 3799.



Köpek

Karatepeli’nin biri şehre giderken yolda köpekler saldırmış. Taş alıp köpeklere atmak için kaldırım taşlarına sarılmış. Çıkaramayınca taşa söylenmiş:

- Burası ne biçim memleket, taşları berkidip köpekleri salıveriyorlar.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak : Veli Taşçı, orman muhafaza memuru, 1951, Sırmalı, Göksun.



Köye Mektup

Şehre yeni gelen Karatepeli, daha önceden gelen hemşehrisini ziyarete gitmişti. O sırada hemşehrisi bir mektup okuyordu.

Yeni gelen, kahvesini bitirdiği sırada diğeri de mektubu bitirir. Çöpe atmak üzereyken Karatepeli atılır:

- Dur atma hemşerim, bana ver onu...

- Ne yapacaksın bu mektubu, diye sorar hemşehrisi.

- Gider gitmez mektup yaz demişlerdi köyden, onlara gönderecem.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak : Selman İnekçi, çiftçi, 1938, Bağdaş – Kadirli – Adana.



Kuralcı Karatepeli

Okuma yazma bilen bir Karatepeli, iş bulmak için şehre iner. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın düzen tutturamaz. Çünkü bir türlü kurallara, emirlere uymaz. Son işinden de kovulduktan sonra dünyadaki bütün kurallara uyacağına and içer. Ama olan olmuştur. Artık yaşamak istemez ve intihara karar verir. Yüzme bilmediği için kendini kanala atacak ve boğulacaktır. Kanalın kıyısına gelir. Tüm cesaretini toplar, tam kendini suya bırakacakken gözüne bir levha ilişir : Suya girmek tehlikeli ve yasaktır! And içtiği için intihardan vazgeçen Karatepeli köyüne döner.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak : Mehmet Sevimli, ilkokul öğretmeni, Sırmalı – Göksun.



Mantar

Karatepe’de zenginin biri hem adamlarının zekâ derecesini ölçmek hem de en akıllısına kızını vermek için bir imtihan yapmayı düşünmüş. Bütün adamlarını toplamış ve “Size bir bilmece soracağım, bilene kızımı verip zenginlik içinde yaşatacağım” demiş.

Tutmalar ağanın nasıl bir bilmece soracağını düşünürken içlerinden de ben bilsem diye geçirirlermiş. Ağa sorusunu sormuş:

- Yerde biten yapraksız nedir?

Gel sen ol da bu işin içinden çık. Bir hayli zihin yormuşlar ama bir türlü akıl erdirememişler. İkinci gün ağa, adamlarını toplamış, bildiniz mi diye sormuş. İçlerinden biri diğerinin kulağına eğilip dert yanmış:

- Ulan ağa bizi mantar ediyor. Yoksa yerde hiç yapraksız biter mi?

Ağa hemen adamı çağırmış:

- Aferin sana, gördünüz mü böyle bir akıllı! Cevap mantardı be mantar, diyerek eşi görülmemiş bir düğünle kızını vermiş.

Mantar et : Oyun et, kandır.

Kaynak : Yeni Adana gazetesi, 21.12.1934, Cuma, Sayı: 3800.



Niye Allah’a Sıkıyon

Karatepe’de yaşayan Karaoğulları ve Sarıoğulları denilen iki sülale, arazi yüzünden kavga eder. Kavga öyle bir hal alır ki, silahını, kazmasını, küreğini alan koşar. Küçük bir tepenin iki yanında, bir tarafta Karaoğulları, bir tarafta Sarıoğulları olmak üzere mevzilenirler. Karaoğullarından biri, karşı tarafı korkutmak için silahıyla havaya bir el ateş eder. Yanındaki sinirlenir:

- Ulan aklına kodu...mun herifi, der, karşıdaki Sarıoğulları varken niye Allah’a sıkıyon?

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak : Veli Taşçı, orman muhafaza memuru, 1951, Sırmalı – Göksun.



Oyun
Çobanın biri hiç namaz kılmamış ve kılınırken de görmemiş. Ağası bir gün satmak için kente davar indirmiş. Çobana malı kasaba pınarına yatırmasını söylemiş. O gün de Cuma imiş. Birer ikişer cuma aptesti almaya gelirmiş insanlar. Çoban da gönlünden:

“Herhalde bir ölet var. Bizim azık da az. Ağa kimbilir ne vakit gelecek” diyerek elini yüzünü yıkamış ve davarları Karabaş’a emanet edip bir ihtiyarın arkasından koşmuş, camiye gelmiş, hutbeyi dinlemiş. Daha sonra namaza durulmuş. O da diğerlerine bakarak namaz kılmaya başlamış. Rükûya vardıkları anda bizim Karatepeli birdirbir oynadıklarını sanarak önündeki adamın sırtına atlamış. Neye uğradığını şaşıran adam, arkasını dönmüş ve Karatepeli’ye olanca gücüyle bir tokat atmış. Bizim yankılı hiç tınmamış. O vakte kadar ayağa kalkılmış olduğundan arkasına dönmüş ve o da kendi arkasındakine basmış tokadı. Artık cemaat namazı bir yana bırakıp çobanı dövmeye başlamış. Çoban kaçarken gücünün yettiğince bağırarak:

- Yahu siz ne biçim adamlarsınız be, oyunu siz çıkardınız, siz cıllazıyorsunuz diye dursun, güzel bir dayak yemiş.

Ölet : Ölü, cenaze

Azık : Yol yemeği, kumanya

Tınmak : Üstüne alınmak

Cıllazmak : Oyunda hile yapmak.

Kaynak : Yeni Adana gazetesi, 30.12.1934, Pazar, Sayı 3807..







.


Tarlada Atlar Var
Karatepeli yaşlı adam evinin önünde oturmuş. Ufak tefek işlerle meşgul olmaktadır. Evin genç kızı bir yandan evin sahanlığını süpürürken bir yandan da radyo dinlemektedir. Bu arada radyodaki programdan at kişnemeleri gelir. Yaşlı Karatepeli bu sesleri duyunca evin arkasındaki tarlaya atların girdiğin sanır ve kızını çağırır:

- Kızım koş hele, tarlaya atlar girmiş.

Kız seslerin radyodan geldiğini bildiği için babasının haline kıs kıs güler.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak : Salman İnekçi, çiftçi, 1938, Bağdaş – Kadirli – Adana.



Kartlamış

Karatepeli ilk defa gittiği il pazarında gördüğü ama adını bilmediği incirden bir kilo alıp yiyor. Tadını çok beğeniyor. Ertesi hafta pazara gidecek olan komşusuna:

- Pazarda güzel bir yemiş var. Aman bana ondan bir kilo al, diyor.

- Nasıl bir yemiş bu?

- İçi darı gibi, dışı deri gibi.

Pazara giden komşusu araya araya bu tarife uygun olarak patlıcanı buluyor ve alıyor. Dışı deri gibi, kıvırınca da içinde darı gibi tohumları var.

Köye dönünce patlıcanları komşusuna veriyor. Karatepeli ısırıp tadına bakıyor.

- Yahu bir haftada kartlamış be diyor, hem uzamış hem tadı bozulmuş.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak : Salman İnekçi, çiftçi, 1938, Bağdaş – Kadirli – Adana.



Cinli Kavak

Karatepeliler oldukça meraklı olurmuş. Bir gün çiftçilik yapan bir Karatepeli tarlasındaki bir kavağın kaç adam boyu olduğunu merak eder. Köyün en yaşlı kişisine gider akıl danışır.

Yaşlı köylü : “Bir kişi kavağın en süt dallarından tutunup aşağı sallansın” der. “Başkaları da onun ayaklarından tutunarak aşağı doğru sallansınlar. O zaman kavağın kaç adam boyu olduğunu buluruz.” Hemen öyle yaparlar. Bir kişi kavağın en üst dalından tutunup aşağı sallanır, ikinci kişi de ilk kişinin ayağına tutunur, üçüncüsü de ikinci kişiye tutunur. Bu şekilde kavağın boyunu ölçerlerken ilk çıkan kişi ikinci çıkana:

- Memo Ağa, kurban, burası da emme serinmiş, yayla gibi, der. Hele dur bir cigara tüttüreyim. İlk kişi ellerini bırakınca kavağa çıkan bütün kişiler yere düşer. Kavağın bulunduğu tarlanın sahibi:

- Abo, bizim kavak cinli çıktı. Boyunun ölçülmesini sevmedi, der.

Kaynak : Ersin Soytorun, Fevzi Çakmak Yurdu Kütüphane memuru, Adana.



İğneyi Bulan Buldu

Şehre ilk defa gelen Karatepeli çoban insanları koşuştururken görünce şaşırır. Bir şeyler arıyorlar zanneder. Kendisi de bakınmaya başlar. Tesadüfen bir iğne bulur. Hemen iğneyi alıp yüksekçe bir yere çıkar ve bağırarak:

- Siz arayın daha arayın, iğneyi bulan buldu, der.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak : Nafiz Köse, grayder operatörü, Salmanlı – Kozan – Adana.



Karaçalı

Bir gün dört Karatepeli ormanda yürüyorlar, içlerinden birisi, “Şu Allahın işine bak, ağaçlar ne kadar uzun böyle” diyor. Diğeri de “Ya istesek biz de böyle uzun oluruz” diyor ve birbirlerinin üzerine çıkarak bir ağaç boyu oluyorlar. En alttaki:

- Biraz durun hele, kulağım kaşındı, biraz kaşıyayım, diyor.

O kulağını kaşırken üsttekilerin hepsi arkada bulunan çukura düşüyor. Çukurun içi de karaçalı dolu olduğu için ne kıpırdayabiliyorlar ne de çıkabiliyorlar. Dışarıda bulunana “Git köyden yardım getir” diyorlar. Dışarıdaki gidip adam getiriyor. Gelenler uğraşıyor ama bir türlü çıkaramıyorlar. Ne yapalım derken, içlerinden biri:

- Çukurun içine ateş atalım, çalılar yanar, biz de onları çıkarırız, diyor.

Öyle yapıyorlar. Tabi çalılarla birlikte adamlar da yanmaya başlıyor. Sonunda yana yana iskeletleri görünüyor. Dışarıdakilerden biri:

- Bak şunlara, diyor, dışarı çıkacaklarını anladılar nasıl da sırıtıyorlar.

Kaynak : Hakan Erdur, (21), Ç.Ü. Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisi, Kadirli – Adana..


**********************

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5028
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz