NASREDDİN HOCA

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

NASREDDİN HOCA

Mesaj  Admin Bir Cuma Ekim 08, 2010 5:41 pm



“Kimsin?”
“Hiç” demiş Hoca, “hiç kimseyim.”
Dudak büküp önemsemediklerini görünce, sormuş:
“Sen kimsin?”
“Mutasarrıf” demiş adam kabara kabara.
“Sonra ne olacaksın?” diye sormuş Nasreddin Hoca.
“Herhalde vali olurum”
diye cevaplamış adam...
“Daha sonra?..” diye üstelemiş Hoca.
“Vezir” demiş adam.
“Daha daha sonra ne olacaksın?”
“Bir ihtimal sadrazam olabilirim.”
“Peki ondan sonra?”Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş: “Hiç.”
“Daha niye kabarıyorsun be adam, ben şimdiden, senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım: ‘hiçlik makamı’ında!”

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5031
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: NASREDDİN HOCA

Mesaj  Admin Bir Cuma Ekim 08, 2010 5:56 pm


Bileniniz var mı, Noel Baba mı daha gerçek, yoksa çok daha geniş kitlelere hitap eden Nasrettin Hoca mı gerçek?

İşte karşılaştırılması:

1. Noel Baba, yılbaşına doğru gündeme gelen bir “dönem” figürüdür… Nasreddin Hoca, yılın her günü yıldızdır !

2. Noel Baba, ‘bütün çocuklara karşılıksız armağan verme’ gibi ütopik, imkansız bir fikrin kolpa kahramanıdır… Nasreddin Hoca, ‘parayı ver düdüğü çal’ dürüstlüğüyle realist ve
sahici bir kimsedir.

3. Noel Baba, çam ağaçlarının toplu katliamında başrol oynar… Nasreddin Hoca, sadece bindiği dalı keser, zararı daha ziyade kendinedir.


4. Noel Baba maddecidir, nesneler sayesinde ün yapmıştır… Nasreddin Hoca, paraya çevrilemeyecek bir zenginlik kaynağıdır, ruhu ve zekâyı besler…

5. Noel Baba, geyiklerin çektiği kızakla, üstelik bir de uçarak, itici bir sürrealite içindedir…
Nasreddin Hoca, eşeğine ters binerek reel ortamda sürreallik gösterdiği için daha çarpıcıdır…

6. Noel Baba aslen Antalya çıkışlıdır fakat asimile olmuştur,doğum yerini meraklısı bilir… Nasreddin Hoca sonsuza kadar Akşehir’in evlâdıdır…
7. Noel Baba, herhangi bir babalığını göremediğimiz bir “baba”dır… Nasreddin Hoca, hepimizin hocasıdır !.


Nasreddin Hoca fikraları, Nasreddin Hoca'nın kendisiyle, tarihi kişiliğiyle doğrudan bağlantılı degildir. Başka bir deyişle, sonradan ortaya konulan birçok fıkra Nasreddin Hoca`ya bağlanmış, Nasreddin Hoca' dan ve onun tarihi kişiliğinden bağımsız yaratılar " Nasreddin Hoca fikraları" adıyla alabildiğine yaygınlaşmış, yenileri eklenerek zenginleşmiş ve günümüze gelmiştir.O kadar ki, kimi fikralardan Hoca' nın 15. yüzyıl başında Anadolu'yu istila eden Timur' la çağdaş olduğu sonucuna varılmakta, kimi yaratılardan bundan daha önce ya da sonra yaşadığı cıkarsanabilmektedir. Bu nedenle, Hoca' nın tarihi kişiliğini belgelere dayanarak incelemek gerekmetedir.


EN ESKI KAYNAKLARDA

Nasreddin Hoca' nın tarihi kişiliğiyle ilgili araşitrmalara Fuat Köprülü'nün Öncülük ettiğini söylemek yanlış olmaz.

Nasreddin Hoca fıkralarını çocuk edebiyatı kapsamında okutulmak üzere manzumeleştiren Köprülü, bunlardan ellisini 1918' de Nasreddin Hoca - Manzum Hikayeler adlı kitabında topladı. Kitabın önsözlerinde, kimi kaynaklarıdaki Hoca' ya ilişkin belge ve bilgiler üzerinde durmaktaydı. Sonraki araştırmalar, Köprülü'nün bulgularını önemli ölcüde doğrulamıştir. Ancak hemen belirtmek gerekir ki , bu güne kadar ortaya konulan kaynak ve belgeler Nasreddin Hoca' nın tarihi kişiliğini geniş ölcüde aydınlatamamaktadır.

ALPAY KABACALI / Bütün yönleriyle NASREDDIN HOCA / Kitabın dan / Alıntı' lar

Ülkemizde Çocuklara Neşideler ve Çocuk Siirleri ile, özellikle Tevfik Fikret' in Şermin' iyle başlayan çocuk edebiyati için, Nasreddin Hoca' nın çok iyi ve çok ulusal bir konu oluşturacağını bundan iki yıl önce düşünmüş, üc dört parça da yazmıştım. Küçük sınıflarda öğretmenlik ederken, kimi dostlar bu gibi hikayelerin çocuklar üzerinde çok mükemmel bir etki bıraktığını söyleyerek daha bu alanda manzumelere gerek duyduklarını söylediler. Köprülü kitabını bu yüreklendirmeden sonra yazmıştı, bunun yararlı bir okuma kitabı olacağını umuyordu. Köprülü'nün manzumelerinden bir örnek veriyoruz:

Damdan Düşen
Kiremit aktarmak için
Bir gün Hoca çıktı dama
Kızıyordu için için:

Hic rahat yoktur adama,
Yağmur yağar, damlar akar,
Bu iş yine bana bakar...
Kiremitler yosun tutmuş,
Kızak gibi kayıyordu.

Hoca kendini unutmuş
Sabah akşam didin , uğraş
Yiyem diye bir sıcak aş!
Homurdanıp söylenirken,
Nasılsa, ayağı kaydı
Aman yetişin! demeden
Hep kiremitleri saydı.

Bir, iki üç...Hoca yerde!
Kalkamadı, bakın derde...
Neyse komşular yetişti.
Kaldirdilar Nasreddini' i
Hoca' nin bacağı şişti,
Derdi , duysa dam adını
Düşmeyene tuhaf gelir!
Damdan düşen halden bilir.






TERSİ BILINMEZSE...

Nasreddin Hoca'ya:

-Burnun ne tarafta? demişler, ensesini göstermiş.

-Tam tersini gösteriyorsun Hoca, demişler.

-Bir şeyin tersi bilinmezse doğrusu anlaşılmaz! demiş.


ÇİFTÇİ DAHA BÜYÜK

Hoca'ya

-Efendi, demişler, padişah mı büyük, çiftçi mi?

-ÇiftÇi büyük elbet, demiş. Çiftçi buğday yetiştirip vermese padişah acından ölür !


GÖNLÜM RAZI OLMADI

Hoca eşeğine binmiş gidiyormuş. İçi dolu çuval da kendi sırtında..

-Bre Hoca, demişler, çuvalı niye kendi sırtına aldın?

-Ne yaparsın, demiş Hoca. Zavallı hayvan benim bütün kahrımı çekiyor zaten. Kendi bindiğim yetmiyormuş gibi çuvalı da ona taşıtmaya gönlüm razı olmadı!

BAHARA SÖZ YOK

Bir toplulukta soğuklardan yakınanlar olmuş. İçlerinden biri de:

-Şu insanoğlu da haline şükretmez, demiş. Kış olur soğuktan, yaz olur sıcaktan yakınırlar...

-Öyle deme bre bilincsiz, demiş bak, bahara kimsenin bir şey dediği var mi?!



MAKAMI BULDUM

Hoca' ya sormuşlar:

Saz çalmayı bilir misin ?

-Bilirim, demiş

-Buyur çal bakalım, diyerek eline bir saz vermişler.

Hoca mizrabı almış, perdelere filan basmadan tellere vurmaya, tuhaf sesler çıkarmaya başlamış.

- Saz böyle mi çalınır Hoca, demişler. Parmaklar perdeler üzerinde gezdirilir. Mizraptan da makamlara göre ses çıkar...

-Perdeleri bulamayanlar öyle çalar, demiş Hoca.

Ben alır almaz buldum! Ne diye boşuna gezineyim?!



BU DA DÜŞÜNÜR!

Hoca pazarda dolaşırken renkli bir kuşun on iki altına satıldığını görünce, şaşıp kalarak yanındakilere sormuş:

-Bu kuş neden bu kadar para ediyor?

-Bu papağandır, demişler. Konuşur.

Hoca doğru evine gitmiş, hindisini koltuğunun altına alıp pazara getirmiş.

-Kaça hindi? diye sormuşlar.

-On altın, demiş.

Herkes şaşırmış:

- Bir hindi on altın eder mi?

-Görmüyor musunuz, demiş Hoca, papağanı on iki altına satıyorlar.

- Onun marifeti var, insan gibi konuşur. Ya seninki ne yapar?

- O konuşursa, demiş Hoca, bu da insanlar gibi düşünür !

SANA NE?

Hoca çarşıda dolaşırken gevezenin biri:

-Efendi, demiş, az önce nar gibi kızarmış bir tepsi baklava götürdüler.

Hoca aldırışsız:

-Bana ne... demiş..

-Ama, demiş geveze, baklava tepsinin sizin eve götürdüler!

Hoca yine terslemiş adamı:

-Sana ne?!



YA DAYAK YEMEMIŞSİN...

Hoca Timur' un yanındaymış. Timur' a bir asker getirip sarhoş olduğunu söylemişler, " ne yapalım? " diye sormuşlar.

Timur:

-Üc yüz değnek vurun! diye buruk vermiş.

Hoca kahkahalarla gülmeye başlamış.

-Ne gülüyorsun? demiş Timur. Benimle alay mı ediyorsun? Kavuğundan da mı utanmıyorsun?

Hoca:

-Gülüyorum, demiş, çünkü ya sen hiç dayak yememişsin, ya da sayı saymasını bilmiyorsun !



SENLE DE KONUŞULMAZ Kİ..

Hoca bir gün karısına:

-Hatun, demiş, şu bizim komşu çarıkcı Mehmet Ağa'nın adı neydi?

-Kendin söyledin ya efendi, demiş karısı, Mehmet Ağa

-Canım, dilim sürçtü işte... Ne iş yapar diyecektim.

-A efendi, kendin çarıkcı demedin mi?

-Anlasan, işte, nerede oturuyor demek istedim.

-Efendi sana ne ' oluyor bugün? Komşu dedin ya....

Hoca birden sinirlenmiş, kestirip atmış:

-Aman be karı... Seninle de konuşulmaz ki !...



KAVGANIN NEDENİ

Bir gün mahallede Hoca, elinde sopayla karısının ardından koşuyor, bir yandan da bağırıyormuş:

- Nedir bu senden çektiğim ! Yeter artik ! Sana bir temiz sopa çekeyim de aklın başına gelsin !

Karısı da:

- Yetişin! Can kurtaran yok mu! Öldürecek beni bu adam ! diyerek kaçıyormuş.

Bir evde düğün varmış o sıra. Düğün evindekiler sokağa dökülmüşler, Hoca' nın karısını ele geçirmesine engel

olmuşlar.

Kadınlar Hoca' nın karısını kendi bölümlerine götürürken Hoca da içeri alınıp sofranın başına oturtulmuş.

Orada bir yandan iştahlı iştahlı yemiş, bir yandan kavgayı anlatmış. Baklava tepsisi gelince, önündeki dilimleri yiyip

bitirdikten sonra:

- Hınzır karı sokakta elime geçseydi şöyle tutup çevirecektim, deyip tepsinin dolu tarafını önüne getirmiş,

baklavanın büyük bir bölümünü mideye indirmiş.

Kahveler de içildikten sonra kavganın sebebini sormuşlar.

- Sebebi, demiş Hoca, düğüne çağrılmayışımız.

Komşu bizi çağırmayınca, biz de o kavgayı icat ettik!


MAVİ BONCUK KİMDEYSE...

Hoca' nın iki karısı varmış. Aralarında kıskanclık, geçimsizlik başgösterince, her ikisine de birbirinden gizli

birer mavi boncuk vermiş. Verirken de:

- Sakın, demiş, bu boncuğu ortagına gösterme. Bu, seni sevdiğimin kanıtıdır.

Bir gün karıları yine kavga edip Hoca' nın üstüne yürümüşler:

- Çabuk söyle ! Hangimizi daha çok seviyorsun ?

Hoca, soğukkanlılığını hiç bozmadan:

- Mavi boncuk kimdeyse gönlüm ondadır, demiş.

İki karısı da " Hoca beni seviyor" deyip onu rahat bırakmış !





UYKUM YOK...

Hoca bir köye konuk olmuş. Biraz hoş sohbeten sonra, yatma zamanının geldiğini anımsatmak için:

- Hocam, demişler, insan neden esner?

Yemek çıkarmadıklarından, aç karnına nasıl uyuyacağını düşünürmüş Hoca.

- Ya açlıktan ya uykusuzluktan, demiş.

Kendini zorlayıp esnedikten sonra eklemiş:

- Ama benim uykum yok !.

YAĞMUR

Nasreddin Hoca ve komşusu bir gün bardaktan boşanırcasına yağmur yağarken, Nasreddin Hoca da evinin penceresinde oturarak sokağı seyrediyormuş. Bir ara dostlarından birini, cüppesinin eteklerini beline dolayarak koşa koşa evine giderken görmüş ve pencereyi açarak seslenmiş:

"İnan olsun ki çok ayıp! Senin gibi aklı başında, olgun bir adam, Allah'ın rahmetinden kaçar mı?"

İçinden Hocaya hak veren adamcağız, bu sefer ağır ağır yürümeye başlamış; fakat tepeden tırnağa ıslanmış olarak evine varınca, Hocanın oyununa uğradığını anlamış.

Günün birinde Hoca yolda yağmura tutulmuş; koşar adım evine yönelmiş. Birkaç gün önce kendisiyle alay ettiği ahbabının evi önünden geçerken adamcağız taşı gediğine koymanın tam zamanı diyerek, evin penceresinden Hocaya bağırmış:

"Hocam, Hocam, Allah'ın rahmetinden niçin kaçıyorsun, ayıp değil mi sana?"

Hoca, hiç istifini bozmadan koşmaya devam ederek şu cevabı vermiş:

"Hay anlayışsız, hay!... Ben rahmetten kaçmıyorum; tam tersine yere düşen rahmetleri çiğnememek için koşuyorum!".

ZATEN ABDESTSİZDİM

Nasreddin Hoca bir gün ağacın altında namaz kılıyormuş. Ağaçta bulunan biri de onu
izliyormuş.
Namazı bittikten sonra namazımın kabul olması için Allah'a dua etmeye başlamış.
-Allahım sen namazımı kabul et.
Ağaçtaki adam:
-Etmem diye cevap vermiş.
Hoca şaşırmış. Tekrarlamıs.
-Alahım sen kıldığım namazı kabul et.
-Etmem.
Hocanın şaşkınlığı iyice artmiş.Yine:
-Allahım sen namazımı kabul et
demiş.
Ağaçtaki adam tekrar:
-Etmem deyince hoca sinirlenmis.
-Etmezsen etme.Zaten abdestsız kılmıştım.







Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5031
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz