LETAİF NEDİR

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

LETAİF NEDİR

Mesaj  Admin Bir Cuma Ekim 08, 2010 6:00 pm

alıntı

“...yazma, ..., 210x130 mm. Ölçüsündedir. Elimize geçtiği birbirine iplikle ve gelişigüzel tutturulmuş yapraklardan oluşan, satır sayısı bakımından herhangi bir düzenlilik göstermeyen bu yazmanın tebyiz edilmemiş bir nüsha olduğu düşüncesindeyiz. Sonradan deri sırtlı ve ebru kapaklı bir klâsik Osmanlı cildiyle kitap haline getirilmiştir. İkisi beyaza boş (42, 43) olmak üzere 43 varaktan oluşan yazmada zamanında numaralanmış 211 latife (fıkra) bulunmaktadır. V. 1a’da ve 1b’de adı Letâif olarak belirtilen yazma, işlek bir Rik’a ile yazılmıştır. Yazılış tarihi olarak da 208 sayılı fıkranın sonunda da hicri 1243 (1823), 209, 210, 211 sayılı fıkraların sonunda da hicri 1243 (1827) tarihi bulunmaktadır. Bu da yazmayı düzenleyen şahsın beş yıl boyunca derleyebildiklerini bir araya getirdiği sonucunu doğurmaktadır.

Letâif’te ekte sadeleştirerek sunduğumuz dokuz Nasrettin Hoca fıkrası bulunmaktadır. Bu fıkralardan 9, 36, 148, 205 sayılı fıkralardan ilk üçü bütünüyle, dördüncüsü ise kısmen ilk kez tespit edilmektedir.

55, 89, 121, 209 sayılı fıkralar ise Günay Kut’un hazırladığı tablolarda 33, 219, 24 ve 173. sırada verilmiş; 205 sayılı fıkra ise bir bölümüyle 73. sırada yer almıştır.

Şeyyad Hamza ile Nasreddin Hoca’yı konuşturan 104 sayılı fıkra ise öteki fıkralardan bazıları gibi Lâmii Çelebi’nin Letâifi’nden alınmadır.”

(M.Sabri Koz, Nasreddin Hoca, Bekrî Mustafa ve İncili Çavuş Fıkralarıyla Bazı Tarihsel Fıkra Tipleri İhtiva Eden Bir Yazma “Letâif Mecmuası, Türk Dünyası dergisi, 2000)
******

Latife 9:

Hoca Nasreddin’in evi iki mahalle arasındaymış. Camiye gelmediği için mahalle halkı toplanıp Hoca’ya giderler ve niçin namaza gelmediğini sorarlar. Hoca “özrüm vardır” diye cevap verir. Halk, özrün nedir diye sorunca da öbür mahallenin imamı ben s...m, beriki mahallenin imamı da beni s...i, onun için gelemedim, demiş. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)



Latife 36:

Bir gün Hoca Nasreddin hela kapısında dururmuş. Meğer bu sırada pederi helada imiş. Bir kuvvetli zarta sesi duyulur. Hoca da, “s....e” diye bağırır. Bir zaman sonra pederi dışarı çıkıp oğlunu görünce “ey veled-i zina, hiç haya etmez misin? Ben senin sebeb-i hayatın olan pederinim” der. Hoca ise, mazur olsun sizi validem sandım, diye cevap vermiş. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)



Latife 53:

Hoca Nasreddin bir mecliste birkaç Arap ile sohbet ederken bir zarta çeker. “Be hoca, şu adamlardan hicap etmez misin, dediklerinde, bir alay Arap gidiler, Türkçe kavarayı ne anlarlar der. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)



Latife 89:

Hoca Nasreddin çift sürerken boyunduruğun kayışı kopar. Hoca derhal başından sarığını çıkarıp kayışı yerine bağlar. Kısa bir zaman sonra tülbent de dayanamayıp kopar. Hoca tülbende hitap ederek “Sen de gör, zavallı kalış ne bela çekermiş” der. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)



Latife 104:

Merhum Hoca Nasreddin’e bir gün Şeyyad Hamza “Be Hoca, senin kemalin alemde hep maskaralık mıdır, der. Hoca da “Yiğide bir hüner yeter, ya senin hünerin nedir, diye cevap verir. Hamza da “Benim hünerim çok, kemâlime nihayet yok” der. “Her gece gökyüzüne çıkarım, aşağıdan yukarı el vururum.” Hoca “Elini vurduğun zaman yumuşak bir nesne gelir mi, diye sorar. Hamza da “gelir” deyince, “İşte o benim taşaklarımdır” diye cevap verir. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)



Latife 121:

Hoca Nasreddin bir gün mezarlıkta gömleğini çıkarıp bitlenirmiş. Bir şiddetli rüzgar esip giysilerini alıp götürmüş. Hoca da giysilerinin ardınca koşarken birkaç yolcuya rastlamış. Yolcular, böyle çıplak halde mezarlıkta ne aradığını sormuşlar. Hoca da “Görmez misiniz, çıplak bir ölüyüm, su dökmeye çıktım, şimdi yine kabrime gidiyorum” demiş. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)



Latife 148:

Nasreddin Hoca bir gün at pazarına gider, bir beygir almak ister. Buna bir katır getirirler, beygirdir bunu al, derler. Hoca da bu katırdır, bilirim, dediği halde ısrar ederler. Hoca çaresiz kalıp katırı alır. Üzengi vurup üzerine bineyim derken, katır bir çifte atar. Hoca da “Bilirim sen benim bildiğim eski katırsın, beni bana komadılar” der. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)



Latife 205:

Nasreddin Hoca bir gün doğramacı dükkanından geçerken ustanın saklı bir şey inşa ettiğini görür. “Be adam, sen ne marifetli bir adammışsın” der. Usta da “Öyledir, ben adamdan adam bile yaparım” diye cevap verir.

Bir gün mahalleden geçerken bir yüksek ağacır üzerine çıkmış bir adam görür. Ağacın altında beş on kişi ne yapalım diye konuşurlarken Hoca yaklaşır, olup biteni sorar. “Görmez misin, herif aşağı inemiyor” derler.

Hoca “Ne kadar ahmak adamlarsınız, şu kadarcık işi halledemiyorsunuz” diye çıkışır. Sonra bir ip getirmelerini ister. İp gelince bir ucunu sıkı sıkı beline bağlar, diğer ucunu da aşağıdakilere atar. Adamlar ipi sıkıca çekince ağaçtaki öyle bir iniş iner ki parça parça olur. Hoca şaşar bu işe, “Geçen gün bir kuyudan böyle ip ile bir adam çıkardık idi, ölmedi, bu niçin öldü” diye söylenir.

Hemen daha önce konuştuğu doğramacıya giden Hoca “Geçen gün bana adamdan adam yaparım demiştin, takımını al da gidelim” diye ısrar eder. Doğramacı keser, testere, burgu alıp gelir. Görür ki adam parça parça olmuş. “Bundan adam olmaz” deyince, Hoca da “Nasıl olur ise olsun, bir dolap oğlan çıkmaz mı, yapıver gitsin”, diye ısrar eder. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)

Latife 209:

Nasreddin Hoca’nın iki yaşında bir danası varmış. Birtakım veledi zinalar bu danayı boğazlatmak için aralarında anlaşırlar. Hoca’nın yanına giderek, “Haberin var mı, yarın değil öbür gün kıyamet kopacak...biz bir araya gelip eğleneceğiz, seni de meclisimize isteriz” derler.

Hoca “baş üstüne” deyip cemiyete dahil olur. Adamlar, “Hoca danayı da götürelim” derler. Hoca da kabul eder. Seyir yerine vardıkları zaman Hoca’ya “Nasıl olsa öbür gün kıyamet kopacak, gel bu danayı kesip yiyelim” derler.

Hoca da aldanıp kabul edince, dana kesilir. Ateş yakılıp kazan kurulur. Adamlar “Biz odun toplayıp sonra da oyun oynayacağız” diyerek Hoca’yı ateşin başında bırakırlar. Biraz sonra odun biter, Hoca da arkadaşlarından odun getirmelerini ister. Adamlar, oyun oynadıklarını söyleyerek odunu kendisinin bulmasını söylerler.

Hoca. Bir iki parça odun temin ederse de ateşin devamı için arkadaşlarının bir kenarda duran giysilerini teker teker yakar. Adamlar döndüklerinde giysilerini bulamayınca Hoca’ya çıkışırlar. O da, “Nasıl olsa öbür gün kıyamet kopacak” diyerek onları teselli eder. İkna edemeyince de kendisine yapılanın iç yüzünü anlar, “Maşallah kıyamet yalnız bizim dananın başına mı kopsun, cümle ile beraberiz” diyerek adamları utandırır. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni).






Bekrî Mustafa
Latife 54:

Bekrî Mustafa Efendi bir gün Topal Faik’e demiş ki “Neden acele edip erken geldiniz, yoksa menzile mi bindiniz” Orada bulunan Rüşdi Efendi söze karışarak “Hayır ayak sürüdüler, eğer murad itseler daha tez gelir idi” demiş. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)



İncili Çavuş


1925'te basılan İncili Çavuş isimli kitabın kapağı (23.Kasım.2002 Cumartesi, Hürriyet gazetesi, (Murat Bardakçı'nın arşivinden))

Latife 21:

İncili Çavuş zamanında Acem’den elçi gelmiş, nâme getirmiş. İncili Çavuş’u elçiye nedim tayin etmişler. Bir gün elçi ile İncili bir aradayken ezan okunmuş. İkisi de aptes almak için ayağa kalkmışlar. İncili Çavuş ayağını yıkarken, elçi “Ayağını ne yıkarsın, ayağında poh mu var” demiş. Meğer elçi de bu sırada yüzünü yıkamaktaymış. İncili Çavuş da “Ya sen yüzün yıkarsın, yüzünde poh mu var “ diyerek cevap vermiş. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)



Latife 32:

İncili Çavuş Acem’e gittiğinde, Şah İsmail’in fermanıyla bozuk yumurta ile yapılmış bir yemek ikram ederler. Sohbet sırasında İncili Çavuş, elinde olmadan bir zarta çeker. Ancak derhal makadına dönüp, “Eğer şah-ı âlişana elçiliğe sen gelmiş isen biz sükût edelim, sen şahım ile dilleş, eğer biz gelmiş isek sen biraz sükût eyle, biz konuşalım” demiş. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)



Latife 41:

Mâlik-i mülk-i Acem Şah İsmail’in Nefes adında bir mahbûbu var imiş. Bir gün İncili Çavuş’a, “Rûm’da mahbûb yoktur cümlesi çirgın görünüşlüdür”, deyince Çavuş da “Ey Şahım Rûm’da mahbûb vardır ki en kötüsünün zartası Şahımın nefesinden âlâdır” diyerek onu susturmuş. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)



Latife 153:

İncili Çavuş Acem Şahı’na vardıkta Şah İsmail sualden sonra “İslambol’da Farisi bilir kimse var mıdır” demiş. İncili de “İslambol’un köpekleri bile Farisi bilip söylerler” diye cevap vermiş. Şah da “Köpekler nasıl Farisi bilip söylerler” diye sorunca Çavuş da şöyle konuşmuş: “Ortalıkta bir laşe görüldüğü zaman köpeklerin büyükleri harrum, harrum deyü bağırır. Küçükleri çend, çend deyü sual ederler. Tekrar büyükleri heft, heft deyü cevap verir. İşte böyle Fârisi söylerler” deyü Şahı mat etmiş. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)



Pinti Hamid

Latife 134:

Hasisliği ile tanınmış Pinti Hamid bir gün hastalanmış. Bir dostu hatırını sormaya gelince bir tavuk getirmiş. Pinti Hamid’in atasından kalmış ve yaşı yetmişe germiş bir aşçı cariyesi varmış. Onu çağırmış ve bu tavuğu bir çömleğe koyup kaynatmasını ve suyuna çorba yapmasını, ancak tavuğu parçalamamasını tembih etmiş. Bir nice gün böyle devam ettikten sonra cariye tavuğu Pinti Hamid’in önüne getirip, “Efendi tavuğun işi bitti ve kaynamak canına yetti, bir dahi kaynarsa dağılır gider, bari şunu yiyiver” demiş.

Hamid tavuğun bu halini işitince “Eğer bu tavuğu bir dahi kaynatırsan ve dağıtmayıp çorbasını pişirirsen, bu hastalıktan öldüğüm taktirde seni azat etmelerini vasiyet edeceğim” demiş. Cariye de, “Efendi sen sağ ol, sıhhat bul, ben o azatlıktan geçtim, hem benim yerime canın için şu tavuğu yiyip kaynatmaktan azat eyle” diye cevap vermiş. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)



Latife 145:

Pinti Hamid merhum bir gün Edirne’ye gidermiş. Küçükçekmece’ye vardıkta evde karısına, mum fitilini sık sık alma, tez tükenir diye tembih etmediğini hatırlar. Acele ile dönüp eve gelir, karısına söyleyeceklerini söyler. Karısı da “Be hey koca, şu kadar şey için dönüp geldin, ayağında yemenilerine acımadın mı” diye çıkışır. Pinti Hamid “Elime aldım, yalın ayak geldim” cevabını verir. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)



Telve Mustafa
Latife 142:

Telve merhum bir gün Fındıklı’da bir kahvehane’ye girip süratle çubukluğa varıp bir çubuk alır. Kahvedeki ahbaplarından birisi, “Çubuğunu doldurmak için, kese ister misin” diye sorar. Telve’nin cevabı şu olur, “Hayır hemen bir sabun sürünüp çıkacağım”. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)



Latife 155:

Merhum Telve Mustafa, Eyüp canibinden Âsitâne’ye gelirken ahbaplarından birisine rast gelir. “Nereden gelirsin” diye sorar. Adam da “Eğrikapu’dan gelirim” diye cevap verince Telve Mustafa adama “Madem doğru adamsın, Eğrikapu’da ne işin var” diyerek latife eder. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)



Latife 156:

Büyük yangından sonra bir gün Telve Mustafa merhum tulumbacıbaşının konağına gitmiş ve tulumbacı kavuğunun taslarından birini alıp içine işemiş. Birisi görüp “Telve ne yapıyorsun, ayıp değil midir” diye çıkışmış. Telve Mustafa ise, “Bundan sonra işeme değil sıçarım bile, İslambol’da yaşanacak yer kalmadı, bunlar bundan sonra bir şeye yaramaz” diye cevap vermiş. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)



Yek-Çeşm Dürrî Efendi
Latife 58:

Mora Fatihi Şehid Ali Paşa’dan Mora Seferi sırasında Yek-Çeşm Dürrî Efendi bir zeamet rica eder. Nüktedan vezir “Efendi inşallah gelecek sene seferimiz Körfez üzerine, muzaffer olursak sana bir zeamet ihsan edelim” diye cevap vermiş. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)



Latife 135:

Tanınmış nüktedanlardan Merhum Tahir Efendi’nin evine gelen Yek-Çeşm Dürrî Efendi, ev sahibinin yokluğundan istifade ederek genç mahbubuna tasallut eder. Emeline vasıl olduğunu evin duvarına yazarak çıkıp gider. Tahir Efendi ise eve geldiğinde yazıyı okur ve durumu anlar, aynı yere bir başka mısra kaydederek üzüntüsünü dile getirir. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni).




Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5031
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz