BEKRİ MUSTAFA

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

BEKRİ MUSTAFA

Mesaj  Admin Bir Cuma Ekim 08, 2010 6:03 pm

ESKİ İSTANBUL YAŞAMININ NEŞELİ VE RENKLİ SİMASI
Bekri Mustafa





İyi bir hafız olmasına rağmen içkiciliğiyle ün salan Bekri Mustafa nüktedan, hazır cevap ve hak bilirliğiyle içkiye koyduğu yasakla anılan padişah 4. Murat’ın bile takdirini toplamıştı.
Sultanahmet’te doğup yaşayan Bekri Mustafa iyi hafızdı.
Sarhoşluğun örneği ve “sarhoşların şahı” olarak tanınmıştır Bekri Mustafa. Adı nice yüzyıllardır dillere destan olmuş, hikayeleri kuşaklar boyunca dillerde dolaşmıştır. İşte bu böylesine ünlü bir Bekri Mustafa’dır. Yorgancı esnafından Ahmet Ağa’nın oğlu olan ve gece gündüz içtiği için “Bekri” namıyla ün yapan Mustafa, 1593 yılında Kadırga’nın Cinci Meydanı ile Küçükayasofya Camii arasındaki bir evde dünyaya gelmiştir. Babasının hali vakti yerinde olduğu için çocukluğu refah içinde geçmiş, beş yaşında iken Küçükayasofya Camii yanındaki mahalle mektebinde eğitime başlamış. Burada “Hıfız’ ederek “Hafız’olmuş, sonra da Bayazıd Medresesi’ne devam etmiştir. Sabahları medreseye giderken akşamları da babasının dükkanında yorgancılık işini yüklenmişti. 18 yaşında iken annesinin de vefatıyla yalnız kalan genç yorgancı bazı arkadaşlarının da ısrarı ile bu dönemde içkiye başladı. Kumkapı’daki Agop’un Meyhanesi’nin başlıca müdavimleri arasına karıştı. Çok geçmeden medreseyi de dükkanı da bir tarafa bırakan Mustafa Ağa, bütün ömrünü gece, gündüz bu meyhanede içki içmekle geçirmeye başladığından “Bekri” namıyla anılmaya başlandı.

4. Murat’la şehzadeliğinde tanıştı
Uzun boylu, iri yapılı, geniş omuzlu, pos bıyıklı ve güçlü kuvvetli bir adam olan Bekri Mustafa, son derece zeki, nüktedan ve hoş sohbetti. Hazır cevaplığı ve hakbilirliği ile herkesin takdir ve sevgisini de toplamıştı. Bekri Mutafa’nın bu özelliklerini duyan Dördüncü Murat, daha şehzadeliği sırasında kendisini nedimleri arasına almış, tahta çıkışından sonra da saraya dahil olmuştu.

“Dördüncü Murat, içki yasağını koyduğu yıllarda dahi Bekri’nin ayyaşlığını hoş görmüş”, kendisinden iltifatlarını esirgememişti.

Bekri Mustafa’nın bu içki yasağı devirlerine ait pek çok fıkrası vardır. Bir gece kendisini içki masasında yakalayıp şişesi ile birlikte Bostancıbaşı’nın huzuruna çıkarmışlar. Bostancıbaşı, şişeyi elinde sallayarak hiddet içinde bağırmış: “Şu zıkkımı nasıl içersin be adam?” Hiç istifini bozmayan Bekri, şişeyi Bostancıbaşı’nın elinden alıp, koynundan kadehini çıkarıp “Önce bu şişeyi alır, sonra içindekini kadehe boşaltırım. Ve kadehi de işte böyle yudumlarım” diyerek bir yudumda

içmiş. Bostancıbaşı onun bu cüretkar hali ve hazırcevaplığı karşısında diyecek söz bulamamış ve kendisini affetmiş.

Bir gün Bostancıbaşı yine kendisine kızacak olmuş. “Bu içtiğin rakılar ihtiyarlığında burnundan gelecektir.” Ağanın bu sözleri karşısında Bekri şen bir kahkaha atmış: “Aman ne iyi... Ben de doldurur, yine içerim. Desene ihtiyarlıkta da işimiz iş, safamız tam olacak.”

Bostancıbaşı’nın adamları bir yaz gecesi Bekri Mustafa’yı bir havuzun içinde oturup rakısını demlenirken görmüşler. Kendisini alıp karakola götürmek isterler. Bekri birden öfkelenir: “Çekin arabanızı be... Burası size ait değildir. Kaptan Paşa gelsin. Deryaya o karışır ancak.”

Konu, komşu bütün mahalleli ve devletin ileri gelenleri Bekri Mustafa’yı içine düştüğü durumdan kurtarmak amacıyla çare ararlarken akıllarına onu Küçükayasofya Camii imamlığına getirmek gelmiş. İyi bir hafız olan ve medrese görüp okuyan ve bu işe yatkın olduğundan şüphe olmayan Bekri Mustafa için bu hiç de yadırganacak bir iş sayılmaz. Hele ortada kendisini içkiden kurtarmak gibi bir de önemli sebep varken.

Bekri Mustafa, Sultan Murat’ın da onayladığı bu görevi kabullenir mecburen. İşe başladığı gün öğle namazından sonra kaldırılan bir cenazenin namazını kıldırdıktan sonra tabuta doğru eğilip birşeyler söylemiş. Bütün cemaatin dikkatini çekmiş onun bu davranışı. Birisi dayanamamış sormuş “Merakımızı uyandırdı ağa... Neler söyledin öyle?”

Bekri Mustafa her zamanki gibi kendinden emin bir şekilde konuşmuş:

“Öteki dünyadan haber sorarlarsa Bekri Mustafa imam oldu de, anlarlar dünyanın halini dedim.”

Mezarını esnaf yaptırdı
Birgün dostlarından biri kendisine neden bu kadar içtiğini sorunca Bekri omuz silkip, kendinden emin bir şekilde konuşmuş:

“Öldükten sonra kıyamete kadar bekleyeceğimi düşünerek şimdiden bol, bol içiyorum ki sonradan aramayayım.”

İşte böylesine renkli Hikayelerle dolu yaşantısı çok kısa sürmüş Bekri’nin. Henüz 41 yaşında iken hastalanmış ve iki, üç gün içinde hayata gözlerini yummuş. Cenazesi vasiyeti üzerine “Balıkpazarı meyhanelerinin civarında bulunan mezarlığa” gömülmüş. Sonra bu mezarlık kaldırılıp yerine dükkanlar ve çarşı yapılmış. Bekri Mustafa’nın bu yalnız kabri yetmişli yıllarda Yemiş adıyla anılan semtin Kasımpaşa sokağında bulunmaktaydı. 1903 yılında çevre esnafı arasında toplanan para ile onarılmış ve başucuna bir taş dikilmiş.

dillere destan olan Bekri Mustafa, geçmiş yaşantımızın en ünlü bir halk kişisi olarak günümüzde de anılarıyla yaşatılmaktadır.

Yaşamı kısa sürmesine rağmen halkın sevgisiyle günümüze kadar yaşatılan bir tarihi kişilik olan Bekri Mustafa’ya, Türk sineması da ilgisiz kalmadı. Zaman zaman onun renkli yaşamından esinlenen filmler yapıldı. Bunlardan biri de 60’lı yıllarda çekilen “Bekri Mustafa”ydı. Bu filmde Bekri Mustafa’yı Orhan Günşiray canlandırırken “Yankesici Kız” filminde rol arkadaşları Ahmet Tarık Tekçe, Dursune Şirin ve Necdet Tosun rol arkadaşlarıydı.

Sultanahmette yaşayan, kabri Yemiş semtinde bulunan
Bekri Mustafa anılarıyla yaşıyor:

İçki yasağı sırasında bir akşam kendisini “körkütük sarhoş” halde yakalatan Bekri, Bostancıbaşının karşısına çıkarılır. Onun gibi birkaç ayyaşı da toplamışlardır sokaktan. Bostancıbaşı sıra ile sormaya başlamış, kimi “Yeniçeri” olduğunu söylemiş, Ağa “Ben Yeniçeri ağasıyım. Basın kerataya sopayı” demiş. Bir diğeri “Cebeci” olduğundan bahsetmiş “Ben Cebeci ağasıyım. Basın kerataya sopayı” demiş. Üçüncüsü “Kalyoncu” olduğunu söyleyince de “Ben Kaptan-ı Derya’yım, basın sopayı” diye kükremiş. Sıra Bekri’ye geldiğinde, ağa daha sormadan “Ben Balat’taki havranın hademesiyim” diye konuşmuş. Ağa bu zekice konuşma karşısında istemeyerek gülümsemiş: “Beni nasıl söyletmek istediğini anladım. Salın keratayı” demiş.

(alıntı: sultanahmet magazin)





Bekri Mustafa, 4. Murad döneminde yaşamıs devrin en önemli ayyaşlarından biridir. Şimdi nasıl en önemli ayyaş onu anlatalım. İçki içtiği sırada bizzat 4. Murad tarafından yakalanmış ama tatlı dilliliği ve kurnazlığı sayesinde kurtulmuştur. Bazı rivayetlere göre 4. Murad'ı alkole alıştıran şahışta bizzat bu zat-ı muhteremdir.

Gerisini ise alıntı ile verelim :



Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti İstanbul'da 4. Murat'ın "İçki Yasağı"na rağmen içkiyi tüketmeyi sürdüren Mustafa aslında "Medrese eğitimi görmüş hafız"dı. Güzel bir genç kıza aşkından dolayı mesleği içkiye verdiği bilinmekte. Ne var ki "görmüş, geçirmiş" olduğundan "dağıtmamış, kimseye zarar vermemiş" biri. Üstüne üstlük "zekice esprileri, hayat dersi sözleri" dilden dile aktarılarak günümüze kadar ulaştırılmıştır...


Bir Bekri Mustafa Fıkrası

Bekri Mustafa, yoksul bir mahallede bir caminin önünden geçmektedir. O sırada musallada bir tabut vardır, fakat namazı kıldıracak imam ortalarda yoktur. Cemaatin beklemekten canı sıkılır ve başında kavuğu sırtında cübbesiyle ordan geçen Bekri Mustafa'yı hoca zannederek namazı kıldırmasını söylerler. "Yok ben hoca değilim" dese de dinlemezler ve zorla öne geçirirler. Bekri Mustafa namazı kıldırdıktan sonra tabutun örtüsünü açar ve ölünün kulağına bir şeyler fısıldar. Cemaat ölüye ne söylediğini merak eder.

Bekri Mustafa gülerek cevaplar: “Sen şimdi aramızdan ayrılıp ahirete gidiyorsun. Eğer orada, bu dünyanın ahvalini sana sorarlarsa, Bekri Mustafa imam oldu dersin. Onlar durumu anlar...” dedim.

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5028
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz