NEYZEN TEVFİK

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

NEYZEN TEVFİK

Mesaj  Admin Bir Paz Ekim 23, 2011 11:37 pm

Hazirlayan: Selma YILMAZ



Üniversite yıllarında Sahaflar'dna aldığım eski bir kitap, daha önce hakkında herhangi bir düşünceye sahip olmadığım ilginç bir kişilikle tanışmama sebep oldu. Bir anda karşıma çıkan bu gizemli şahsiyete karşı iç dünyamda bir tutku oluştu. Belki biraz bendendi, belki de biraz bendeki benin dışındandı. Atatürk'un de "ne buyuk ne kuvvetli ruhun var" diye tanımladığı ve dahi benim tarih sahnemde bir anda felsefi renkleri degiştiren kahraman Neyzen Tevfik di.

Bazı insanlar yaşam sahnesinde oynadığı rolü senaryoya bağlı kalarak değil kendi benliklerinde olanlarla ortaya dökerler. Senaryoyu yazan başkası değil, kendileridir. Neyzen de kendi oyununu kendi yazanlardandı. Kendi hakkında herhangi bir bilgi mirasi birakmadığı halde aldığı her nefeste yaptığı her çalışma, O'nu bize anlatmaya yetti.

Neyzen'in isyankar ruhu, kendisini Cumhuriyet sonrası hiciv edebiyatımızın en büyük şairi yapti. Toplumun kurallarını hiçe sayarak doğa kanunlarına baş kaldırıp, mekan ayrımı yapmadan meyhane, hastane, tımarhane arasında özgürlüğünün bayrağını taşıyarak sanat yaşamını devam ettirdi. Neyle meyin, siirle musikinin, hayatla ölümün, çileli ve zevkli pınarlarından içerek, isyankar damlaların serüvenlerini bizlere de gösterdi. Adalet, özgürlük, halk kudreti, gibi tanımlamaları çağdaş bir dünya görüşüyle dile getirdi. Bu perspektifle bozuk düzene, yolsuzluklara, insanlığa yakışmayan herhangi bir yobaz harekete karşı, hiç tükenmeyen sanat ruhuyla kazan kaldırdı.

Çetin Altan da, Neyzen' i ve O' nun hicivlerini şöyle tanımlar:
"Şiirde yergi, küfürle kafiyenin zeka projektörleriyle insanın gözüne sokulmasıdır. Güneşe bakmış gibi bir süre ondan başka bir şey göremezsin. Hemen beğenir, hatta ezberler ilk firsatta başkasına tekrarlarsın. O da beğenir. Düşünce özgürlüğüyle üretimin kısıtlı ve kısır oldugu diyarlarda, yergi şiiri, düdük kapağı kaldırılmış düdüklü tencere buharı gibi çok yukseğe fişkırır. Neyzen'e karşı saygı ve sevgim, yazdığı yergilerden çok, yaşama karşı kabuksuz durma cesaretini göstermesindendi. Bektaşiliğini, bir 'Eski Zaman Bektaşisi' gibi yüreğinin gÖnderinde ve kimsenin unutamayacaĞI bir yukseklikte sonuna kadar dalgalandIRIp gitmiŞti..."

Ilhan Selçuk da şöyle ifade eder Neyzen'i:
"Neyzen Tevfik gibi insan kendine özgüdür, az yetişir. Böyle kişinin toplumda dokunulmazlığı vardır. Hele özgürlüklerin pekişmedigi ve gelenekleri bastırdığı yerlerde halk Neyzen tipindekilere evliya gözüyle bakar, saygı duyar. Sıradan insan, kendisinin yapamadığı işi yapan, tutamadığı yaşam biçimini yeğliyen bu tür serdengeçtileri sevgiyle anar."

Düşüncelerin elektronlar gibi bulutsu özellik göstererek dağıldığı evrende, Neyzen'den de yayılan hüzmeler insanları etkilemiştir. Özgürlük ve insanlık aşığı, yergi ve ney ustadı Neyzen Tevfik'i bir düşünürümüz, bir kaç cümleyle ne güzel anlatmıştır: "Bence Mevlana ile Neyzen arasinda yakın bir ilgi vardır. Bu iki kişinin de ulaşmak istediği hedef aynı, fakat izledikleri yollar ayrıdır. Mevlana, neyi dergaha sokmuş, Neyzen dergahtan çıkararak halkın ayağına götürmüştür. Mevlana'nın neyi ile Neyzen in meyi ayni tasavvuf potasında birlikte eriyen iki kardeştir

Mevlana ya "veli", Neyzen e "deli" diyenler, veli ile deli arasindaki büyük tasavvuf kavramını anlamayanlardır. Neyzen, şu yalancı dünyaya kendini tanıtmak için gelmedi. Ama yine de gerçek dünyası tanınmadan göçüp gitmiştir. Saygı ile anıyoruz. Tevfik Hudadandır.

Neyzen hayatı boyunca ney calmadı. O'nun yazdığı hiciv şiirleri, o dönem sistemini hem kızdırdı hem düşündürdü. Hiciv şiirlerinin yanısıra muhabbet, aşk ve kahramanlık şiirleri de yaşamında yer aldı. Fakat söhretinin en büyük nedeni de hicivleri oldu. Edebiyatımızda Nefi Eşref'ten sonra türün buyuk ustadı olmayı devam ettirdi. Neyzen'in sahip olduğu gokkuşağından birkaç rengi alarak hem Neyzen'i analım hem de kendi renklerimizi zenginleştirelim.

Neyzen'i dönemin yobazları hiç sevmezdi ve O'na "zındık"derlerdi. Hatta bu sebepten dolayı ömrünün uzun yıllarınıi sürgünde geçirmek zorunda kaldı. Yazdığı "Degil mi?" adlı inanç şiiri Neyzen'in inanç yönünü bize daha iyi anlatıyor.
Genel olarak Neyzen'i şiirleri gibi kimse tasvir edip anlatamaz. Fakat herkesin belleğinde Neyzen'e ait farkli portreler, farkli renkler var. Ben de Neyzen'e ait portremi Mustafa Yeşilova'nın renkleriyle tamamlamak istiyorum:
"Normal insanların, normalin uzağındaki bu dehayı tanımaları oldukça güçtür. Irmak yatağında normaldir. Taşınca da Neyzen'leşir. Bence Neyzen bizim taşmış halimizdir, biz O'nun sadece fazlalığına şaşmışızdır...

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5028
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: NEYZEN TEVFİK

Mesaj  Admin Bir Paz Ekim 23, 2011 11:46 pm



NEYZENDEN FIKRA GİBİ YAŞANMIŞ OLAYLAR

Hamam Sefası

Bir gün Neyzen arkadaşı çaycı Hacı ile İbrahim Paşa Hamamına gitmişlerdi. Keyif bu ya, hamamda âlem yapma arzusuna kapıldılar.Yani hamamda rakı içmek, birkaç gün ardı ardına demlenmek istediler. İki dost ufak bir damacanaya o devrin çok meşhur rakılarından olan ve Büyükada'daki manastırda bir papazın çektigi rakıdan- ki o yıllarda buna "papazın düzü" derlerdi- doldurttular. Bardak, kadeh, fincan alma lüzumunu görmediler. Hamam tasları ne güne duruyor? Rakıyı da kurnalardan birine döktüler,başına geçip taslarla içmeye başladılar.
Neyzen çaldı, Haci okudu. Haci okudu, Neyzen çaldı. Böylece günü geçirdiler. Raki tükenince getirttiler. Üçüncü gün pestemalları da attılar.Çırılçıplak, ney çalarak, okuyarak, şiir söyleyerek günü geçirdiler. Hamamın sıcaklığı da onları bol bol terletiyor ve bu yüzden içki tutmuyor, adamakıllı sarhoş olamıyorlardı. Ne yapmalı? Neyzen hemen kararını verdi, sırtına bir peştemal alarak sokağa fırladı. Direklerarasındaki Sokrat Eczanesi'ne koşarak büyük bir şişe eter aldı. Hamama dönünce eteri, rakıyı kurnaya döker. Başlarlar içmeye...
Taslar çoktan kurnanın dibinde,rakının içinde, kim çikaracak? Esasen tasa ne hacet var, beygir gibi eğilip içmek dururken??? Eğilip lıkır lıkır içerler...Bu cümbüş dört gün sürer. Nasıl oluyorsa, iki kafadar Adem. Havva, Şeytan ve Cennet hakkında bir bahse, bir münakaşaya giriyorlar.
İki çıplak Adem'in cennettte nasıl gezdiğini, elbisesini, donu olup olmadığını konuşuyorlar. Ve nihayet Adem'in de cennette kendileri gibi çıplak dolaştığına hükmediyorlar. Madem ki Adem Babamız çıplak gezerdi, onlar niçin gezmesin? "Gezerim, gezemezsin" derken Neyzen fırlayarak "Ben gezerim, işte Şehzadebaşı'na gidiyorum!" diyerek hamamın kapısından sokağa uğruyor.Neyzen'in çikamayacağına inanan Hacı, belki dışarda,soğuklukta gizlenmiştir düsüncesiyle Neyzen'in peşinden -kontrol kaygısıyla- çıkıyor. Fakat Neyzen'in sokağa çıktığını öğrenince, o da fırlıyor.Neyzen önde Hacı arkada, ikiside çiplak,sakallar uzamış Şehzadebaşı'na kadar geliyorlar.

"Dinleyen her zerreye bir hitabım var benim
Kâinat isminde hiçten bir kitabım var benim.
Ya hitabımdan okusun ya kitabımdan beni,
Yazdığım efsânede on altı bâbım var benim!
Hey'etimde müttefik magrible masrik, veche yok,
Gayr-i mer'i zerrede bin aftâbım var benim`"


Tabutta Yatardı

Hayri Yenigün anlatIyor: Bir gün Büyük Postane arkasında, Tefeyyüz Kütüphanesi'nin karşısındaki İsmail'in koltuk meyhanesine uğrar Neyzen'in nerede yatıp kalktığını sorar. Meyhaneci İsmail: " Burada, Hocapaşa Camii'nin bir tabutluğu var, oraya gider. Bir tabutun kapağını kaldırır, içine girer,kapağı da üstüne çeker ve rahat rahat uyur."


Padişahçılık

Abdülhamid döneminde,şarıklıların kahvehanelerde oturmaları yasaklanmış.Neyzen, Fevziye kiraathanesinde başında sarık nargile içerken içeriye birkaç polis, birkaç komiser, birkaç hafiye girer.Başlarında da Mesihat (Seyhülislamlik) müfettişi...
Neyzen'i karakola götürmek isterlerse de bizimki yerinden kımıldamaz. Bir yandan da o ünlü küfürlerinin hiç gün yüzü görmemişlerini birbiri ardınca sıralamaktadır.
Cadde ana baba gününe döner.Seyre gelen gelene...Başka hafiye ve polisler de ortaya çıkar;hep birlikte Neyzen'in kollarına yapışarak sürüklemeye kalkışırlar.Neyzen bir ara ellerinden sıyrılıp bir masanın üzerine çıkar, caddeye dönüp avazı çıktığı kadar bağırır: " Padişahım çok yaşa,Şevketinle bin yaşa! "
Müfettiş,komiserler,polisler çil yavrusu gibi dağılırlar.Neyzen masadan inip nargilesinden bir nefes çektikten sonra kendi kendine " Ulaaan, amma da enayi şeylermiş ha ! " der.



Edep

Tanıdığı bir subayı ziyarete, kışlaya gider. Subayın ricasi üzerine askerlere ney çalar. Sonunda aşka gelip zeybek oynamaya
durur. Pantolonun düğmelerini iliklemeyi unuttuğunu gören erlerden biri " Efendi amca, edep yerin açıkta kalmış " der. Neyzen oyunu keserek ellerini kaldırarak Tanrı'ya seslenir: " Çok şükür sana, nihayet karşıma edebim olduğunu söyleyen bir kulunu çikardın "



Hangisini İçer

Yeşilaycı bir profesör, "İçkinin Zararları" konulu bir konferans veriyormuş. Konuşmasının bir yerinde dinleyicilere sormuş:
" iki kovadan birine raki diğerine su doldurup bunları bir eseğin önüne koysak, eşek hangisinden içer acaba " Dinleyiciler hep bir ağızdan " Suyu " demişler. " Neden suyu içer" demiş profesör, Neyzen hemen atılmış " Eşekliğinden "
Ahmet Rasim milletvekilliği döneminde bu espriyi Mustafa Kemal'e anlatmış. M.Kemal bunu çok beğenmiş.
Atatürk beraberindekilerle bir akşam çiftliğinde içerken, az ötede dolaşan bir köylü çocuğunu yanına çağırarak sormuş :
--Biz ne yapıyoruz ?
--Rakı içiyorsunuz.
--Söyle bakalım, iki kovadan birine rakı diğerine su doldursak, bunları eşeğin önüne koysak, eşek hangisini içer ?
--Rakıyı!
--Aman, demiş, sebebini sormayalım!!!



Yiyip İçmek İçin Mi ?

Neyzen, bir gün Mazhar Osman'la karşılaşır.
--içmeye devam ediyor musun, Neyzen ?
--Neden sordunuz? Beni tedavi mi edeceksiniz, yoksa yemeğe mi çağıracaksınız ?



Şişe Çekerken

Neyzen, bel ağrılarından yakınmaktadır.Tanıdık doktorlardan biri: "En iyisi şişe çekmek" der, "ağriıardan kurtarır seni"
Ertesi gün bir dostu,Neyzen'i kaldırıma uzanmış, elinde rakı şişesini tepesine dikmiş şekilde görünce :
--Üstad, rakıyı bırakacağını söyleyip duruyordun, bakıyorum azaltacağına ölçüyü büsbütün kaçırmışsın.
Neyzen, dostunu yattığı yerden şöyle bir süzer:
--Bu sefer doktor tavsiyesiyle içiyorum. Bel ağrılarından şikayet ediyordum; doktor "şişe çek" dedi.

Nasıl Görüyor ?

Birinci Dünya Savaşı'nda iki gözünü kaybeden bir tanıdığıyla söyleşmektedir. Tanıdığı sorar:
--Durumu nasil görüyorsun Tevfik'ciğim?. Neyzen "karanlık" diyecekken vazgeçer,
--Sizin gördüğünüz gibi, diye cevap verir.

Yol Veririm

Meyhanenin tuvaletine giderken, daracık koridorda bir kabadayı ile karşılaşır. Birinden birinin kenara çekilmesi gerekmektedir.
Neyzen, " Müsaade et, geçeyim " der. Sarhoş kabadayı, "Sen kime kafa tutuyorsun babalık, ben senin gibi ciğeri iki para etmezlere yol vermem " diye aksilenir. Bizimki hemen kenara çekilir, " Ben veririm " der.


Herkesin Bildiğini

Basın çevrelerinde tanınmış bir hanım,Neyzen'le karşılaşınca,
--Aşkolsun, benim için aşüfte filan gibi sözler söylemişsiniz ?
Neyzen elini sinek kovalar gibi sallamış;
--Hanım, sen beni tanımıyorsun. Ben herkesin bildiği şeyleri söylemem.



Kime Uygunsa...

Moralinin bozuk olduğu bir gün, hoşlanmadığı bir adam masasına çöker ve münasebetsiz laflarla Neyzeni kızdırır. Adam bir ara;
--Üstad, bugüne kadar hiçbir yerde neden görev almadınız acaba ? diye sorunca, dayanamaz !
--Senin gibi hımbılların yerine geçmemek için der.

Pisliğe Bulaşmamak

Savaş vurguncularından birinin dedikodusu yapilmaktadır.
--Tonla parası var...Herifin bir eli yağda,bir eli balda...Nereye gitse, hemen yol açıyorlar.
Neyzen sorar :
--Gerçekten kenara çekiliyor mu herkes ?
--Çekiliyor
--Demek cebindeki pisliğe bulaşmak istemiyorlar...

Benzetmede Hata Olmaz !

Kafayı iyice bulmuş,yalpalayarak giderken bir tanıdığa rastlar.
--Yazık dostum, yazık,canına hiç acımıyorsun.Bu gidişle sen fazla yaşamazsın.
Neyzen adamın yüzüne bakıp gülümser.
--Ömür denilen, içi su dolu fıçıya benzer ,içindeki, azar azar da kullansan, hepsini de boşaltsan, mutlaka biter.



Bulunur Ama ?

Neyzen'in bir arkadaşı meyhaneye girer ve garsona sorar ;
--Bizim Neyzen burada mı?
--Burada beyim, sağdan beşinci masa.
O masada Neyzen'i göremeyen adam geri döner:
--Gitmiş...
--Affedersiniz beyim, kabahat bende. Masanın altına bakın dememiştim size...



Evin Yolu

Aksaray'da bir ev kiralar. Yeni taşındığı sıralar, geceleri meyhaneden dönerken ara sokak içindeki evini bulmakta güçlük çekmektedir. Bir gece, karşısına çıkan bekçi'ye:
--Bekçi baba, Neyzen Tevfik buralarda bir yerde oturuyor.Sen evini biliyor musun?
--Neyzen Tevfik sensin ama beyim!
--Ben sana kimim diye sormadim, Neyzen Tevfik'in evini sordum...





Yüz Karası !

Kadiköy'de Aksaraylı Hamdi'nin gazinosunda bir yandan demlenir, bir yandan ney çalarken, yanına bir boyacı çocuk yanaşır.
--Amca,boyayım mı?
Neyzen yerinden kalkar, para çıkarıp çocuğa verdikten sonra yere sirtüstü uzanır:
--Gel,yüzümü boya.
Yüzü boyanınca,Kadiköy'deki başka bir meyhaneye, Papazin Bağı'na gider.Papazin Bağını mekan tutmuş olan Ahmet Rasim,onu görünce:
--Ne bu hal Neyzen? Kuşdili Tiyatrosunda "Arabın İntikamı' nı mı oynadın?
Neyzen güler:
--Merhamet insanın yüzünü bazen kara çıkarır.
Boyacıya acıdığını söyleyip olayı anlattıktan sonra ekler:
--Kainata bir de bu heybette görüneyim,dedim. Allah'a şükür ki böyle bir yüz karam oldu.Ya çıkmazına boyansaydım???



Şimdiden Belli !

Sadrazam Sait Halim Pasa Neyzeni Yeniköy'deki yalısına davet eder.Yenilip içildikten,Neyzen'n Ney'i dinlenildikten sonra Paşa Neyzen'e pırlanta işlemeli eşsiz bir ney armağen eder.
Bizimki neyi eline alip inceler ve Paşa'ya geri verir.
--Hayrola üstad beğenmedin mi?
--Çok beğendim
--Peki neden almıyorsun?
--Ben yolsuz kalınca bu neyi satarım,yazık olur. İyisi mi sen bana beş lira ver, bu ney sende dursun...



Yüzü Gülmez...

Sert, kavgacı,geçimsiz bir adam olan komşusu Tahsin Bey'le karşılaşır.Tahsin Bey:
--Bugün hanımı disçiye götüreceğim. Dün gülerken gördüm, ön dişlerinden ikisi çürümüş.
--Yalan söylüyorsun
--Neden yalan söyleyecekmişim?
--Seninle yaşayan insanın yüzü güler mi hiç?



Fasulyeye Benziyor

İkinci Meşrutiyet döneminde nazırlığa getirilen bir zat, çok geçmeden yeğeninin vali olarak atanmasını sağlar. Karşılaştıklarında,Neyzen:
--Maşallah,kardeşinizin oğlu tıpkı fasulyeye benziyor.
--Genç yaşta vali oldu,neden fasulyeye benzesin?
--İste ben de onun için benzetiyorum ya... Fasulye de sırığa sarılarak büyür.



Çalarken..

Soruyorlar:
--Neyzen, çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın?
Maliye Bakanı hakkinda yolsuzluk dedikodularinin dolaştığı bir dönemidir.
Neyzen: " Maliye Vekili değilim ki çalarken zevk alayım ".

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5028
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz