KADININ OKUMUŞU CADI OLUR

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

KADININ OKUMUŞU CADI OLUR

Mesaj  Admin Bir Paz Haz. 14, 2015 9:10 pm




Amerikalı Fizikçi Carl Sagan, “Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı” adlı kitabında şöyle yazıyordu:
“Cinselliği bastırılmış, erkek egemen bir toplumda, yargıçları bekar kalmaya mahkum edilmiş rahipler tarafından gelen bir ortamdan bekleneceği gibi, engizisyonda güçlü cinsel ve kadın düşmanı öğelerin de söz konusu olduğu biliniyor.”
Sagan pek haksız sayılmaz. Arada bir piyango erkeklere vursa da, cadı avının aslında bir kadın avı olduğu su götürmez biçimde ortada. Zaten, masallardaki haliyle bile cadının tarifinin yaşlı, çirkin, kurbağa gözlü, uzun tırnaklı, büyük bir kazanın önünde sihirli içecekler hazırlayan bir kadın olarak resmedilmesi yeterince açık olmalı. Zaten bütün Ortaçağ vahşetine kaynaklık eden “Efsuncu kadını yaşatmayacaksın” şeklindeki İncil ayeti de açıkça kadını işaret etmekteydi.
İkinci hesaplaşma
Aslında, kadın kırımı üzerine en çok kafa patlatanların bile çok üzerinde durmadığı korkunç bir soykırımdır bu. En iyimser tahminle 10 milyon kadının öldürüldüğü bu kırımın, tarihte kadın cinsinin aldığı ikinci büyük darbe olduğu da söylenebilir. İlk darbe, kabaca anaerkil/mülkiyetsiz dönemden ataerkil/mülkiyetçi bir evreye geçilmesi olarak tanımlanabilirse eğer, “cadı avı” bu hamlenin tamamlanmasıdır.
Cadı olduğu iddia edilenlere karşı en genel suçlamalar olarak, bedenlerini ve ruhlarını şeytana satmaları, büyü yaparak çocuk öldürmeleri ve onların kanlarını emmeleri, hayvanlara ve mahsullere zarar vermeleri, fırtınalar çıkarmalarıdır. Daha doğrusu, belli bir noktadan sonra bir biçimde hoşlanılmayan herhangi bir kadın risk altındadır. Aziz Augustine göre, ‘havai güçler’ olan iblisler göklerden aşağı süzülerek kadınlarla cinsel ilişkiye giriyorlardı. İşte cadılar, bu yasak ilişkinin ürünüydü.
Kadın ve şeytan
Cadı avı; kadın bedeninin, emeğinin, cinselliğinin ve yeniden üretim yetilerinin devlet kontrolü altına alındığı bir dönemin başlangıcını teşkil etti. Kanıt bulunamasa dahi gerçekleştirilen infazlar dönemin cadı avlarının sadece büyücülükle ilgili olmadığını göstermektedir. Cadı avlarının arka planındaki belirleyici unsurlar olarak, topraklara el konulması, kolektif ilişkilerin yok olması ve kırsal kapitalizmin gelişimi olarak belirtmek mümkündür. İngiltere’de cadı olarak suçlanan kadınların, yardımlarla ayakta duran yaşlı kadınlar ya da yemek dilenen kadınlar olması ilginçtir. Bu kadınların aşırı yoksul olması, onların yiyecek için şeytanla işbirliği yapmış olmaları gibi tuhaf kanılara yol açmıştır. Kendilerine sadaka vermeyenleri lanetlemeleri, mahsullere zarar vermeleri... vb. suçlamalarla bu kadınlar infaz edilmiştir.
Kadını bilimden dışlamak
Şeytanla işbirliği yaptığı için katledilenlerin ezici çoğunluğunun kadınlar olması, dönemin tıbbının ve şifacılığının kadınların elinden alınarak tamamen erkek egemen bir düzenin kurulmasıyla da ilgilidir. O dönemde cadı olduğu iddia edilen kadınların çoğu, bugün bile farmakoloji alanında kullanılan şifalı otlar yardımıyla insanları sağaltan şifacılardı. Cadı olduğu iddia edilen kişiler bazı otlar yardımıyla doğumu kolaylaştıran, iltihap dağıtan, ağrı kesici olan ilaçlar elde ediyorlardı. Bu dönemde kiliseye bağlı hekimlerse kadının doğum sırasında çektiği acıların, işlenen ilk günahtan dolayı olduğunu öğreniyordu. Şifa dağıtan kadınların elde ettikleri sonuçlar Katolik kilisesi için önemli bir tehditti; kilise dogmalarından uzakta deneme yanılma yöntemiyle halk hekimliği yapıyorlardı ve aslında büyü gibi görünen şeyler bir anlamda o çağın bilimiydi. Oysa, Ortaçağ tıp eğitimi kilise doktriniyle çatışmayacak şekilde düzenlenmişti.
Eğer bir kadın...
Hekimlik üniversite eğitimini gerektiren bir meslek olarak ortaya çıktıktan sonra, bu mesleği yasal olarak kadınlara kapatmak çok zor olmadı. Hatta ayrıcalıklı kadınlar belki tıp okuyabilir, ama kesinlikle doktorluk yapamazlardı. 1400’lerde artık doktorluğun, şehirli okumuş tıp pratisyenlerine karşı verdiği savaş bütün Avrupa’da zaferle sonuçlanmıştı. Böylece, sağlık pratisyenlerinin büyücülükle suçlanıp ortadan kaldırılmalarının önü, kilise tarafından açılıyordu. Öyle ki cadılık suçlamasıyla kovuşturulan kadınların büyüyle uğraşıp uğraşmadığına ya da büyülerinin zararlı olup olmadığına karar veren kişiler, doktorlardı. Kanlı kıyımın önünü açan “Cadıların Çekici” kitabında, şöyle yazıyordu: “Eğer bir kadın eğitim görmeksizin birini tedaviye kalkışırsa, bu kadın bir büyücüdür ve ölmek zorundadır.”
Daha yakın zamanlarda bile Shakespeare’nin Kral Lear adlı oyununda şöyle tanımlanıyordu cadılar: “Üst tarafları kadındır onların ama alt tarafları hayvandır; bellerinden yukarısı tanrılarındır ama aşağısı şeytanın malıdır... Cehennem, zulmet, kükürt kuyuları, alev alev ateşler, kaynar sular, pis kokular hep, hep oradadır...”
Görüldüğü gibi, kadının “kirliliği” hep esas vurgudur. Cadılık davalarında göze çarpan önemli bir unsur üreme suçlarının da vurgulanmasıdır. Cadılar insanların üreme gücünü elinden almak, kürtaj yapmak ve çocukları öldürerek soyları tüketmekle suçlanmıştır. Cadı olarak tabir edilen kadınlar arasında “ebe”lerin de olması rastlantı değildir.
İskenderiye tarihinin ilk bilinen kadın matematikçisi Hypatia, cadı ilan edildiğinde yapılan suçlama aslında belki de bütün bu rezilliğin özetiydi: “Kadının okumuşu cadı olur.”

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 5025
Kayıt tarihi : 27/01/08

Kullanıcı profilini gör http://zeka.onlinegoo.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz