NAZIM HİKMET HAYATI -I-

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

NAZIM HİKMET HAYATI -I-

Mesaj  NICLENO Bir Çarş. Nis. 09, 2008 1:34 pm

ALINTI
Nazım Hikmet, 20 Kasım 1901 yılında Selanik'te doğdu. Babası Hikmet Bey, Matbuat Müdürü olarak görev yaparken oğlu Nazım, "komünist" oldu diyerek memuriyetten çıkarıldı, Kadıköy Süreyya Paşa sinemasında müdür olarak çalışmaya başladı.

Babası ile annesi ressam Celile hanımın ayrılmaları ve Celile hanımın resim tahsili için Paris'e gitmesi üzerine Nazım Hikmet, dedesi mevlevi şair Mehmet Nazım Paşa'nın konağına yerleşti. Çocukluğu bu konakta geçti ve bir paşazade gibi yetiştirildi. Zekeriya Sertel'e göre "bütün hayatında bu paşazade olmanın acısını çekti. Paşazade olmaktan kurtulmak için de yapmadığını bırakmadı."

İlk şiir denemelerinde dedesinin etkisi açıkça görülür;

Ağa Camii

Havsalam almıyordu bu hazin hali önce,
Ah, ey zavallı mabet, seni böyle görünce
Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım,
Allahımın ismini daha çok candan andım.
(.....)

Nazım Hikmet, Galatasaray Sultanisi ve Nişantaşı Numune Mektebi'ndeki öğreniminden sonra Heybeliada Bahriye Mektebi'nde okudu. Hamidiye Okul Gemisi'nde stajyer güverte subayı olarak görev yaparken sağlık nedenleri ile ordudan ayrıldı (1920).

Nazım, bütün ömrü boyunca sevmiş ve sevilmiş bir sevgi adamıdır. "Sevdayım tepeden tırnağa" dizesi Nazım'ı çok iyi anlatır. Yalnız, sevgi adamı olmasına rağmen bir aşk şairi olmamıştır. Yine de aşklarını şiire dökmekten geri durmamıştır. On beş yaşındayken ilk sevgililerinden Sabiha için de şiirler yazmıştır.

(......)
gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki
çok sevdiğim başına yemin ediyorum ben,
koyu bir çiçek gibi gözlerin kapanırken
bir dakika göğsünün üstünde olsaydım
ömrümü bir yudumda ellerinden içerdim
gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki.

On yedi yaşında aşık olduğu Azize için de şu şiiri yazmıştır;

Azize

Bir ilahi gibi içten duyulur
Seven gönüllere aşina sesin,
Başında halenur, gözlerinde nur,
Sevda mabedinde bir azizesin.
(.......)



Bu sıralarda İstanbul'da yayınlanan "Alemdar" gazetesinin düzenlediği yarışmada "Dikkat" adlı şiiri ile birinciliği kazandı.

Dikkat

Deniz durgun göl gibi, git gide genişliyor,
Sular kayalıklarda nurdan izler işliyor,
Engine sarkan gökler baştan başa yaldızlı
Şimdi göğsümde kalbim çarpıyor hızlı hızlı.
Göklerden bir yıldırım gölgesi düşmüş suya
Dalmış suyun altında bir mum gibi yanıyor.
(......)

Yine bu yıllarda işgal güçlerine karşı çıkmaya ve milliyetçilik üzerine şiirler yazmaya başlar.

Kırk Haramilerin Esiri

(........)
şimdi şanlı esirin yalnız bir kolu vardı!
Ormanı baştan başa dolaştı bir boğuk ses:
"Öteki kolu da kes, öteki kolu da kes!"
Bıraktığı baltayı cellat alırken yerden,
Meydana gölgeleri yakınlaşan göklerden,
Haykırıldı bir büyük şanlı mazinin yadı,
Birden balta esirin elinde parıldadı!


İstanbul'un işgali üzerine Kurtuluş Savaşı'nı destekledi; 1 Ocak 1921'de ise Mustafa Kemal'e silah ve cephane kaçıran gizli bir örgütün yardımıyla dört şair, Faruk Nafiz, Yusuf Ziya, Nâzım Hikmet, Vâlâ Nureddin, Sirkeci'den kalkan Yeni Dünya vapuruna gizlice bindiler. İnebolu'ya varınca, Ankara'ya geçebilmek için beş altı gün, izin ve yol parası beklemeleri gerekti. Ama Ankara'dan yalnız Nâzım Hikmet ile Vala Nureddin'e izin çıktı. İnebolu'da geçirdikleri günlerde, Anadolu'ya geçmek üzere, onlar gibi izin bekleyen, Almanya'dan gelme genç öğrencilerle tanışmışlardı. Aralarında Sadık Ahi (sonradan Mehmet Eti adıyla CHP milletvekili), Vehbi (Prof. Vehbi Sarıdal), Nafi Atuf (Kansu, sonradan CHP genel sekreteri) gibi kimseler de bulunan bu öğrenciler Spartakistler olarak anılıyor, sosyalizmi savunuyor, Türkiye'nin Misak-ı Milli sınırlarını ilk tanıyan ülke olarak Sovyetler Birliği'nden övgüyle söz ediyorlardı. Bunlar Nâzım Hikmet ile Vala Nureddin için yepyeni bilgilerdi.

Ankara'da Celile Hanım'ın uzaktan akrabası olan İsmail Fazıl Paşa, Nazım Hikmet ve Vala Nurettin'i Meclis'e çağırarak Mustafa Kemal Paşaya takdim etti.

Mustafa Kemal'in kendilerine söylediklerini Vâlâ Nureddin "Bu Dünyadan Nâzım Geçti" adlı kitabında şöyle aktarıyor:

"Basmakalıp laflara ihtiyaç duymaksızın, Mustafa Kemal, bizim için çok önemli bir sadede girdi :
"- Bazı genç şairler modern olsun diye mevzusuz şiir yazmak yoluna sapıyorlar. Size tavsiye ederim, gayeli şiirler yazınız, dedi.
"Daha da konuşacaktı. Fakat aceleyle yanına bir iki kişi yaklaştı. Bir telgraf getirdiler. Paşa göz atınca telgrafla ilgilendi. Eliyle selamlayıp bizden uzaklaştı."

Bolu Sultanisi'nde öğretmen olarak görev aldı. Nazım Hikmet, Anadolu'ya ilk defa gelmiş ve halkın yaşadığı zorluk ve sefaleti ilk kez görmüştür. Anadolu'ya geçtiği sırada kendisine verilecek görevi beklediği İnebolu, Nazım'ın düşüncelerinin değişmesinde önemli bir yer tutmuştur. Bolu'da görev yaptığı sırada yobazların din adına halkı sömürdüklerini de görmesi Nazım'ın görüşlerini iyice değiştirmiştir. Bu dönem yazdığı "Meşin Kaplı Kitap" (1921) düşüncelerindeki değişimi yansıtan şiirlerinden birisidir.

Meşin Kaplı Kitap

(.......)
Yazık, yazık bize ki asırlarca aldandık!
Karanlıkta çizilen izleri görmek için
Görüp yüzsürmek için
Yazık, yazık bize ki bir çırağ gibi yandık...
Ne gökten necat geldi, ne bir parça merhamet.
Çalışan esirlere Musa, İsa, Muhammed
Sade bir satır dua, bir tütsü buhur verdi,
Masal cennetlerinin yollarını gösterdi.
Ne beş vakit ezanı, ne Anjelüs çanları
Zincirinden kurtardı yoksul çalışanları.
Yine biz köleleriz, efendilerimiz var,
(.......)

Öğrenim için Moskova'ya gitti. Siyasi bilimler ve iktisat okudu. İstanbul'dayken beraber olduğu ve sevdiği Nüzhet ile Moskova'da birlikte oldular. Bir süre sonra da ayrıldılar. Sonra Anuşka'ya aşık oldu ve öğrenimi boyunca bu Rus kızını sevdi. Anuşka'nın başka sevgilileri olmasına ve kaprislerine rağmen onu sevmekte devam etti. Nazım, Anuşka üzerine hiç şiir yazmamıştır. 1928 yılında Nazım, Anuşka'yı Türkiye'ye evlenmek üzere çağırdı. Anuşka, bu teklifi kabul etti. Ancak, Türkiye'ye gelirken Odessa'dan yazdığı en son mektubundan sonra bir daha ondan haber alamadı.

Moskova, Nazım'ın şiir anlayışını da değiştirmiştir. O güne kadar hece vezni ile şiir yazan Nazım, Mayakovski'nin şiiri ile tanışınca "serbest nazmı" geliştirdi; ve Türk şiirinin önünde yeni bir ufuk açmış oldu. Ancak, Nazım, bu etkiyi kabul etmez; Kemal Tahir'e Bursa hapishanesinden yazdığı bir mektupta, Mayakovski'yi daha yeni okumakta olduğunu itiraf etmektedir. Serbest nazım hakkında, 1929 yılında "Resimli Ay" dergisinde çıkan bir yazısında şunları yazar:

Şiirle nesri, hikayeyi romanı, tiyatro vesaireyi ayıran şey, birinin vezinli ve kafiyeli olması, ötekilerin vezinsiz ve kafiyesiz olması değildir. Bence vezinli ve kafiyeli yazılar vardır ki, şiirle hiçbir ilgisi yoktur. Şiir, roman, hikaye vesaire gibi edebiyat kollarını birbirinden nisbi olarak ayıran şey, şekilden ziyade muhteva, hava, derinlik, mikyas farkı, velhasıl (fikir ve his) sahasında gördükleri iştir. Aynı hadiseyi şiir, hikaye, roman, tiyatro ve sinema senaryosu başka mikyaslarda, hava ve derinliklerde verirler. Aradaki ayrılık burdan gelir.


1925 yılında yurda döndüğü zaman, "Aydınlık" dergisinde çıkan yazıları ve şiirleri yüzünden kovuşturmaya uğradı. İki yıllığına tekrar Moskova'ya gitti. Yokluğunda 15 yıl hüküm giydi. Ancak Cumhuriyetin 5. yıl dönümü nedeni ile çıkarılan aftan yararlandı. Daha sonra aldığı mahkumiyetler de Cumhuriyetin 10. yıl dönümü nedeni ile çıkarılan affın kapsamına girdi.

.

NICLENO

Mesaj Sayısı : 179
Kayıt tarihi : 07/02/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz