Kadının okumuşu cadı olur

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Kadının okumuşu cadı olur

Mesaj  NICLENO Bir Salı Nis. 15, 2008 3:08 am

“Evrende düzeni, ışığı ve erkeği yaratan iyi bir öğe ile karışıklığı, karanlığı ve kadını yaratan kötü bir öğe vardır.” (Pisagor)

Dünyanın her yerinde kadınlar hakkında geleneksel önyargılarla dolu şu veya bu biçimde söylenmiş, bilinen cadılık hikâyeleri mutlaka vardır.

Bu cadılar kimi zaman bir vampir kılığında, kimi zaman bir hortlak kılığında görünen kötülükten başka bir şey bilmeyen kadınlardır. Aslında cadılığın kökünde, Avrupa'ya kuzeyden gelen barbar kavimlerin doğaya ve bilinmeyene olan tutkusunu bastırarak halkı batıl inançlarla korkutmak isteyen Kilise'ye karşı bir protesto vardır özünde. Kilise kanununun adı "Tanrı Korkusu"dur. “Halk devamlı korkmalıdır ki Tanrının evi olan kilise ayakta kalabilsin.” Bu sözler aynı zamanda engizisyonun temelini de oluşturur. Engizisyon bu amaçla kurulmuş ve görevini de yıllar boyunca acımasızca yerine getirmiştir. Engizisyonun en çok hışmına uğrayanlarsa kuşkusuz cadılardır. –kadınlar-

“Kadın, ruhlarla iletişime geçen gizemli bir varlıktır ve erkeği incitebilecek sihirli güçleri vardır.”

Günümüzdeki yaygın inancın aksine 15. yüzyıla kadar cadılık suçlamasıyla engizisyonlara gönderilen kadınların çoğunu bilge kadınlar oluşturmaktadır. Bu kadınların çoğu günümüzün hekimlerinin, hemşirelerinin, ebelerinin, eczacılarının görevlerini yapmaktadırlar. Buna rağmen yaşadıkları bölgelerde cadılar bilge olarak değil de kötülük simgesi olarak tanınmışlardır. Böyle görülmelerinin en büyük nedeni kiliselerdir elbette. Kadın erkek çatışmasının yanında dini çatışmaların da payını yadsımamak lazım diye. Bilge kadınların varlığını zararlı bulan kilise onları cadı kimliğinin bir parçası olarak görse de konumlarının çok önemli olmadığının bilincindedir.

“Çocuksuz kadınlar başarısız sayılmış, cadı diye yakılmış, lezbiyen ilan edilmiş, evlat edinmeleri yasaklanmış”tır.

Cadılara, büyüye inanmak bir inanç sorunudur. Ve hâlâ günümüzde büyüye inanıp büyücü peşinde koşan insanların sayısı azımsanamayacak kadar çoktur. Amerikalıların bir atasözünde şöyle der, “Çok kadının olduğu yerde çok cadı olur.” Aslında cadılık Havva’nın ve feminist kadının simgesi olan Lilith’in şahsında somutlaşmış olabilir. İsa’nın güç simgesi olduğu düşüncesinden olsa gerek, erkekler İsa gibidir, şeytana kapılmamayı başarabildikleri söylense de unutmayalım ki Havva yasak meyveyi yalnız yemedi.


“Evden giden erkeğin önüne kadın çıkarsa işi ters gider.”

Nedense cadılar hep kadın. Cadılık kavramı kültürlere göre değişmekle birlikte, her yerde kadının şahsında somutlaştırılıyor olması can sıkıcı elbette. Orta çağdan günümüze kadar süregelmiş olan bu gelenek en çok orta çağda kadınların yaşam hakkını ellerinden almıştır. Cadı çılgınlığını, Katolik rahipler başlatmış, onlardan da Protestan meslektaşları devralmıştır. Orta çağda cadı olduğundan kuşku duyulan kadınlar tıpkı delilere yapıldığı gibi okyanusların derinliğine atılmamış olsalar da diri diri yakılmışlardır.

Bunlara eklenebilecek trajik örneklerden biri; öldürülmesi toplumsal bir cinayet olarak görülen ve sonradan itibarı iade edilen Azize Jean Darck’dır. Henüz on dokuz yaşındaydı öldürüldüğünde. Diğeri ise cadı olarak kabul edilen bazı İngiliz kadınlarının asılarak öldürülmesi olayıdır. Avrupa tarihinde ise kadınlar kötülükler prensinin yeryüzündeki temsilcileri olarak görülmeye başlanırken bu temsilcilere karşı verilen mücadele hem çok acımasız hem de çok uzun süre devam etmiştir. Kutsal Kitap’ta “büyücülere hayat hakkı tanımayacaksın” diye yazmıyor muydu? Ve büyücüler de kadındı.

Günümüzde ise cadılık şekil değiştirmiştir.

Günümüzün kendine güvenen ayakları üzerinde durabilen kadını feministlikle -cadı- suçlanmaktadır. Avrupa’da modern çağlara gelindiğinde ise cadı avcıları kadınları evcilleştirerek cadılıktan kurtaracaklarına inandılar. Av kadın, avcılarda erkekti elbette. Bu evcilleştirme kolay olmadı. Kadınlar, üretkenliklerini, üreme ve cinsel yetileri üzerindeki denetimi kolayca devretmediler erkeklere, kilise ve rahiplere. Yaşanan onca vahşi saldırılardan sonra bugünkü evcilleştirilmiş ev kadınları haline geldiler.

Almanya’da ve Hollanda’da ise cadılar genel olarak süt büyücüsü olarak bilinirmiş. Bol süt veren bir ineğin sütten kesilmesi halinde büyü yapıldığına ve büyünün ineğin memesine bıçak saplanarak büyücünün teknesine kan akıtılmasıyla bozulacağına inanılırmış. Ortaçağda kırsal kesim insanları sadece süt büyüsüne değil, tereyağı büyüsüne de çok inanırmış; tereyağıyla yapılan büyünün ancak, karşı büyüyle bozulacağını düşünürlermiş.

Afrika’da ise köle avcılarının Avrupa’daki karşılığı cadı avcılarıydı, tarihte bir kesime yönelik uygulanan en büyük terörizm olarak bilinir cadı avcılığı.

Cinsel özerklik, ekonomik özerklikle yakından bağlantılı olduğu için bu özerkliklerini erkeklere kolayca devretmeyen kadınları suçlamanın yolu basitti. Onlar cadıydı çünkü. Kapitalist sistem, bir anlamda kadınların bu gücün karşısında zorla boyun eğdirilmesiyle doğmuştur.

Türkiye folklorunda cadılık İslam öncesi inançların etkisiyle daha çok “hortlamış” bir insan olarak algılanır. Sağlığında **** ya da ***** eti yiyenlerin öldüğünde hortlayacağına, cadılaşacağına inanılır, cadılıktan kurtarmak için de ölen kişinin mezarında ateş yakılarak huzura kavuşacağına inanırlarmış. Diğer bir inanışa göre ise Türkiye’de bir din değil ama inanç olarak kabul edilen Şamanizm’de -Ortaçağdaki cadılık anlayışının aksine- cadılık kutsal olarak kabul edildiği için yakılmazlardı.

Cadılık, Türkiye edebiyatına da konu olmuş ve Türkiye’deki bazı romanların şekillenmesinde rol oynamıştır. Ahmet Mithat ve Namık Kemal’in eserlerinde yüzeysel şekilde ele alınırken, Balkanlar’da doğan Hüseyin Cahit, Emine Seniye, Fazlı Necip gibi yazarların romanlarında cadılık ayrıntılarıyla işlenmiştir. Bu romanlarda cadı ve vampirler başkalarına hayat hakkı tanımayan, önüne ne gelirse yiyen, uzun saçlı, kazma dişli, çirkin, korkunç yaratıklar olarak çıkar karşımıza.

“Rüyada cadı görmek işlerin ters gideceğini gösterir”

Emine Seniye Hanım “ Sefalet” adlı romanında ise, “ görseniz saçları uzun, tırnakları cadı gibi yemez içmez dağlarda gezer imiş.” der. Fazlı Necip ise eserlerinde kadınları cadılara benzetir. Vassaf Kadri, “Melekper” adlı romanında vampir ve gulyabanilerden söz eder. Hüseyin Rahmi Gürpınar da “Gulyabani” adlı eserinde cadılara savaş açmış ve bunlara inanmanın hurafe olduğunu öne sürmüştür.

“Kadının okumuşu cadı olur.”

Hypatia tarihin bilinen ilk kadın matematikçisidir. Tahminen 370’li yıllarda İskenderiye’de dünyaya geldiği sanılıyor. Kiliseye bağlı kışkırtıcılar tarafından Hypatia’nın matematik ve gökbilim çalışmalarından maksatlı olarak cadı masalları yaratmışlardır. Hypatia’yı baştan çıkarıcı, kışkırtıcı ve tehlikeli biri olarak gösterirler.

Güçlü ve bağımsız kadınları cadı olarak adlandırma geleneği ne yazık ki dünyanın birçok yerinde hâlâ devam etmektedir. Cadı usulü yapacağımız bir keki yaparken düşünelim, neden bizim ülkemizde cadılar bayramı kutlanmıyor, yoksa bizde cadı mı yok?

Cadı usulü elmalı - tarçınlı kek:

Dört adet yeşil elma
Üç yumurta, bir fincan süt
Yarım fincan sıvı yağ
Bir fincan şeker
Bir paket vanilya
Bir yemek kaşığı tarçın
İki fincan un
Bir paket kabartma tozu.

Yapılışı mı, ben denedim harika oldu. Ama erkekler de en az bizim kadar iyi yapabilir bu keki. Şimdi bütün cadılar harekete geçip hayal güçlerini çalıştırırlarsa eminim bu kekin yapılışını başaracaklardır.

Cennet Bilek

NICLENO

Mesaj Sayısı : 179
Kayıt tarihi : 07/02/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz